Χαδί εγβαλλαχ!


Χαδί εγβαλλαχ!

Bu topraklarda uzun yıllar boyu Türkçe konuşan Hıristiyanlar yaşadı. Onlar İslamiyet’ten önce Anadolu’daydı. “Karamanlı” dendi onlara, ama Karaman ili ile sınırlı değildi yurt edindikleri yerler. Tokat’tan Isparta’ya, Kütahya’dan İstanbul’a görürdünüz onları. Toprak sahibi olamadıkları için hüner sahibiydiler. Kuyumculuk, nakkaşlık, hakkâklık, kalemkârlık gibi ince işler yanı sıra ticaretin de erbabı sayılırlardı. Doksanıncı yılı “kutlanan Lozan Zaferi” sayesinde yapılan “Müslüman ve Hıristiyan ahali değiş tokuşu” ile bu topraklardan silinip gittiler.

Eylül 1922’de Güzel İzmir’i de yeryüzünden silen yangın sırasında ölen binlerin arasında Karamanlı nüfus az değildi.

Karamanlı İncili’nin 1876 İstanbul baskısının kapağında şöyle yazar:

İncili Şerif yani Ahti’l Cedit ve Aslı Yunaniceden Açık Türkçeye Tercüme Olundu.” Yani Karamanlılar, beylerin ve paşaların konuştukları anlaşılmaz dile karşı “açık Türkçe” konuşuyor, konuştukları Türkçeyi Yunan alfabesi ile yazıyorlardı. Aynı İncil’den rastgele yaptığım şu alıntı hem alfabelerine hem de konuştukları dilin yalınlığına örnektir:

ΠΑΠ Δ-1. Βε γίνε τενιζην γιανηντά όγιρετμεγέ πασλατή. Βέ γιανηνά τζόκ χάλκ πιρικτί, σόγιλέ κι ο, καγιηγά κιρίπ τενίζ ουζεριντέ όυτουρούρ ίτι, βέ τζούμλε χάλκ τενιζίν κεναρηντά ίτι.”

Bap D-1. Ve yine denizin yanında öğretmeye başladı. Ve yanına çok halk birikti, öyle ki o, kayığa girip deniz üzerinde oturur idi, ve cümle halk denizin kenarında idi.

Bu “din kitabı” dili, yani biraz “ağdalı”. Yine de şu kelimelere dikkat: “Deniz, yan, halk, girmek...” Varın siz bir de Müslüman ve Hıristiyan milletin çarşı pazarda ne zengin ve ne güzel bir Türkçe ile söyleştiğini düşünün.

Bu İncil’in basılışından altmış yıl sonra İttihatçılar “alfabe ve dil devrimi” ne girişti, oysa Türkçenin devrime ihtiyacı yoktu. İncil’deki Türkçe kelimelerin yerine, “Bahr, canib, ahali, duhul” diyen beyzade ve paşazadelerin Türkçe öğrenmeye ihtiyacı vardı.

Gönderildikleri yerin kitaplarında “dilleri unutturulmuş Yunanlı” dendi Karamanlılara. Uzun yıllar “vatandaş Yunanca konuş” kampanyaları yüzünden sokaklara çıkamaz oldular.

Yurtlarından kopardığı Karamanlıları Yunanistan’a süren İttihatçılar, mübadele ile zorla Anadolu’ya getirilen Müslümanlara “Karaman Türkü” dedi! Onları da her yerde “Vatandaş Türkçe Konuş!” uyarıları karşıladı, konuşmalarıyla alay edildi.


Ülkeden ülkeye nakliyat!

Mübadele, insanların “mal” gibi nakledilmesiydi. Ne giden memnundu, ne gelen. 21 Mart 1923 tarihliAhenk gazetesi muhabiri bildiriyor:

Geçenlerde Yunanistan’da Makedonya Müslümanlarının mübadele edilmesi hakkında ...(yapılan) miting esnasında ... bir hain tarafından.. (okunan) iğrenç nutku... bu hainlerin alçaklıktaki sefalet düzeyini göstermek için aktarıyoruz” girişinin ardından konuşan mübadilin sözleri aktarılıyor:

... Vatan hissi hiçbir vakitte bizleri yurdumuzdan, yurtlarımızdan ayıramayacaktır... Mübadele prensibini ortaya atanlar, bu his, bu bağlılığı kalbimizden söküp atamazlar. Kemalist mezalimi hak ve adaletin gerçekleşmesi önünde sönecektir... Bu mübadele prensibini ortaya atanlara, Avrupalılara, bu nahak uğurda çalışanlara karşı protestolarımızı ilan için buraya toplandık. ... Biz huzur ve rahat, ve emniyet içinde vatanlarımızda yaşamak istiyoruz... Kemalistler zalim ile, zulmüne alet olan avenesiyle, hempasıyla beraber kahrolacak, vatanlarımızda birbirimize karşı samimiyet ve insanlık hissiyle emin ve saadet içinde yine bu binlerce halk hep beraber yaşayacaktır...”

İttihatçı Cumhuriyet’te vatansevere hain demek, o zamandan beri âdettendir!

Ulus-devlet” dediğin her yerde aynıdır dense de, “İmparatorluktan dönme ulus-devlet” bir başka oluyor. Mesela Türkiye’de “Türk kahvesi” mi, “Yunan kahvesi” mi kavgasına veya “baklava paylaşım savaşı”na çok değer verilir, ama şu soruyu akla getirenlere “vatan haini” denir:


 Türkçe zaten bu topraklarda Türkçe konuşan Müslüman ve Hıristiyanların ağzında arı duru bir dildi, öyleyse bu “dil devrimi” niye?


 Araba kızıp alfabeyi bozdun, eyvallah, peki yüzlerce yılın Türkçe eserlerinin alfabesini niye almadın? Yunan alfabesi “gâvur” da, Latin alfabesi aslen Türk müydü?

Mesela tıp terimlerinin “Latince” olduğunu öğreten tıp fakültelerinde bu terimlerin büyük çoğunluğunun Yunanca olduğu niye açıklanmaz, sözlüklerde bu etimolojik bilgi niye yer almaz? “İmparatorluktan doğma ulus/devlet” kibri bu olmalı!

İlk “Türk romanı” olarak Şemsettin Sami’nin “Taaşşuku Tal’ât ve Fitnat”ından söz edilir de, ondan önce yazılan “Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş”ten söz edilmez. Çünkü yazarı Kulalı Papazoğlu Evangelinos Misailidis’tir. İstanbullu Müslüman’ın yazdığına Türkçe demek için bin şahit isterken, Kulalı Hıristiyan’ın Türkçesi “Yunan” harfli olduğundan yok sayılır.

Yunan” harfleriyle “bilgiçlik” tasladığım için bağışlayın lütfen. Amacım şu; bir mezar taşında, bir kapı üstünde karşılaştığımız her Yunani yazıya “düşman” gözle bakmayalım. Çünkü o bize “anadil”imizle sesleniyor olabilir ve Türkçenin tadına “düşman”ın harfleriyle de varılabilir. Mesela şöyle:


Χαδί εγβαλλαχ! Haydi eyvalla