1+9+1

Talat.Ulusoy - 03/03/2012 13:37:03 (247 okunma)


1+9+1
Türkiye “askerperver” ve “mühendisperver” bir memlekettir. 1795 Tarihinde kurulan Mühendishâne-i Berrî -i Hümâyûn bu asker-mühendis aşkının ilk meyvesi olarak bilinir. 

Makine-elektrik-inşaat mühendisliği orta sınıflarda rağbet gören teknik dallarıdır. Bunlar bir tür “kartvizit düşkünü” mühendislikler olarak bilinir. Yoksullar arasında en bilinen mühendislik dalı ise “kaldırım mühendisliği”dir. Kaldırım mühendisleri “halk mühendisi” sınıfına girer. 

Teknik ve halk tipi mühendislikler dışında ve üstünde bir mühendislik dalı daha vardır: “Toplum mühendisliği”. Bu dalda en iyi mühendislerin Türkiye’de imal edildiği iddia edilir. Toplum mühendisi; toplumsal, siyasal ve askeri dallarda uzman olabildiği gibi, bunların değişik kombinezonlarında da uzman olabilir..

“Mühendis” terimi çoğumuzda “hesap adamı” çağrışımı yapar. Oysa mühendis “hendese” adamıdır. Hendese “geometri” anlamındadır. Bu hesaba göre mühendislik geometrik bir iştir. Şekil verme, biçimlendirme işi. Yani toplum mühendisi “toplum biçimlendiricisi.” demektir. Ve bu hesaba göre, mühendis bütün hesaplarını bir hendeseye varmak için yapar. 

“Kaldırım mühendisi”nin diğerleriyle tek ortak noktası isim benzerliğidir. Eğitilmekten hoşlanmaz, çekirdekten yetişir, ömür boyu hayat okulunda dirsek çürütür, başka medreseye gitmez. Beyaz perdenin Turist Ömer’i harika bir kaldırım mühendisi örneğidir. Garibandır, çulsuzdur, ötekidir. Ama zararsızdır, harbicidir ama asla harpçi değildir. Okumamıştır, bilimli değildir, ama bilgilidir. O “Bir lokma, bir hırka” terbiyesi alanların soyundandır. Karınca ezmez, ezemez. Kaldırım mühendisi asla kartvizit kullanmaz, ama onu herkes tanır. Alem ona “biçimsiz” der, o aleme biçim vermeye kalkmaz.

Kartvizit mühendislikleri, yani teknik mühendislikler ve toplum mühendisliği için “eğitim” şarttır. İlköğretimde, orta öğretimde; teknik, dini , mülki, harbi, tıbbi ve nice yükseköğrenim kollarında her öğrencinin öncelikle bir toplum mühendisi adayı olarak yetişmesine özen gösterilir. Toplum mühendisi olmaya uygun bulunmayanlar, devlet adamı istidadı taşımayanlar mimar, mühendis, hekim, eczacı, ilahiyatçı ve sair unvanlarla ereken mezun olurlar. Bunlara “Rabbena, hep bana” ve “hap yap, para kap” terbiyesi verilmeye çalışılır.

Toplum mühendisliği ehliyeti, bir uzmanlık dalı olarak bütün eğitimlerin üstüne ek bir özel eğitimle verilir.. Bütün meslek alanları ve bütün malzemeleri sınırsız olarak ve sonsuz eylem çeşitliliği içinde; silahlı ve silahsız oyunlarla, her dilden ve her türden yalanlarla iş yapmayı öğrenir.Kaldırım mühendisi ve diğer teknik mühendislerden temel farkı: okumuş cahil ve imansız zalim oluşudur. Harpçidir, ama asla harbici değildir. Toplum mühendisi herkesi görür, ama kimseye görünmez. “Mevzubahis olan toplumu biçimlendirmekse her şey teferruat” ve “Ya hep, ya hiç”terbiyesizliğiyle yetiştirilir.

Toplum mühendisliği adaylığının her aşamasında “eğitim” çok önemlidir. Tarih eğitimi, özellikle “inkılap tarihi” eğitimi. Yüksek öğrenime başlayasıya kadar ezberletilenler yetmez, bir de yüksek “eğitim”in son senesinde temel ders olarak “inkılap tarihi” zorla okutulur. 

Toplum mühendisliği eğitimi “kaydı hayat” bir eğitimdir. Yani beşikten mezara. Önce ana karnında başlar: “Her Türk asker doğar.” Sonra “aile okulu” dersleri başlar: “Ben bir küçük askerim… ezerim.” Ardından anaokulunda “Atatürk sen ölmedin” eğitimi verilir. İlköğretimin ilk sınıfında artık ölüm kabul edilmiştir: “Atam, sen kalk da ben yatam!”

Buraya kadar olan toplum mühendisliği adaylığı eğitimi, aslında bir aday adaylığı eğitimidir. Aday adayları askere gider ve zorunlu “askerlik hizmeti”nin sabah koşuları nakaratlarında eğitim baştan alınır: “Her Türk asker doğar!” Anasından yeni doğmuşçasına tertemiz bu gençler arasından, artık rahatlıkla her işi başarabilecek toplum mühendisleri devşirilebilir 

Bu eğitimden geçenlerin çoğunda renk körlüğü oluşur. Dünya iki renklidir, siyah ve beyaz. Mesela Osmanlı istibdad’dır, Cumhuriyet hürriyet gibi. Tek Parti yılları asrı saadet’tir, çok parti yılları milli felaket’tir gibi. Gün gelir renk körlüğü işitme bozukluğuna kadar varır. Ağzından çıkanı kulağı duymaz olur böylelerinin. Aynı kişi, aynı anda, peşi sıra şu cümleleri kurabilir mesela: “Bir Türk dünyaya bedeldir” ve hemen arkasından “ Bu millet adam olmaz, birader!” Ya da:: “İsviçre’nin minareyi yasaklaması inanç özgürlüğüne aykırıdır” hemen peşinden “misyoner faaliyetleri yasaklanmalıdır!” gibi…

Evet, bu memleket “milli eğitimci”lerin “talim ve terbiye”lerinin tamamı itibariyle bir mühendislik mektebidir. Erkek egemen toplumda, çelişkili gibi dursa da, kadınların toplum mühendisliği eğitimin dışında kalması en büyük tehlike olarak görülür. Sık sık “Hadi bakalım kızlar mektebe” kampanyaları yapılır. Neticede kadın-erkek, bu mektebin tezgahında tornalanan dindar, laikçi, solcu, sağcı, liberal, muhafazakar herkes irili ufaklı toplum mühendisi adayları olarak şekillendirilmiştir artık. Bir başka “eğitim”e, hele hele bol seçenekli, beyinleri özgürleştiren “öğrenim”lere geçit yoktur. 

Korkarım iyi yetişmiş mühendisler “kuş çıkacak” diye bakışlarımızı yine içi boş bir “geyik muhabbeti”ne çevirdi: Bence eğitimde ister “4-2-4”,isterse “4-4-4” taktiği uygulansın fark etmez. Hatta futbolumuzun dünyaya hediye ettiği ve unutulmaya yüz tutan “1+9+1” taktiğini eğitime uyarlasak da olur. Nasıl olsa bu memleket eğitimde “devlet devşirme” sistemi egemen bir memleket! Varsa yoksa “tevhid-i tedrisat enderunu”, varsa yoksa doksan yıllık mühendislik müfredatı, varsa yoksa “kızlar da devşirilsin” kampanyaları. 

Galiba eğitimde esas mesele “erken gelin”, “küçük çırak”, “köse imam” değil; “küçük asker”, “yavru mücahid” zihniyeti. Yani “dinci” ya da“atamcı”, hedefleri farklı da olsa toplumu eğiterek şekillendirme anlayışlarının tümü. Yani ana karnında “asker” veya “mücahid” veya “militan”yetiştirmeye yeltenen zihniyetler.