BİR İZMİR HİKAYESİ

 Talat.Ulusoy - 01/09/2009 21:56:53 (711 okunma)



BİR İZMİR HİKAYESİ

“Demokratik Açılım” tartışmaları kapsamında, Kürtlerin yoğun yaşadığı yörelerde değiştirilen ilçe ve köy adlarının iadesi konu edildi. Bu vesileyle, isim değiştirme geleneğinin sadece Kürtçe isimleri kapsamadığını ve başlangıç tarihinin de 1980 ertesi değil, çok daha eskilere gittiğini İzmir örneğiyle göstermek ve bu güne bağlamak istiyorum. 

15 Şubat 1933 günlü şehir (belediye) meclis toplantısına “Cumhuriyet rejimine uymayan mahalle isimlerini değiştirmek” için 15 Kasım 1932’de kurulan komisyonun mazbatası gelir. Yunanca, Ermenice ve Levanten dillerinden birine ait isimlerin değiştirileceği anlamını çıkarabilirsiniz belki bu mazbata başlığından, ama öyle değil. İzmir’in üçte birini yok eden yangın, sadece Hristiyan mahallelerini kül etmiştir ve oralarda bile Rumca, Ermenice ve Levanten dillerinden birine ait resmi sokak ismi (elbet halk arasında her topluluğun diline ve dinine uygun adlandırması vardır) yok denecek kadar azdır. Değiştirilecek olan doğrudan veya dolaylı olarak Osmanlı’ya ait mahalle, sokak ve çıkmaz-sokak isimleridir. Ancak, çoğu ya mübadil ya da muhacir olan ve yine büyük çoğunluğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka’yı desteklemiş olan şehir halkına bu değişiklikler nasıl kabul ettirilecektir? Çünkü mübadil ve muhacirler, koparılıp getirildikleri topraklarda da aynı tarihin ürünü benzer mahalle, sokak ve çıkmaz-sokak adlarıyla büyümüşlerdir. 

O günlerin gazetelerinden izleyelim: “Eski rejimlere ve devirlere ait isimlerin bugünkü rejimin ruhuna uygun ve düz Türkçe isimlere kalbedilmesi için şehrimizde yeni bir cereyan gittikçe kuvvet bulmaktadır…”(1) Sonunda kuvvet hakimiyetini kurar, 12 Şubat gecesi son seferini yapmakta olan “Reşadiye” tramvayı durdurulur, hat tabelaları (üzerinde Reşadiye yazıyor diye) tahrip edilir. Aynı muameleye Reşadiye vapur iskelesi de maruz kalır. Fikir “Tek Parti”den, gayret Türk Ocağı gençlerinden, hamiyet de İzmir mebusu ve eski adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt’tan gelir: “ Dün akşamüzeri Kokaryalı gazinosunda birkaç arkadaşımla konuşuyordum… ‘Nasıl olur da buranın adı hala sultan Reşad’a atfen (Reşadiye)dir? Buna hayret ediyorum. Başka isim yok mu? Bursa’da mürteciler Türkçe ezan istemeyiz, Arapça olacak diyorlar. Niçin gençler, bilhassa İzmir gençliği Arapça ezan okumak isteyenleri camiin içinden yakalayıp kapı dışarı atmıyorlar?’ dedim. Arkamda orada gençlerin varlını fark etmeden sarfettiği bu sözlerin semeresini hemen alıyor: “On dakika sonra vapur iskelesinden ve tramvaydan aldıkları (Reşadiye) levhalarını getirdiler ve ‘İşte İzmir gençliği vardır’ dediler.” Gençler bu levhalardaki isimleri siler ve “… Diğer birisi de nereden bulduğunu bilmediğim boya ve fırça ile aynı levhanın üzerine ‘Cumhuriyet Yalısı’ yazdı” diyerek noktalar sabık bakan başlatıcısı olduğu bu olayın hikayesini.(2)

“Türkçe ezan, vatandaş Türkçe konuş ve yabancı şirketlere yazışmalarında Türkçe mecburiyeti” gibi bir dizi kampanyaların da sürdüğü o günlerde, mahalle ve sokak adlarını değiştirmek o kadar kolay olmaz. Özellikle “düz”(öz) Türkçe isim kıtlığından bunalan komisyon, nihayet 1936’da çalışmasını bitirir ve mahalle adları değiştirilir. Reşadiye mahallesinin adı “Cumhuriyet Yalısı” olmamıştır, artık Güzelyalı’dır. Şehir Meclisi görüşmelerinin sonuna doğru üyelerden biri uyanır ve uyarır “Yalı” Türkçe değidir, Rumca’dır. Güzelköy adını önerir. Köy mü? O da modern bulunmaz, reddedilir. Hatuniye mahallesinin adı “Kemal yeri” olarak değiştirilir, ama aradn geçen yetmiş yıla rağmen halk oraya Hatuniye der. Adı neredeyse İzmir adıyla bütünleşen Tamaşalık (Temaşalık) mahallesine de “Gezim Yeri” adı layık görülür, ama tutmaz.

Sokak adlarının değiştirilmesi, hem sayıca çokluğundan (isim bulma imkansızlığı, hem de mahalleli kimliğindeki ağırlıklı yerinden ötürü komisyonu perişan etmiştir. Medine Yokuşu, Mekke Yokuşu, Hacı Mahmut Sokağı, Molla Reis Sokak, Şayetse, Rayegan, Arap Fırını Sokağı, Deve Çıkmazı gibi sokak adları; Osmaniye ve Mahmudiye gibi cadde adlarını değiştirmeye kalkışır ama düz (yani öz) Türkçe yetmez bu değişikliğe. 

Tarihin yükünden kurtularak milli kimlik kazanma ülküsünün imdadına rakamlar yetişir: İzmir “damgalanır” mahkumlar gibi. Sokaklara numara verilir, isimler silinir. Medine Yokuşu (436 sokak), Mekke Yokuşu (842 sokak) olur ve Cumhuriyet kurtulur. Rakamlarla tarih ifade edilir ama ne yazık ki rakamların tarihi yoktur. İzmir tarihini kaybeder. (İstanabul’da buna cesaret edilememiştir). 

Oturduğu mahallenin ve sokağın tarihini bilen İzmirli bulmak zordur artık. Haydi derin tarih bilgisinden geçtim, 1672 numaralı sokakta oturan ve o an evinin kapısından çıkan bir İzmirliyi çevirin ve sorun “1673 sokak nerede acaba?” diye, şaşkın ifadeyle dudak büktüğüne tanık olursunuz. 

İzmir yeniden sokak isimlerine dönüyor! Şimdilerde numaranın yanına yer yer şehit adları eklenmeye başladı. Tarihini kaybeden İzmir, ne yazık ki geleceğini, yani barış ve huzurunu harcadığının bile farkında değil.



(1) ve (2) Bkz. 14 Şubat 1933 tarihli Yeni Asır gazetesi