Çerçi! Ya sev, ya sev!

Çerçi! Ya sev, ya sev!

İnsanları yurdundan sürmek için ille köyünden alıp yayan yapıldak yollara düşürmek gerekmez.

Ege’nin “ekonomi”sini “feth”e yollanan Celal Bayar’ın 1914-1918 arasındaki “başarı”larından sonra, İttihatçılar daha “ince” yollar geliştirdi: İnsanı işsiz bırakmak, her yolla taciz etmek, “ya sev ya terk et” diyerek “milli kibarlık” göstermek gibi...

Cumhuriyet’te İttihatçılar işleri artık eskisi gibi “Teşkilat-ı Mahsusa” eliyle değil, “milli basın”ın başını çektiği “kampanya”lar zinciriyle yürütür. Yahudilerin kestikleri hayvanların sakatatına el koymak için fitillenen bir kampanyayı (Kurban ve ötekiler, 7 Ekim, Taraf), iki ay sonra yeni bir “milli duyarlılık” kampanyası izler. Kısaltılmış ve sadeleştirilmiş olarak o günlerden bir yaprak:

Milas Türk Ocağı tarafından köylülerin durumu hakkında İsmet Paşa hazretlerine sunulanlar çok ilgi çekicidir. Köylüyü Yahudi vurgunculuğundan kurtarmak zorunluluğu vardır ... halkın rica girişimlerini lutfen kabul ederek ... İsmet Paşa ... Muğla’yı, Milas’ı da onurlandırmışlardır


Milas Türk Ocağı kendisinden beklemekte pek haklı olduğumuz bilinçli bir hareketle bu güzel fırsattan yararlandı. Onurlarına düzenledikleri bir ziyafette Türk gençlerine has bir yiğitlik ve ve samimiyetle memleketin ekonomik durumunu, köylünün bir avuç Yahudi elinde nasıl çaresiz bir alet haline gelmiş olduğunu çok kötü bir tablo olarak Başbakan Paşa Hazretlerine sundular.


Türk’ün Cumhuriyet devrindeki ... bütün çalışmalarına rağmen maalesef bazı yerlerde pek ufak bir Yahudi azınlığı köylümüze ekonomik bakımdan hâlâ egemendir. Birkaç düzineyi geçmeyen bir Yahudi kitlesi haksız kaynaklardan sağlanmış ufak tefek parasal sermayelerle köylülerin emek ürününü elinden almakta, kışın çamurlar içinde yazın yakıcı bir güneş altında aralıksız bir emek ile elde edilen mütevazı ürünü vurgunculuk ve faizcilik yollarıyla hep kendisine yontmaktadır. İşte Milas da maalesef bu Yahudi ekonomik egemenliğinin kurbanı olan kasabalarımızdan biridir ...
” (29 Mart 1926, Hizmet)


ÇERÇİ MOİZ, YAZ DEFTERE!


Çerçi
, gezgin satıcı demek. Tek atın çektiği bir kapalı araba düşünün, içi öyle düzenlenmiştir ki, iğneden ipliğe tuhafiye, aynadan tarağa züccaciye ve bir top basma, pazen, amerikan bezi türümanifatura özenle raflarına yerleştirilmiştir. Yani “ufak” sermayeli bir iş. Yahudi “küçük esnaf” mahalle mahalle, köy köy dolaşarak satar mallarını. Kenarları lime lime, köşeleri kıvrık kopuk “veresiye defteri”ne yazılır alınan, hasattan sonra ödenecektir. Yani çileli bir iştir.


Millet-i Hâkime
 düzeninde İslam millet böyle işlere tenezzül etmez, ağalığına beyliğine yakışmaz. Yahudi onun hizmetkârıdır, Ama hizmetkâr zengin olmaya başlarsa... Millet-i Hâkime düzeniniTürk olarak sürdüren İttihatçı Cumhuriyet ona haddini bildirir. Milli ekonomide “Türk” olmayan çerçiye bile izin yoktur.

O günlerde kampanya kampanyaları kovalar. 14 Nisan 1926 tarihli Yanıkyurt gazetesi manşetten sorar: “Yahudiler gümrüklerde hâlâ çalışıyor mu?” Bu baskılarla dağ köyündeki “çerçi”den İzmir gümrüğündeki çalışana kadar bütün Yahudileri “işsiz” bırakmak ve göçe zorlamaktır amaçlanan.

İttihatçıların yirmi yıllık “operasyon” gazetesi ve Celal Bey’in sağ kolu Anadolu gazetesi, milletin merakla beklediği (!) bir haberle 1930 yılının ilk (9 Ocak) bombasını patlatır “Şarapların sağlığa aykırı olduğu belirlendi!

Memleket dâhilinde üretilerek piyasaya sürülen şaraplar şimdiye kadar tahlil edilmiyordu... Bu önemli noktayı dikkate alan İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı İzmir Bölge Başmüdürlüğü, bölgesinde üretilen şarapları ... derhal faaliyete geçerek tahlile başlamıştır. Tahlil sonuçları çok ilginçtir. Aldığımız bilgiye göre İzmir ile bölgesindeki çeşitli imalathanelerde üretilerek piyasaya sürülen şarapların ... sağlığa aykırı bir durumda olduğu görülmüştür. İzmir piyasasındaki şarapların birçoğu boya ile boyandığı gibi içine fazla miktarda da ‘tanen’ konmuştur. Yalnız su ile yapılmış ve içine biraz ispirto karıştırılmış simsiyah şaraplara da rastlanmıştır... Yapılan soruşturmaya göre bu sağlığa aykırı şarapları üretenler en çok Yahudilerdir...

Hayalî bir “Yahudi” üzerinden “milli dava” haberi. Asparagas değil, merkez medyadan bugün de tanıdığımız, düpedüz “yazdırılmış” bir haber. Anadolu İttihatçıların Ege Bölgesi resmî yayın organı. Haber diye verdiği “psikolojik harekât” haberinde tek bir isim ve adres yoktur!

Benzer “kamuoyu oluşturma” çabaları başta İstanbul olmak üzere Yahudilerin yaşadığı her şehirde hemen her gün bıkmadan sürdürülür. Paralelinde aralıksız bir “vatandaş Türkçe konuş” kanmpanyaları, “şirketlerde Türkçe mecburiyeti” genelgeleriyle yaylım ateşi altına alınır Yahudi yurttaşlar. Karikatürlerde, radyo ve tiyatro oyunlarında, “Yahudi fıkraları”nda nefret söylemleri ve aşağılama gırla gider.

Kampanyalar zinciri “sonuç” verir, 1934 Trakya “olay”ları yaşanır ve ertesinde beş yüz binden fazla Yahudi yurttaş, “Ya sev, ya terk et” komutu uyarınca ülkesini terketmek zorunda kalır.

Sev” emrine uyup kalanlar nüfus kayıtlarında “kod nmarası 3” olarak fişlenen Türk’lerdir!

Yeni anayasa çalışmalarında hâlâ “Türk vatandaşlığı”nda ısrar edenler “ya sev, ya sev” diyenlerdir.