Cumhuriyet dindir, imandır, yolsuzluktur!

Cumhuriyet dindir, imandır, yolsuzluktur!

Öncelikle, “maddi çıkar” için yapılan hukuksuz işlere denir “yolsuzluk”. Bir görev ve yetkiyi kötüye kullanmak da yolsuzluk kapsamına girer. Yani bir yönetimin hukuk dışına çıkması yolsuzluktur. Yüz yıllık İttihatçılık tarihiyle sabittir ki, bu topraklar her çeşidinden “yolsuzluk” zenginidir. “Dersim” katliamı ve devlet adına “faili meçhul” cinayetleri hatırlayın.

1930-2013. Koskoca seksen üç yıl geçmiş. “Menemen Olayı”, üzerindeki çok sayıda “hukuksuz” ve karanlık noktaya rağmen “resmen” aydınlatılmış değil. Ama hâlâ kimi devlet kurumları bu “karanlık” olayın yıldönümünde “resmen” bildiri yayınlıyor, anma törenleri yapıyor. Devlet, Menemen hükümet binasının olduğu meydanda, jandarmasının gözü önünde geçen bu olayın bütün belgelerini kamuya açarak aydınlanmasına yardımcı olmak zorundadır.

“Atatürk devrimleri” sayesinde yazılı ve sözlü yollardan tarih aktarımını kesintiye uğratan İttihatçılar, yıllardır okullarda taze beyinlere tarih diye kendi “zihniyet”ini yüklüyor. “Nefret körükleme”de kullanılan “kör testereli yobaz” figürü bunların en başında gelir. Her tür vesayet bu zihniyetten beslendi, besleniyor.

Genelkurmay “Kubilay Olayı” hakkında elindeki belgelerden bir kısmını sitesine koymuş. Bunlardan 23 Aralık 1930 tarihli Keşif Zabıt Varakası, “kör testere” efsanesinin tersini yazıyor. O satırları buraya almayı yüreğim kaldırmadı. Merak eden “Genel Kurmay ATASE Arşivi; D1, F1-1” belgesini okusun.

Etkileri böyle büyük bir toplumsal olaya dair tarihî belgelerin Genelkurmay arşivinde ne işi var sorusu şimdilik bir kenarda dursun ve on üç sayfa hâlinde siteye konulan belgelerden bazılarına mercek tutalım.

İDAMLIKLARIN “ÖRGÜTSEL” İLİŞKİLERİNİN KANITI

“Mektuplarını aldım. Duygulandım. Cenabı Hak yakın bir zaman için şu ayrılık durumunu kavuşmaya döndürsün. Amin. Eşiniz hanıma ailecek selam yollarım. Pek kuvvetli olan bağlılığı teşekküre değer. Kıskansanız hakkınız vardır. Anlam bakımından beraber olduğu gibi maddeten (dört kelime okunamadı) hazretlerine istirham eylerim. Efradı ailemiz kendilerine selam ediyorlar. Oğlum Ali (okunamadı) dahi mahsusen selam ve ihtiram ederler. Selamlarını yazmış olduğunuz efendilere selamlarımızın bildirilmesi rica olunur. Sarıyer’de kaymakamlık açılıyormuş. Müftülüğü için İbrahim Efendi vasıtalara ve sevenlerimize müracaat etmektedir. Mevlam nasip ederse inşallah yakın zamanda gelir ve (okunamadı)makama oturursunuz. Baki esselamünaleyküm.” (Genel Kurmay ATASE Arşivi; D4, F3-12)

Menemen’de idama mahkûm edilen seksen dört yaşındaki Nakşibendî şeyhi Esat Efendi’nin, eski harflerle yazdığı dört mektuptan birinde yazılı yukarıdaki sadeleştirilmiş italikler. Diğer üç mektubun bundan hiç farkı yok. Bu mektuplar Esat Efendi’nin Manisa Askerî Hastanesi imamlığından emekli İbrahim Efendi’yle olan ilişkisine kanıt olarak konulmuş siteye! Esat Efendi ile İbrahim Hoca sözde “derviş” Mehmet ve altı kişilik avenesini bu cinayete azmettiren olarak yargılanmıştı. Mektuplar “eski yazı”, keşke “Latin harfi”ne aktarılmış hâli de konulsaydı siteye!

SEN MİSİN ŞEYH’E BAĞLANAN

“İlk tarikata intisabım on iki sene evveldir. Nakşibendidir. Şeyhim İsmail Necati idi. Babıali’de oturuyordu, tekkesi vardı. Ölmüştü. Ondan bir sene sonra tahminen o zaman Çapa’da tekkesi bulunan Şeyh Esat Ef.nin zikrine gittim ve ona bağlandım. Yani kendisi hocam oldu.” (Genel Kurmay ATASE Arşivi; D1, F2-272)

“Harf Devrimi” yapıldığı için, Esat Efendi de, İbrahim Hoca da yeni yazıyı okuyamıyor. İfadelerini polis amiri onların adına okuyup (!), mühür bastırıyor. O “mühür”ün sonu “idam”dır. Hukukta bunun yeri var mı?

Sitedeki “Nakşibendî tarikatı mensupları” (D4, F1-55) belgesine göre yargılananlar arasında bir de Kadın Efendi var ve şöyle tanıtılıyor: “Vahdettin’in boşadığı eşlerinden Fener Yolu’nda Mazhar Osman beyin köşkü civarında oturan Darendeli Mevlut isimli birinin halen nikahında.” Doğrusu bunu hiç duymamışım!

Menemen Olayı ile ilgili, İzmir’den Urfa’ya, Arhavi’den Niğde’ye 2.200 kişi tutuklanır ve 33 Kürt yurttaşı kurşuna dizdiren ünlü general Mustafa Muğlalı, başkanı olduğu Divanı Harp’te 606 kişiyi yargılar ve elebaşı “derviş” Mehmet’in yanısıra 36 kişiyi idama mahkûm eder, 27 kişi asılır. Van’da kışlaya adı verilirken Menemen’deki hizmetleri de düşünülmüş müydü acaba Muğlalı’nın?

Menemenli Yahudi Hayimoğlu Jozef de “irtica destekçisi” diye asılanlardandır!

TEK PARTİ’YE EŞ KOŞULMAZ

“Atatürk’ün rejime muhalefeti açığa çıkararak kontrol edebilmek” ve “muhalefet fikri taşımak gibi cüretleri kökünden söküp atmak” (Taner Timur’dan aktaran Eşref Turan, Türkiye’de Yerel Seçimler, s.38) için kurdurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (SCF), Menemen’de belediye seçimlerini Atatürk’ün partisini ikiye katlayarak kazanmasından bir ay sonra patlak verir “Menemen Olayı”.

“Cumhuriyet, inkılap baştan başa bir dindir, bir imandır. Bu dinin, bu imanın bir kitabı olacaktı, bir ibadeti olacaktı, dahileri olacaktı, müminleri olacaktı. Cumhuriyetin erdemlerini, düşüncelerini insanlar arasında geceli gündüzlü çalışarak herkese (okunamadı) bildirecek, bu cahil insanları yürütecek adamlar olacaktı. İşte bu alandaki görevlerimizi yerine getirmedik. Bu alanda sorumluluğumuz vardır.”

Konuşan, SCF’nin ikinci adamı Ahmet Ağaoğlu. Kubilay’ın “din” uğruna “şehit” olduğu Menemen Olayı ardından, 1 Ocak 1931’de Meclis’in “gizli oturum”unda yaptığı konuşma sırasında söyler bunları.

İttihatçı “Tek Adam”a tapan ibretlik bir “muhalefet!” Hepimiz “İttihat ve Terakki”nin askerleriyiz!