Doksan sekiz yaşında!

Doksan sekiz yaşında!

Cumhuriyet” resmen doksanına bastı. Yıllardır ne yönetilenler “bu cumhuriyet”i sevdi ne de yönetmeyi “veraseten hak” gören azınlık “bu cahil halkı”.


Cumhuriyet
 için hep “Köylü milletin efendisi”ydi. Galiba doksan yılın “tek doğru” sözü de bu; hâlâ “vesayetçi” milletin “işçi, köylü, kapıcı, hizmetli, esnaf” gibi “alt tabaka” insanlara “efendiiii!” diye ünlediğini ve emrindeki askere ayakkabısını sildiren darbeci “paşa”yı hatırlarsanız...

Yargı önünde “vesayetçi” olarak tescillenenler ve hayranları kendilerini hep Cumhuriyet’in “asıl sahip”i bir “kurucu millet” olarak görür. Öyledir! Ancak “kuruluş” 1923’te değil 1915’te başlar ve doksan sekiz yılda Hıristiyanlar yok düzeyine indirilmiştir. Lozan’da altına imza atılan “1915’te gasp edilen Ermeni mallarının geri verilmesi”ne dair hükümlere uyulmaması bir “Cumhuriyet zaferi”dir.

 


HALK CAHİLDİR, İRTİCA HORTLAYABİLİR!


“... Son günlerin olayları birçok kimseyi ne istediklerini bilmez, ne olduklarını anlamaz bir duruma düşürdü... Aydınlar diktatörlüğü, faşizm,.. sözkonusu oldu ve olmakta devam ediyor. Şimdi de İstanbul’da bir gazete Gazi Hazretleri’nin İstanbul’u onurlandırdığı gün, ‘Nasıl Rusya’da komünizm, İtalya’da faşizm varsa biz de Kemalizm istiyoruz’ diyor. Bu yeni istek herhalde (izm) kafiyesinin cazibesine kapılmaktan başka bir sakatlığın ürünü olmasa gerektir... Pusulasını şaşırmış ne istediğini bilmeyenler ancak bu şekilde birbirini tutmayan istekleri ortaya atabilirler... Türkiye en gelişmiş yönetimin cumhuriyet olduğuna inanmış ve ona kalbini, inancını bağlamıştır... Tek istediği onun gereklerine tam ve kesin bir bağlılıktır... Bu memleketin biricik ihtiyacı, cumhuriyetin anlamını veren serbest seçimler, tartışma özgürlüğü, parti kurmanın serbest olmasıdır. Bütün yaraların tedavisi buradadır...

Arabaşlıktan bu yana okuduklarınız Ege Bölgesi’ne seslenen Yeni Asır gazetesinin, 4 Aralık 1930 tarihli ve İsmail Hakkı imzalı başyazısından bir alıntıydı.

ZARARLI DÜŞÜNCELER” CUMHURİYETİ

Düşünce ve yayın özgürlüğünün kısıtlanmasından çıkacak zarar, çok fazla olmasından oluşabilecek sakıncalardan daima fazladır. Bunun için düşünce alanında yapılan soruşturmaların gayesini ve faydasını biz bir türlü anlayamıyoruz. Bir düşüncenin baskı altına alınması ona ancak kuvvet verebilir. Hiçbir inanış hapis korkusu ile durdurulamamıştır.


... Nazım Hikmet’in şiirlerini yüzyıllarca sonra, yine zevkle okuyacaklarına şüphe olmayan çocuklarımız bu büyük şairin düşüncelerinin (bedelini) özgürlüğüyle ödediğini öğrenecek olurlarsa, bilmeyiz ne düşüneceklerdir?.. Düşünce özgürlüğü bir tehlike olamaz...

Bu alıntı da 8 Mayıs 1931 tarihli Yeni Asır’dan. Nâzım Hikmet’in yazdığı bir “şiir” nedeniyle tutuklanması üstüne yazılmış, Ali Şevki Bilgin imzalı başyazıdan. Yeni Asır “komünist” veya solcu falan değil, “liberal-serbesti” eğilimli ve Cumhuriyet’in ancak serbest seçimler, tartışma özgürlüğü, parti kurma “serbesti”si ile “anlam” kazanacağını savunuyor. Adı “Cumhuriyet” olan “anlamsız” bir siyasi düzende geçirilecek seksen üç yıla o günden işaret ediyor.

Cumhuriyet’in doksan yıllık resmî hayatında çoğunluk her fırsatta “kurucu” zihniyete muhalefetini gösterdi. Muhalefetin karşılığı “Dersim” oldu, darbe oldu, “Atatürkçü olmayan” her düşünce- inançtan yurttaşa eziyet oldu. “Tek ideoloji, tek adam, tek parti” darbecileri her seferinde aynı gerekçelere sığındı: İrtica hortluyor! Komünizm geliyor! Her seferinde “Kemalizm”i “tek düşünce” olarak dayattılar.


SEÇME VE “SEÇTİRME” HAKKI!

Seçmenin Serbest Cumhuriyet Fırkası’na (SCF) yöneldiğini gören “Cumhuriyet” kısa ömürlü özgürlüğe iki dudak arası “Tek Adam iradesi” ile son verdikten sonra “Onuncu Yıl”a vardı. Artık “Atatürk Devrimleri”nde başka düşünceye hayat hakkı tanımayan bir siyasi düzen oturmuştu. “Kutsal Nutuk” baş tarih kitabıydı ve her “Atatürk devrim”i iman edilecek birer “Cumhuriyet amentüsü”.

Bugün bu “batıl inanç”larla yüzleşebilmek için, “bitmeyen” yeni anayasa maratonu gerekçe gösterilerek hak ve özgürlüklerin önünün açılması daha fazla geciktirilemez. “Atatürk’ü Koruma Kanunu” gibi “Ulu Önder”i korunmaya muhtaç(!) gösteren ve düşünce özgürlüğüne aykırı olan yasa (Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, 1951) ve yönetmeliklerin kaldırılması şart. “Atatürk devrimleri”nin “lütuf” olmadığını görebilmek ve gösterebilmek için serbest tartışmalar gerekiyor.

Kadınlara “ihsan” edilen “seçme seçilme hakkı”nı alın ele. Lütfen “inanmış” olarak değil, “bilgi çağı” insanı olarak düşünün:

• Kadınlara verilen “seçme-seçilme” hakkı mıdır, sınırlı “oy kullanma” imkânı mı?

• “Tek parti, tek adam, tek düşünce” ile “seçme-seçilme hakkı” bağdaşabilir mi?

• Seçilecek kişileri “Tek Adam”ın belirlediği yerde “seçme-seçilme hakkı” demek “katmerli ayıp” değil mi?

• “Tek parti”li, tek seçicili, “tek düşünce”li ve de “iki derece”li seçim düzeninde kadınlara “seçme-seçilme hakkı vermek”, kadın haklarıyla alay etmek olmaz mı?

Farkında mısınız, “Cumhuriyet”in hâlâ şu iki sorudaki “anlam”ını arıyoruz:

Demokratik hak ve özgürlüklerin eksiksiz olduğu bir “cumhuriyet” mi? “Tek Adam”a tapan bir diktatörlük mü?

Anlamlı Cumhuriyet” istiyoruz!