DÜŞMAN KARDEŞLER : Güncelleme-6


Sararmış sayfalara bakmak, o gün yazılanlarla bugünü kıyaslamak, yüzleşmeye uzak duranları, özellikle İslâmcı-milliyetçi ve ulusalcı-laikçi düşman “kardeş”leri, acaba İttihatseverlikten biraz olsun uzaklaştırır, yüz yıldır karartılan hafızalarını “hakikat ve adalet”e yaklaştırır mı?

Meselâ Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra (30 Ekim 1918) Osmanlı İslâm toplumunda soykırım ve savaş suçlarına karşı yükselen sesler vardır ve az değildir. Yani cümle Osmanlı İslâmları İttihatçı değildir, “Çanakkale Destanı” ve “Sarıkamış Zaferi” türküleri çığırmıyordur.

Buna örnek,  25 Kanunuevvel 1919 (7 Ocak 1920) tarihli “hain” Alemdar gazetesinden Refii Cevat (Ulunay) imzalı başyazıdır. “Mütareke basının hain kalemi” sürgünden dönmüş ve gazetesini yeniden yayınlamaya başlamıştır. “Devrimci” İttihat Terakki’yi değil, “hain” Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nı desteklemektedir.  

Refii Cevat’ın “Yeni Çevirme Harekâtı” başlıklı başyazısı şöyle (Günümüz diline aktarılmış, çok az kısaltılmış, yer yer kıyaslama yorumları  ve parantez içi  italiklerle açıklamalar eklenmiştir):

Yeni Çevirme Harekâtı

“İttihatçıların yeni çevirme hareketlerinin doğal olarak artık herkes farkına varıyor. Bu çevirme hareketlerini; şu kelimeler, şu cümlelerle özetleyelim:

Vatanseverlik, mili birlik, dışarıya karşı güçlü bulunmak gereği. Millete dayanan bir hükümet gereksinimi… Anlaşmazlıkları bırakalım. Karşımızda amansız bir kuvvet var…”

Sanki bugünü özetlemiş, değişen ne var? Bugün de siyaset aynı sözcüklerle yapılıyor ve aynı “hamaset” ile oy toplanmıyor mu?Başyazar bu dolapları yutmayın diyor:

“Bütün söylenen sözler bunlardan ibarettir. Ve bu kelimelerin altında gizlenen kirli emelleri, o kadar güzel anlıyoruz ki milletin bir daha böyle dolaplara düşmemesi için gereken doğru yolu göstermeyi bir görev sayıyoruz.”

Anlaşılan, “kahraman” Enver ve Talât paşaların, “devrimci” İttihat ve Terakki’nin “kirli emelleri” karşısında Osmanlıları uyaran bir “aykırı-hain” ses varmış o zamanlar, ne güzel!

“Ateşkesten sonra bu memleket artık İttihat ve Terakki yönetimine ve onun rezaletine katlanamadığı için bu duruma doğal olarak son verildi. İttihatçılar evvela canlarına kıydıkları mazlumların, yıktıkları hanelerin, mahvettikleri ailelerin, çaldıkları paraların intikamı alınacağı, hesapları sorulacağını zannederek titrediler.”

Dikkat: İttihatçılar sadece “vatan kurtarıcı” değilmiş, “hırsız” ve “katil”miş,  insanlar İttihatçılardan kurtulmak istemiş! Yani toplumda bu görüş var.

Suçlular Güçlüdür Bu Memlekette

“Gelen hükümetler, milletin derdine deva olacak hiçbir şey yapmadı. Divanı Harpler, gazetelerde eğlenceli birer yazı dizisi gibi oldu. Herkes uzun uzun yargılamaları okumakla tatlı tatlı vakit geçiriyordu. (Gel de Ergenekon ve Balyoz davalarını hatırlama) Bu süre içinde Ocak (Türk Ocağı) yavaş yavaş çıtırdamaya başladı. Birkaç ay evvel, İttihatçı olduklarını söylemeye bir türlü dilleri varmayanlar gün geldi ki artık sokak ortalarında İttihatçılıklarını bağıra bağıra söylüyorlar…”

Evet, 1918’de ateşkesten sonra İttihatçıların kimi kaçar, kimi saklanır ve yakalananlar “Harp ve Ermeni Kıtâli” suçlarından “Divanı Harp”te yargılanmaya başlanır, sesleri çıkmaz olur. Ta ki seçimlere kadar. 1920 Ocak ayında seçimler başlamak üzereyken Türk Ocağı’nda kazan kaynatmaya, seslerini çıkarmaya başlarlar. “1912 Sopalı Seçimleri”nden beri zenginleştirdikleri yöntemlerle bu seçimlerde de sınırlı sayıdaki “ikinci seçmen” üzerinde (seçimler iki derecelidir) baskı kurarak,  İstanbul dışındaki illerden adı pek bilinmeyen İttihatçıları seçtirip meclise yollarlar.

“Seçilen, daha doğrusu atanan mebuslar vaktiyle toplayıp biriktirdikleri entrikalı servet yığınlarının üzerinden gururlu ve mütebessim atlayarak … kan çukurlarının yanından aldırmaz ve mütebessim bir halde geçerek sevinçli ve övünçlü bir halde geldiler… Bir kere İttihatçı olmak üzere tanınmışlardı. İkincisi bütün savaş yıllarında Alman şakşakçılığı yaparak, Talât hükümetine dalkavukluk ederek geçinmişlerdi…”

İttihatçı olarak tanınmak, demek ki, bir zaman için “kötü” bir şöhret olarak bilinmiş. Alman şakşakçılığı, Talât dalkavukluğu da öyle…Ya bugün? İktidar milletvekilleriyle, Ergenekon mahkûmu Talât Paşacılar kol kola geziyor!

“Bu milletin onuruna acı bir tecavüz, memleketin duygularıyla ağır bir alaydı adeta: İşte görüyorsunuz ki, biz memleketi mahvettik, çaldık, yedik, sattık, savdık, kırdık, geçirdik. Bize İttihatçı derler. Her zaman kuvvetliyiz. Her zaman seçiliriz. İstersek iktidara da geliriz. Millet bizim elimizde bir oyuncaktır. Ne istersek o olur, demektir.”

Anadolu’da astığı astık, kestiği kestik bir halde dolaşan İttihatçılar, İstanbul seçimlerinde seçtirdiği “gizli” İttihatçıların aslı esası Alemdar tarafından sergilenince tepkiler artar:       

“Doğal olarak buna ne kamuoyu, ne de millet tahammül edebilirdi. Bir aldatmacadır başladı. Kıyamet koptu. Herkes bir türlü bastırılamayan hırsını, kinini ortaya atıyor, derdini döküyordu. Hâlâ mı?”

İttihatçı belâsı defedilmeden barış ve huzur gelmeyeceğini gören Hıristiyan vatandaşlar çok yerde seçimlere katılmaz. İslâm millet seçmenleri de “hâlâ mı” diye çıkışınca, İstanbul’da İttihatçılar geri adım atmak zorunda kalır.

“İttihatçılar hiç ümit etmedikleri bu tepki karşısında kalınca başka türlü bir çürüme hareketiyle örtmek istediler. Kimisi İttihatçı olarak tanınan bir iki şahsiyetin istifasını istedi. Kimisi seçilen mebusların arasına muhalefette tanınmış bir iki sima alınmasını önerdi…”

Nitekim İstanbul’un sevilen siması, İttihat-Terakki muhalifi  Baro Başkanı Lütfü Fikri Bey’i de bu amaçla İttihatçı listeye koyarlar, ama Fikri Bey durumu fark edince istifa eder. Bunun üstüne İttihatçılar “din, iman, vatan, millet” ipine daha sıkı sarılır.

“Ahmet Ferit Bey (Türk Ocağı kurucusu, ilk genel başkanı, Cumhuriyet’in ilk içişleri bakanı) yeni bir çevirme hareketi yapıyor. Karşımızda imansız bir düşman olduğunu ileri sürüyor ve hak yolunda görünerek bizi uyanık olmaya davet ediyor. Bu imansız kuvvet karşısında birleşmiş bulunmak gerektiğini ileri sürüyor. Ferit Bey’e ve fikirlerine bir kelime ile cevap vereceğiz. Bizler için, Osmanlılar için, Türkler için, Şark için, Garp için velhasıl bütün dünya için bir tek imansız düşman vardır: İttihat ve Terakki! Başka düşman bilmiyoruz.” Yazı bitti.

Kıssadan Hisse

Refii Cevat Bey “hain”dir, çünkü İngiltere ile iyi ilişkilerden yanadır. Ama İttihatçı ölçülere göre İngiltere ile dost olmayı istemek “ihanet”, Almanya ile dost olup memleketi savaşa sürüklemek “kahramanlık”tır! Bizim “İttihatçı düşman kardeşler” bu konuda “dost” oluverirler ve bu saçmalığı görmezden gelirler.

R. Cevat Bey “hain”dir; çünkü Hıristiyan, Müslüman, Musevi ve diğer Osmanlı vatandaşlarının anayasal bir düzen içinde bir arada yaşamalarını savunur, savaşa karşı çıkar. Osmanlı İttihatçıları onu sürgüne (1914-1918) yollar. Cumhuriyet İttihatçıları da aynı yolu izler ve Refii Cevat on dört yılını daha (1924-1938) yurtdışında sürgünde geçirmeye mecbur edilir.

R. Cevat’ın “hain” ilân edilmesini gerektiren başka suçları da vardır: Savaş suçluları yargılansın, der yazılarında, “Ermeni Taktili” vardır, der! Meclise doldurulan savaş ve soykırım suçlularına itirazı vardır. Toparlanıp Malta’ya sürülen (16 Mart 1920) suçlu İttihatçı mebuslarla dolu olan, kitaplarda “emperyalist işgalciler Meclisi Mebusanı bastı, kapattı” denilen meclis bu meclistir ve padişahın fesih iradesiyle ancak 11 Nisan’da çalışmasını keser.

Nasıl Çıkar Karanlıklar Aydınlığa

Yüz yıldır siyasal ve toplumsal hayatın “ferah”a çıkmamasına sebep “Savaş ve Ermeni Soykırımı” suçlusu İttihatçılardır . Eğer, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri bir türlü demokrasiye  erişemediysek yolumuzu kesenlerin kimler olduğunu görebilmek gerek.

R. Cevat yüz yıl önce bunu görüyor: “Bir tek imansız düşman vardır: İttihat ve Terakki!” Cumhuriyet’te bu cümleyi kurmak yasaktı. Bugün “serbest”!

Serbest değil! Bugün iktidarın ve baraj derdi olmayan iki “düşman kardeş”nin “suç ve suçlu”yu resmen ve sınırsız  “övme” hakkı var! Oysa üzerinden yüz yıl geçse de, “hakikat ve adalet” için İttihatçıların yargılanması gerek. Bu yapılmadan “serbestlik” sözü edilemez. R.Cevat sürgünden döndükten sonra, sürgün öncesinde yazdıklarını yazamadı, İttihatçıların ne mal olduklarını halka anlatamadı. Yasaktı.

24 Nisan’da düşman kardeşlere bir bakın, “Ermeni Soykırımı”nın inkârı ve; Talât ve Enver’li İttihat Terakki aşkıyla nasıl sarmaş dolaş olacaklar!