EN SON ELİT

 Talat.Ulusoy - 25/11/2009 16:43:54 (604 okunma)


EN SON ELİT

Sonunda bir sınıf savaşı bu; Türkiye tarihi içinde kendi mantığına göre oluşmuş ve biçimlenmiş sınıfların kıyasıya mücadelesi. Eski elitin ölüm kalım savaşı.

Murat Belge, Taraf’ta 21 Kasım tarihli yazısında alıntıladığım bu saptamayı yapıyor. Aynıyla katılıyorum ve “Türkiye’de burjuvazi de, işçi sınıfı da yeni yeni sağlığına kavuşuyor, bir anlamda henüz yeni doğuyor! Türkiye’de gerçek sınıf mücadelesi yeni başlıyor” diyerek, daha önce yazdığımı buna ekliyorum.

Eski elit, rahmetli İdris Küçükömer’in tam isabet tesbitiyle “laikçi-batıcı” sosyal tabakaya karşılık geliyordu. Bugün “laikçi” ve fakat “feleğini şaşırmış” bir elit var karşımızda; bihassa yurdunu-insanını unutmuş, gözü iktidarından başka hiçbir şeyi görmez, göremez bir elit: Askeri-bürokratik vesayet rejiminin dayandığı son kuşak üyeleri bunlar: EN SON ELİT. 

Eski elit, ilk önce sünniydi, aleviydi, komunistti demedi, merkezi emir komutaya uymayan tüm sivili vurdu, sindirdi ve milletin adını koydu: Asker Millet (Ordu Millet)! Ordu millette rütbeleri yukarıdan aşağıya şöyle sıralarsanız sınıfta çakarsınız: Or-kor-tüm-tuğ general, albay … teğmen … ve er.Doğrusu, bu sıralamada en son rütbe er değil, Cumhurbaşkanı dahil cümle sivillerdir. Bir de şöyle okuyalım bu saptamayı: Sivil toplum yoktur, ordu-millet vardır. Ordu-millette sivil takımı en alttakidir. Altta kalanın canı çıksın. Çıktı da! Sivil toplum serpilip gelişemedi. Ne derneği, ne sendikası… 

Çok partili ve merkezi kumandalı demokrasiye geçişle birlikte bu kez sünniyle komunisti ve aleviyi sindirme planı uygulandı. Yetmedi paramiliter milliyetçi çeteler kuruldu, sivillerin üstüne sürüldü ve çok kan akıtıldı. Yetmedi, akademik-gayrı akademik elitlerle birlikte asker-sivil ergenekonlar kurdu.. Amaç hepsinde de birdi: Dolaylı veya dolaysız sürgit bir merkezi iktidar için “toplumsal manevralar” yapmak, dost-düşman sivil kuvvetleri vuruşturmak. Yine bunu yapmak üzereydiler ki, yakayı ele verdiler. Bence Silivri eski elitin son durağı oldu. Şimdi EN SON ELİT var. Bilerek yeni elit demiyorum, yenilenemeyecek denli çürümüş çünkü bu eski elit. 

EN SON ELİT eski elit gibi sivillere ve sivilleşmeyekarşı taşaron kullanmıyor. Kanlı operasyonlarının planlarını hazırlıyor ve uygulama için ihaleye çıkmadan, kendi elemanları eliyle gerçekleştirmeyi tercih ediyor. Niçin? Belki de yapayalnız kaldığı için. 

EN SON ELİT‘in son planı“Kafes”. Bomba yerleştirdiği müzelik denizaltı gemisine ilkokul bebelerini doldurup “vatanı kurtarmak için” imha etmeyi düşünüp uygulamaya koyabiliyor. Malum “mevzubahis olan vatan ise, gerisi teferruattır. “Operasyon zayiatı” der geçerler. Kafes bize göteriyor ki, her an bir çılgınlık yapabilirler, bizlere büyük acılar yaşatabilirler. Bu tür eylem planları “sürgit iktidar ortamı” oluşturma planlarına benzemiyor, sanki “intikam ve ardından intihar” planı gibi. İntiharı anlarım, ama çocukları öldürmekle kimden intikam almış olacaklar acaba? İnanmam, çoluk çocuk ayırmadan sivillere bu kadar düşman olunamaz. Bu kerte nefret ve cehalet ancak eğitimle mümkündür.

Seksen senelik muvazzaflık döneminde bu toplum çok yara aldı. Ordu-millet artığı bu toplum malul gazidir. Çok yeri yaralıdır, çok organı sakattır. Zulmedenlerine hoşgörüsü mazohizminden değil, maluliyetindendir. İstisnasız bir toplumsal terapiye şiddetle ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

Bakın size çok yakınımızdan bir örnek vereyim: Kamu emekçileri grevi! Al sana kıyasıya sınıf savaşı. Ama aynı zamanda tam sağlığına kavuşamamış bir sivil kesimin, en iyimser ifadeyle nekahat dönemindeki memur sendikalarının önderliğinde bir sınıfsal direniş ! KESK’in yanında Memur-Sen de var. Ulusalcı şöhretiyle tanına İzmir Tabip Odası da direnişin içinde. İzmir ve İstanbul barolarının bu satırları yazasıya sesi çıkmamıştı, ama onların da “solcu” olduklarını hatırlayıp destekleyeceklerini umuyorum. “Emek en yüce değerdir” deyip değerler sistemini tepetaklak ettikten sonra, emekten yana olmak bu kadar kolay ve kemiksiz hale getirilebilir elbette.

Kıyasıya sınıf savaşı içinde olmak, askeri-sivil bürokrasiye karşı kıyasıya demokrasi ve barış savaşı vermek demektir. Maaşlarına zam ve işlerine garanti isteyen memurlar, önce memurlar arasındaki ayrımcılığa karşı çıkmak zorundadır. Üniformalı memurların maaşlarının ve kurumsal bütçelerinin ne kadar olduğunun bilinmediği ve denetlenemediği bir toplumda sağlıklı sınıf savaşı vermek için, önce bu duruma itiraz etmek gerekir. Üniformasız memurların düşük maaşlarının nedeninin bu “hesap vermez düzen”de, bu adaletsizlikte olduğunu görebilmeleri lazım. Ve, bu adaletsiz düzenin, günlük nevalenin de ötesinde müze gezmeye giden çocuğunun hayatına kastetmeye kadar uzandığını, sol gözü kör de olsa görebilmesi gerek.

Eski elitin “tek dişi kalmış canavar” versiyonuna, EN SON ELİT’e, umarım bu direnişten nemalanma fırsatı yaratılmaz ve bu direniş, kıyasıya süren sınıf savaşında demokrasi ve barış isteyen sivil güçlerin hastalıklarından arınıp sağlığına kavuşmakta olduğunun da müjdecisi olur.