GİZLİ OTURUM -3 ve Son

 Talat.Ulusoy - 27/01/2012 17:24:01 (421 okunma)


GİZLİ OTURUM -3 ve Son

Birici ve İkinci bölüm için:
http://www.kuyerel.com/modules/AMS/article.php?storyid=6780

Meclis’te “komünistlik siyaseti” izlendiğine dair kuşkular vardır. 
Meclis’te “Bolşevik” olduğunu ilan eden vekiller vardır. Baku’da Türkiye Komünist Fırkası’nı kuranlar “soysuz ve serseri”dir.
Dış Komünistlerle ilişkisi olmadan, kendiliğinden Komünist örgütlenmesini yapmaya girişenler vardır. Bunlar da kötüdür! Halk İştirakiyun Fırkası Rus ajanıdır. 
Meclis’e seçilerek gelmiş bir milletvekili olan, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde Başkan olan, Bolşeviklik hakkında kitap (risale) yazan Şeyh Servet Efendi vardır. Kötüdür ve Meclis’ten atılması istenmektedir. 
Ankara’da, Hükümet Reisi’nin tayin ettiği ahlaklı ve güvenilir kişilerce, onun emir ve müsaadeleri ile kurulan (resmi) Türkiye Komünist Fırkası vardır! Bu parti komünistliği incelemek ve halka ve orduya anlatmak için kurulmuştur! Bu “iyi” partidir ve kuranlar “iyi çocuklardır”. 
M.Kemal’in “K. Karabekir’in ‘yaptıkları tarihe geçecek’ dediği nedir?” 
Karabekir’in M. Kemal’in bilgisi dahilinde Mustafa Suphi ve yoldaşlarına uygulanan “zora dayalı olmayan” önlemler nedir? 
Büyük Millet Meclisi döneminin bu ilk “faili meçhul” operasyonla yüzleşmek için, bu uygulamaya kapı aralayan “önlemler”in belgeleri de açılmalıdır. 
“İslam millet” güzellemesi üzerinde yükselen, bol nefret ve az korku söylemli zenofobik ruh hali, “Türk ve İslam” güzellemeleriyle hala geçerli, farkında mısınız? 
Bir karakter tahlili: “Türk ve İslam” millet hemen her alanda çok “cesur”dur, bir tek “yüzleşmek”ten korkar! Galiba ondan da korkmaz: Sadece ve sadece başta Ermeniler olmak üzere Hıristiyan millete ve komünistlere ettikleriyle yüzleşmekten korkar! 
Yine de bu Meclis’in, ondan sonra gelenlere kıyasla en iyi meclis olduğu söylenir. Çünkü, Ermeni Soykırımı’nın sorumlusu Malta Sürgünleri eski mesai arkadaşlarıyla birleşip, Meclis’e ve memleketin kaderine henüz el koyamamışlardır. 
Söz Meclis ve Heyet-i Vekile başkanı Mustafa Kemal Paşa’da: 


MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara)- Efendiler, zannediyorum ki gayet önemli ve ciddi bir mesele üzerindeyiz. Şerefli arkadaşlar farklı bakış noktalarını ortaya koydular. Bendeniz de bu münasebetle bu konuda, gerek Hükümet adına, gerek şahsım adına birkaç noktayı kısaca arz edeceğim. 
Hakikaten milletimizin durumu ve işlerin ciddiyeti herkesçe açık ve kesin olarak bellidir. İşte bu hakiki milli emelleri sağlamak amacıyla, burada dahi toplanan Meclis’iniz, noktayı nazarlarında izleyeceği esaslarda, bu milli emel ve arzuların elde edilmesi noktayı nazarından ayrılamaz. Şüphe etmiyorum ve hiç kimsenin şüphe etmeyeceğini zannediyorum ki Büyük Millet Meclisi ve onun Hükümeti’nin bugüne kadar izlediği siyaset tamamen milli emellere uygundur. Bu siyasetin ne olduğunu tekrara lüzum görmem. Yalnız iki kelimesini söyleyeceğim, ki o da milli sınırlar içinde milletin bağımsızlığıdır ve bu gayet kuvvetli ve büyük mana ifade eder esastır. Bugüne kadar bu esastan ayrıldığımıza delil olacak en ufak bir iz bile göstermek mümkün değildir. 
Efendiler, bu iki esas üzerinde yürüyen insanlar, düşünen beyinler tabi olarak Komünizmin yaygın ve bu sınırları parçalayan esasları ile uyuşamaz. Bundan ötürü Yüce Heyeti’nizin izlediği siyaset hiçbir vakitte Komünistlik esasına dayalı değildir. Bu böyledir, bunu tekrar ediyorum, bir defa daha. Fakat yine malûmunuzdur ve cihanın malûmudur, ki bu millî esaslarına derin bağlarla sadık kalan Meclis’iniz ve Hükümet’iniz bağımsız bir devlet olarak Rusya Bolşevik Cumhuriyeti denilen bir devletle siyasi ilişkilerinde hiçbir vakit Komünistlik ile Bolşeviklik esaslarını dahi ağzından çıkarmamıştır. Sanıyorum ki Dışişleri Bakanı’nız çeşitli nedenlerle bu yanını açıklamıştır. Bu nedenle bendeniz tekrar ediyorum, milletimizin, devletimizin, Yüce Heyet’inizin Ruslarla olan ilişkileri doğrudan doğruya iki bağımsız devletin karşı karşıya olan ve her biri kendine ait olan gayelerini tamamen korumak koşuluyla, bugüne kadar böyle olduğu, bugünden sonra da böyle devam edeceğine şüphe etmeyiniz. Resmi Rus Bolşevik Hükümeti, resmi devlet adamları bizim olan, bizim resmi devlet adamlarımızla olan ilişkilerinde Rusya içinde bu milletin soysuz, herhalde sersem birtakım evlatları oralarda da serseriliklerine devam etmişlerdir. İşte bu serseriler bir iş yapmak hülyasına kapılarak görünüşte memleketimize ve milletimize yararlı olmak için Türkiye Komünist Fırkası diye bir parti meydana getirmişlerdir ve bu partiyi kuranların başında da Mustafa Suphi ve onun gibiler bulunmaktadır. Bunlar doğrudan doğruya bir vatansever duygu ile ve bir hakiki milli duygu ile değil, benim kanımca belki kendilerine para veren, kendilerini koruyan ve bunlara önem veren Moskova’daki prensip sahiplerine yaranmak için birtakım serserice girişimlerde bulunmuşlardır. Bunların yaptıkları girişim Rus Bolşevizmi’ni çeşitli kanallardan memleket içine sokmak olmuştur. Bu suretle memleketimize, milletimize dışarıdan komünizm akımı sokulmaya başlanmıştır. 
Diğer taraftan efendiler, memleket içinde komünizmin ne olduğunu bilmeyen, fakat bu temellere dayanaraktan şekillenmiş olan, örgütlenmiş bir Bolşevik kuvvetinin bizim için kurtuluş gücü olabileceğini söyleyen birtakım insanlar dahi, bu dışarıdan gelen Komünizm akımına temas etmeksizin kendiliğinden Komünizm teşkilatı yapmak hevesine düştüler. Bir zaman geldi ki Ankara’da, Eskişehir’de, şurada burada memleketin hemen bir çok yerlerinde bir çok insanlar, birbiriyle bağlantıda olmaksızın, Komünistlik teşkilatı kurmaya ve aynı zamanda da dışarıdan birtakım insanlar başıboş olarak memlekette dolaşmaya ve aynı zamanda propaganda yapmaya başlamışlardır… Heyeti Vekileniz… Herhalde bu memlekette ve bu millet içinde Komünizmin mahalli tatbik bulamayacağına kani idi ve kanidir. Komünizmin ne olduğunu bilirse aydınlar, o zaman memleket içinde uygulanmasına izin verebilir. Fakat aydınlar dahi dahil olduğu halde Halk, Ordu Komünizmin ne olduğunu bilmiyor. Yalnız kurtarıcı güç olabileceği inancına sahip olmuş ise o zaman körü körüne cahilce komünizm olabilir veyahut milletin az bir bölümü, pek az bölümü eğilim gösterebilir. Böylece azınlığın da azınlığı denecek mertebede oluşacak bu kuvvet kendini yaygın ve egemen bir kuvvet farz ederek, çünkü bilinçsiz surette bir örgüt olacağından derhal memleket içinde –doğal olarak bu gibi inkılâblar milli genel kurulumuz tarafından derhal imha edileceğine eminiz- herhalde bir taşkınlık olabilir, bir inkılâb girişimi olabilir. Bu varsayımla Hükümet önlem düşünmek zorunda kalır. 
Efendiler, iki türlü önlem alınabilirdi. Birisi; doğrudan doğruya Komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri, Rusya’dan gelen her adamı derhal denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise sınır dışına atmak gibi zorlayıcı, şiddetli, kırıcı önlem kullanmak. Bu önlemleri uygulamak iki bakımdan yararsız görülmüştür. Birincisi; siyaseten iyi ilişkilerde bulunmayı gerekli saydığımız Rusya Cumhuriyeti tam olarak komünisttir. Eğer böyle zorlayıcı önlem uygulanacak olursak o durumda kayıtsız koşulsuz Ruslarla ilgi ve ilişkide bulunmamak gerekir. Oysa biz birçok siyasi mütalaalardan, birçok sebep ve sebeplerden Ruslarla temasta, ilişkilerde, görüşmede bulunmak istedik, istiyoruz ve isteyeceğiz. O halde uygulayacağımız önlemlerde dostluğunu istediğimiz bir millet, bir hükümetin prensiplerini tahkir etmemeliyiz. İşte bu bakımdan zora dayalı önlem kullanmak istemedik. İkinci bakımdan da zora dayalı tedbir kullanmayı yararlı bulmadık. Bildiğiniz gibi düşünce akımlarına karşı düşünceye dayanmayan kuvvetle karşılık vermek, o akımı yok etmedikten başka, herhangi bir muhatabınızla, herhangi bir insanla konuşulduğu zaman onun herhangi bir düşüncesini kuvvet zoru ile reddederseniz, ısrar eder. Israr ettikçe kendi kendini aldatmakta daha çok ileri gidebilir. Ondan dolayı, düşünce akımları zor ve şiddet ve kuvvetle reddedilmez. Tersine güçlenir. Buna karşı en etkili çare, gelen düşünce akımına düşünce akımı vermek, düşünceye düşünceyle karşılık vermektir. Ondan dolayı Komünizmin memleketimiz için, milletimiz içn, dinimizin gerekleri için kabulü mümkün olmadığını anlatmak, yani milletin genelinin düşüncesini aydınlatmak en yararlı bir çare görülmüştür. İşte Hükümet böyle bir çareye başvurmakla uğraşmakla beraber, şüphe yok ki, gelen akımlar zamandan önce zararlar doğurabilecek duruma gelmemesi için dahi bir taraftan da gerekli önlemler kabul edilmiştir. Hükümet aydınlatma ile bu akımın önüne geçmeyi düşündüğü sırada, aynı biçimde düşünen birtakım değerli ahlaklı ve her bakımdan güvenilir arkadaşlar bana başvurmuşlardır. Bu kimseler bu noktayı nazardan bu memleket ve milletin yararına en fazla ne suretle hizmet edebileceklerini düşünüyorlardı. İşte bu düşüncenin ürünü olmak üzere Ankara’da Komünist Fırkası adı altında bir parti kuruldu. 
Bu partiyi kuran kimselerin bence yakından bilinen zihniyetini kısaca açıklamak istiyorum, ki yanlış anlayışlar giderilsin. Bu kimseler bir kez ulusal sınırlar içindeki halkın bağımsızlığının korunması, bağımsızlığının sağlanması ve elde etmek için hizmet etmek istiyorlar. Yine onlar da hepiniz gibi milletin refah ve hakiki saadetini maddeten elde edebilmek için yönetim makinesinin ıslahı toplumsal durumlarda mümkün olduğu kadar milletin hazmetme yeteneği derecesi oranında ilerlemeyi başarmayı düşünen insanlardır. Ondan dolayı, bu partiyi kuranlar Komünizmin ne olduğunu millete anlatmak ve bunun ne olduğunu bütün temelleri, ilkeleri bütün milletçe bilinmedikçe olsa olsa onların içinden halkın anlayış ve yeteneğine olabildiği kadar hizmet edebileceklerini, uygulamaya yeteneği görüldüğü takdirde uygulama düşüncesinde idi. Fakat aşırı bağlılık gösterdikleri nokta, o da, bu memleket içinde ve bu millet içinde her türlü toplumsal devrimin, zararlı bile olsa, her türlü devrimin hakiki sahibi yine bu millet olmalıdır. Yine bu milletvekili olmalıdır ve çok mutaassıp oldukları bir nokta varsa, bu memleket içinde yabancı ile hiçbir devrimin vücuda gelmesine alet olanları alçak ve rezil olarak kabul etmek idi. İşte bu işi iyi niyetle yapmak isteyen arkadaşların girişimi Hükümetçe uygun görülmüş ve kendilerinin baş vurmaları üzerine resmen izin verilmiştir. Yalnız bu izni vermekle Hükümet bir şey düşündü. Evet, komünizm toplumsal bir meseledir. Bunun her türlü esaslarını ve hakikatlerini istenildiği gibi söylemekte bir kötülük yoktur. Yalnız girişim gayesi belli olmayan, yeri dahi istenildiği anda belli olmayan bir takım kimselerin komünizm adı altında, Bolşevizm adı altında örgütlenmesini kesinlikle yasaklamak istedik ve bu bakış açısından İçişleri Bakanı bütün devlet memurlarının reislerine dedi ki; Komünistim diyen Hükümetçe resmen programı görülmüş ve varlığı resmen onaylanmış kuruluşa girebilir. Fakat kendi kendine kurulan partinin Hükümete verdiği bir güvence vardı, ki o dahi her önüne geleni örgüte almayıp, belki aklı başında milli kutsalları, dini gerekleri genel şartları millet ve devleti anlayabilen insanlar ancak bu milli amaca sadık kalmak koşuluyla düşünceleri aktarabilirler ve ben eminim ki arkadaşlar, Rus bolşevizminin yapmış olduğu yıkımları bir çoklarımızdan daha iyi bilmektedirler. Varlıklarının bir nedeni kalmadığına inandıkları dakikada bütün millete seslenerek bizzat kendileri Komünizmin bu memleket içinde uygulama kabiliyeti olmadığını kendileri ifade ederler ve dağılırlar. Bu parti bu biçimde oluştuktan sonra Halk İştirakiyun Fırkası adı altında bir parti Hükümete başvurmuş bulunuyordu. Bu parti hakkında bir kelime daha eklemek isterim. Türkiye Komünist Fırkası, yani Komünistliği ne Arapça, ne Türkçe yapmak istememiş olduklarını, tek amaçlarının halkı aldatmamak olduğunu, söylediğimiz şeylerin Komünistlik olduğunu anlasınlar, düşüncesiyle kurulmuştur. Onun için doğrudan doğruya Komünist kelimesini tekrar ediyoruz ki halkı aldatmış olmayalım diye. Ondan dolayı Türkiye Komünist Fırkası bu biçimde memlekette örgütlendiği sırada, Baku’da yine Türkiye Komünist Fırkası adıyla bir parti vardı. Böylece, merkez yönetimi dışarıda bulunan ve girişimleri için emirleri dışarıdan alan bir parti de reddedilmiş oldu. 
Halk İştirakiyun Fırkası’nın kurulmasının sebep ve hikmetini bilemem. Girişimcileri bunu açıklayabilirler. Yalnız benim anladığıma göre Türkiye Komünist Fırkası’nın (resmi-TU) kuruluşunun içyüzü ile Halk İştirakiyun Fırkası’nın kuruluşunun içyüzü arasında fark vardır. Türkiye Komünist Fırkası, Türkiye için, Türkiye içinde çalışan bir parti olarak gerçekleşiyor. Halk İştirakiyun Fırkası, doğrudan doğruya komünizm esasını gösterir bir partidir ve belgeye dayalı bilgiye göre burada bulunan Rus elçiliği ile dahi ilişkide bulunuyor. Bu konuda fazla bir şey söylemek istemiyorum. 
Şimdiye efendiler; Hükümetin bakış noktaları ve izlediği zaten bilinen esasları bir daha tekrar ettikten sonra, Komünist örgütlenmesine ne gibi düşüncelere dayanarak Hükümet serbest bırakmış açıkladım. Kısmen fakat yine bundan doğabilecek olan sakıncalara karşı dahi kesin ve şiddetli önlemler uygulama ve olanakları saklı tutulmuştur ve belki yakın zamanda bunun eserlerini göreceksiniz. 
Yalnız bir şey rica etmek istiyorum. Bir kez bendeniz reisiniz olmak itibariyle ve diplomatik ilişkilerde Yüce Heyetinizi temsil etmek itibariyle Dışişleri Bakanı ve Bakanlar Kurulunuzun her biri, hatta şerefli üyelerden daki her biri bu meseleden bahsederken bir iki noktaya dikkat etmesi gerekir. Genellikle komüniste karşı söz söylerken doğu siyasetimize karşı söz söylemeyi benzer görüyorum. Bu bir toplumsal meseledir. Şu veya şu sebeple memleketimizde uygulama olanağı yoktur. Fakat bunu tam serbestlikle söyleyebiliriz. Yalnız Hıristiyan olan bir devlete siyasi ilişkilerde bulunmamıza bu engel değildir. Ondan dolayı biz komünistlik istemeyiz, öyle ise doğu siyaseti yapmayacağız demek doğru değildir. Bu gayet abes olur. Doğal olarak Ruslar komünist olduğu için onun karşısında bulunuyoruz.Bize uygulanması olanaksız olduğu için ve dini esaslara ve hayat ve toplum şartlarımızla uyumu olanaksız olduğundan hayır diyoruz. Hüseyin Avni Bey, bu konularda söz söylerken mesele daha açıklığa kavuştu. Doğu meselesine dair bütün düşüncelerini dikkatle takip ettiğim için bende şöyle bir kanı oluştu. Bu kanı bütün düşüncelerinin bir kişi üzerine olduğudur. Kendileri o kişinin adını söylediler. Dediler ki; Kara Kazım Paşa ihlal etti. 
Şimdi efendiler; Hüseyin Avni Bey biraderimiz gayet önemli bir konuya değindiler ki, bunun hakkında hiçbir şey söylemek istemiyorum. Fakat kendileri değindiği için Yüce Heyetinizden zihinleri karışmış olanlar bulunabileceği için bir iki kelime ile açıklamak istiyorum. Bir defa Kazım Karabekir Paşa’yı içinizde tanıyanlar ve tanımayanlar vardır. Ondan dolayı Kara Kazım Paşa gayet zeki, akıllı, ahlaklı, namuslu fevkalade iyi huylu, namuslu, tedbirli bir adamdır ve bunların ötesinde özelliği vardır, ki ilk temasa geldiği zaman Hüseyin Avni Bey anlayamaz. Ben de kısa temasta, bayağı temasta anlayamadım. Gayet sır saklayan bir kişidir, işte böyle bir hali bulunduğu için Hüseyin Avni Bey biraderimiz Kazım Paşa’yı değerlendirmekte hata etmiştirler. 
HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum) - Bir dakika müsaade buyurur musunuz? 
MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla) - Müsaade buyurun, sözümün bütünlüğünü bölmeyiniz. 
Kazım Karabekir Paşa’nın niteliklerini arz ettikten sonra bizi yanlışa mı yöneltti, bizi aydınlattı mı? Buna dair fazla söz söylemek istemiyoruz.Yalnız ufak bir kuşkusu olanlar Kazım Karabekir Paşa Hazretleri’nin bir buçuk seneden beri doğu durumları hakkında her gün vermiş oldukları raporları ve onların tümünü etraflıca düşündükten sonra bir karara varması ve ona göre söz söylemesi gerekir. O zaman o düşünceyi ortaya koyan kişinin bu değerde, bu kudrette bir kişi hakkındaki, Kazım Karabekir Paşa Hazretleri’ne değer biçmede ne dereceye kadar hata etmiş olduklarını anlayacaklardır. Şimdi bunu ispat konusuna, en ufak bir örnek olmak üzere, burada okunan telgrafta öne çıkan bir durum var. Mustafa Suphi geliyor. O anda Mustafa Suphi’yi herkesten önce doğuda Hüseyin Avni Bey’den önce ortaya çıkaran Kazım Karabekir Paşa’dır. Bu adamın memlekete girmesinin zararlı olacağını anlayan Kazım Karabekir Paşa’dır ve bunun memleket dışına kovulması gerekeceğini bilen de Kazım Karabekir Paşa’dır. Bunun planını da yapan Kazım Karabekir Paşa’dır. Yoksa Erzurum’da valiliğimiz değildir. Biz değiliz efendiler. Akıllıca bir biçimde yapmış olduğu, planı, herkesten önce gerekenleri harekete geçiren Kazım Karabekir Paşa’dır. Bilmem Bolşeviklere eğilimliymiş, Mustafa Suphi’nin bilmem nesiymiş… Her şeyden öce kuvvetli bir önlem alan Kazım Karabekir Paşa’dır. Ben açıklıyorum. Çünkü belgeler vardır. Şuradan buradan bu meseleyi ifade eden telgraflarını getireyim okuyayım. 
Sonra buyurdular ki; Paşa ile görüşmüşler, İslamiyet’le Bolşevizm’in denk … Ondan dolayı Kazım Paşa’nın Bolşeviklik ve Komünistlik hakkındaki bütün anlayışları ve bütün bakış noktaları şimdiki ifadelerim ile anlaşılan anlamdadır. Fakat bu sözlerle sizi sınavdan geçirmiştir ve yine Kazım Paşa açıklamaları arasında doğu siyaseti izlenmesinin gerekliliğinden konu açmıştır. Bugün için doğu siyasetini izlemek, batı siyasetine … Onu talep ediyoruz. Daima onu söylemiş olması … Ve Kazım Paşa’nın Komünistlerle temasta olanlara karşı Komünist görünmesi olmuş olabilir. Memleket ve millet için yararlı bir siyasi amaç sağlamak içindir. Hakikatte Komünist ve Bolşevik olduğu için değildir. 
Yine buyurdular, ki Gümrü’de Kazım Paşa kendi eliyle Ermenileri Komünist yaptı. Kazım Paşa ile aramızda bir hafta haberleşme sürdü. Ermeni meselesinin çözülmesi söz konusu olduğu sırada şunu mu yapalım, bunu mu yapalım diye çeşitli çalışmalar söz konusu olduğu zaman, o tartışmalarda bulunmuş olsaydınız takdir ederdiniz ki en yararlı olan şey, zaten komünist olmayan serseri Ermenilere komünist dedirtmek için ve Taşnak varlığını bir an önce yıkmak için yapılmıştır. 

Kazım Paşa hakkındaki bir diğer noktasına cevap vermek isterim. Mustafa Suphi ile ilk temasta bulunduğu zaman yalnız haberleşmedim. Benim yanıma özel adam göndermiştir. Hakikaten Eskişehir’de bulunduğum sırada Mustafa Suphi’nin ve daha bir adamın imzası ile bir belgeyi ve bir mektubu taşıyan bir kişi bana ulaştı. Mustafa Suphi bana başvuruyor ve diyor ki; bizim dışarıda örgütlenme amacımız içerideki milli maksadımızı kolaylaştırma ve sağlamaktan ibarettir. Bunun üzerine size nasıl hizmet edebiliriz? Bu mektubu getiren adam aynı zamanda bana gizli olarak diyor ki; merkez komiteye dahilim. Bu adam Lenin’in yegane adamıdır ve Lenin Türkiye hakkında bir iş yapmadan önce mutlaka Mustafa Suphi ile … bu adamın etrafını sarmaktır. Fakat aslı yoktur … idaresiz ve milliyetsiz bir adamdır. Ben doğrudan doğruya Mustafa Suphi’nin mektubuna cevap olarak yazdım ve onu okuyabilirsiniz. Bu milletin, bu milletvekillerinden oluşan Meclisin amacı, gayesi, siyaseti kesin olarak budur. Hiçbir zaman merkezi dışarıda bulunan bir örgütle ortak çalışma yapmayız. Biz kendi kendimizi sevk ve idareye çalışırız. Bu memlekette çalışmak isteyenler, gerçekten çalışmak isteyenler memleketin içinde bulunurlar ve memleketin hakiki kaynaklarına, kitlelerine dayanır. Onun için Mustafa Suphi’ye ceza (denk muamelesi-TU) yapamazsınız efendim. 
Bir de doğunun durumlarını incelemek için özel heyet gönderilmesini talep etmişler. Doğunun durumunu hangi noktayı nazardan anlamak istiyorsunuz?.. Asıl mektubu getirip de gizli bildirimde bulunan, söylediğim şeylerin hepsi hakkında olumlu, yeterli kayıtlı delil vardır. Tekrar delile gerek yoktur. Kanaatlerimizi tespit edebiliriz. Bu mesele hakkında eğer Kazım Paşa buna eğilimleri ve bu eğilimlerin zarara yol açacağını tahkik etmek ise maksat, bu gayet açıktır. Azerbaycan’da bilmem Dağıstan’da Bolşeviklerin Komünizme karşı ne gibi ciddi önlemler düşündüğünü anlamak için, Hükümete olan önerilerini okuyabilirsiniz. Eğer bundan başka doğuya anlaşılması gereken ve henüz Beyefendi tarafından ifade edilen şey varsa bir özel heyetin gönderilmesi meselesi, ki buna hiç gerek yoktur, Kazım Paşa’nın ne ruhta ve Bolşeviklere karşı duyguları malumunuzdur. 
HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum) - Kâzım Paşaya saygımız vardır. Erzurum valisi olmak için İstanbul'da bile çalıştık ve sonra o kadar da basit bir adam değilim. Meselelere nüfuz edebilirim. Görüştüm. Şahsi kin tanımam. Vali Hamit Bey Necati Beyin Hükümete verdikleri son şeyi de söyleyin. 
MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla) - Şimdi efendiler bu noktadan başlayacağım. Ben de, dünyada hiç şahsî kin taşır adam değilim. Bir defa zâtı âliniz vali Hamit Beyle Necati Beyin verdikleri şeyden nereden bilgi sahibi oldunuz? Üçü Ermenistan barışını yapmak için tarafımızdan tayin edilmiş bir yetkili heyettir ve onlarla aramızda geçen gizli haberleşmemiz sizce neden biliniyor? Bu Necati'nin fikri bana gelir. Demek o zatın bana yazdığı telgraftan zâtı âlinizin de bilgisi vardır. Kazım Kara Bekir Paşa’nın izledikleri siyaset hakkında şikâyet dolu açıklamalarınızdan şimdi bu noktayı izah için bir şey daha söyleyeyim. Zâtı âliniz Necati Beyle Hamit Beyin bilgi sahibi oldukları yetkili heyetin bir faaliyet safhasına belki vakıfsınız. Fakat Kâzım Kara Bekir Paşa’ya Bakanlar Kurulu’ndan verilen talimata vakıf mısınız? Bana yazmış olduğu telgrafta zâtı âlinizin de bilgisi vardır. Meseleyi aydınlatmak için soruyorum. Orada ne renk ve şekil göstereceğine dair Hamit Bey Necati Beyin bilgisi yoktur. 
HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum) - Ben tereddüt ettim şahsımda. 
MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla) - Çünkü her gittiğiniz yerde aleyhinde bulundunuz, yazık değil mi? Tarihe geçecek onun yaptığı şeyler. 

REİS - Oturuma ara veriyorum, beş dakika dinlenme için.

Gizli Oturum - Son 
DÖRDÜNCÜ OTURUM 

REİS - Celseyi açıyorum. Komünizm hakkındaki tartışmalara devam ediyoruz. Söz Yahya Galip Bey’indir. Buyurun. 
YAHYA GALİP BEY (Kırşehir) - Efendiler, bendeniz bakış noktalarımı arz ve tespit ederken bütün sözlerimden dolayı mazur görmenizi rica ederim. Sizden ne vakit valilik istedi? Bu meseleyi komünistlik ile muhakeme etmezden evvel biraz tarihe lütfen bakmanızı rica ederim. Bize Avrupa zorba hükümetlerinin bu kadar tecavüzünün, bu kadar zulüm ve saldırısının sebebi nedir? Bendeniz vardığım yargıda böyle buluyorum; ki bizim Müslümanlığımız, onların Hıristiyanlığıdır. Hatta buna örnek olarak şu Dünya Savaşı’nı göstereceğim. Dünya Savaşı’na biz bağımsızlığımızı, mülk ve milletimizi korumak için girdik. Hiç kimseye saldırmak için girmedik. Bize saldırıyorlardı. Bizimle beraber savaşa giren Almanya, Bulgaristan, bunlar istediği gibi saldırıyorlardı, memleketlerimizi çiğniyorlardı. Zafer kazanmak için her lâzım olan şeyi yapıyorlardı. Bu itibarla onlara yaptıkları ve bize yaptıkları meydandadır. Şu halde Almanya'ya hiçbir şey yapamamışlardır. Fakat bizim hayatımızı elden almak cüretine kadar ilerlemişlerdir. Ne için? Müslüman olduğumuz için. Başka bir şey için değildir. Doğuda Rus İmparatorluğu üzerine konan kimseler Bolşeviklik adıyla bir teori çıkarmışlar. Bunlar bizimle hoş geçinmek istiyorlar. Tabiî ki Müslümanlar, kendileriyle hoş geçinmek isteyen halk ile daima hoş geçinirler. Bu muhakkaktır ki Ehli Salibin (Hıristiyanlar-TU) yaptığı her şey bizim için zararlıdır. İslâmiyetin imhasını beklerler. Allah korusun bizi . Bolşeviklik, Komünistlik gibi Ehli Salipten doğmuş düşüncelere uymamız da doğru değildir. Hamden lillâhi taalâ (adı büyük Allah yoluna hamdolsun-TU) bizim dinimiz İslâm, kitabımız Kur'an olmakla onun ardından gideceğiz. Bununla birlikte iyice düşünmeliyiz. Biz ne için toplandık, maksadımız ne idi? Biz milleti kurtarmak için, vatanımıza saldıran düşmanları defetmek, bağımsızlığımızı, siyasetimizi korumak için toplandık. Yoksa doğuda çıkan bir düşünceye uymak, batıda çıkan bir düşünceyi hareketimize rehber etmek için toplanmadık. Bununla birlikte bütün Müslümanlar kendi gelenekleri dairesinde hareket etmek ister. Bolşeviklik takibetmek gayesi, milleti bilinmeyen bir yola sevketmek ve millete ihanet etmektir. Bolşeviklik ile Komünistliği ayırmayacağım. Benim noktai nazarım, bunlar bizim milletimize zararlardan başka hiçbir yarar sağlamaz. Bu düşünceye alan açmaya çalışmak, bizim esaslarımızı bozar. 
Sonra içimizde din bilgini kıyafetine girerek, yalan yanlış düşünceleri; bu, düşünceleri hoş şeylerdendir diye göstermek, bir ihanettir. En önce yapılacak iş, bunu o kıyafetinden soymaktır. (Doğru sesleri) Affınıza sığınarak ufak bir şey söyleyeceğim. Gerçi hurafedir, amma çok hoştur. Süleyman, zamanında hocaya ceza vermek istemiş, değnek şikâyet etmiş. Buna verilecek ceza bilgin cübbesini sırtından almaktır. Bolşevikliği Islâmiyet ile karıştırmak akılsızlıktır. Eğer Bolşeviklik İslâmlık ise, onlar İslâmlığı kabul etsinler. Mecburiyet göremem. Komünistlik ve Bolşeviklik bizim vatanımızdan çıkmalıdır. Biz onlara yol vermeliyiz. Binaenaleyh Bolşeviklik bir akın yapacaksa, nereye karşı? Kendi mesleklerine karşı, kendi ... ortaya çıkanlara karşı bir akın yapabilir. Ben arkadaşlarımın her birini saygıdeğer konumda görürüm. Bundan ötürü dilerim ki; içimizden Bolşevikliğe ve Komünizme çalışanlarlar bu işten arınsınlar ve desinler ki : Büyük Millet Meclisi’nin izleyeceği gaye; İslamiyet gayesidir. Sizin aleyhinizde bulunan Hıristiyanlar da sizinle beraber olacaktır. Herkesin hukukunu temin de Bolşeviklikten yüksektir, işte size sunacaklarım bundan ibarettir. 
BİR MEBUS - Arkadaşlar, yalnız Komünistliği iddia eden bu adama verdiğim cevapta anadan doğma Komünistim dedim. Fakat buna emin olunuz ki benim dinim ve imanım, kişisel düşüncem büsbütün başkadır. Burası şimdi bir ilim kürsüsü olmadığı için doğal olarak Komünistliğin leh ve aleyhinde bulunacak değilim ve bunu konu eden arkadaşımız da Yahya Galip Bey’di. Yalnız Komünistlik iddia eden bu adam, iki ay evvel bizden bir iki vilâyeti Ermenistan adı ve hesabına istedikleri zaman, birdenbire şaşırdım. Ondan sonra şaşırmadım. Haç düştü, kırılmayayım, yuvarlanmayayım derken bir hal geldi, Islâmiyeti sarmaya başladı. İslâmiyet kelimesi başladığı dakikadan kıyamete kadar devam edecek. Çünkü efendiler, bir noktai nazardan, bir tarife göre; Komünizm demek de, bölgesel yönetim demektir. (Gürültüler) (Seyirci locasında beş yaşında bir çocuk var sesleri) 
REİS - İndirin. (Gülmeler) 
Hakikî olsun, ilmî olsun, dinî olsun, gayri dinî olsun. Herhalde bu terimlere dikkat buyurulsun. Elimizi dışardaki bir ele uzatırsak bunun ihanetin en büyüğünü oluşturacağı muhakkaktır ve bu kesindir. (Ne demek sesleri) Parti olarak arzetmek istiyorum. 
İkincisi; bu memleketteki akımları durdurmak veya durultmak göreviyle mükellefiz. Bu görev ile mükellef de, bu Meclis de en evvel Doğruyu Gösterme Meclisidir. Esefle diyeyim geçen gün bir önerge verdim. Arkadaşlar, istirham ederim, boş olan üyeliklere seçiminizi bir an evvel yapınız da Doğruyu Gösterme Meclisi dolsun. İstirhamım İstirhamım bundan ibarettir. 
MUSA KÂZIM EFENDİ (Konya) - Efendiler, bu millet dünya savaşının sonucunda baskı ve ve istilâcı emellere mani olmak için, bütün milletin yekvücut ve aynı emelde olarak, yalnız ırz ve namus savunması, mukaddesat savunması için birleşmiş ve yekvücut olduğunu ve şu Yüce Meclis’in ancak bu emelle toplanmış bulunduğunu millet bilmiş olduğu ve bu Yüce Meclis’in ancak ve ancak mukaddesatının korunmasını içerdiği içindir ki meşru ... İslâmiyet, ortaya çıkışından bugüne kadar, bütün Hıristiyan alemine karşı yapmış olduğu bütün savaşlarda aynı emelle çarpışmış ve Yüce Meclisi’niz de bu kutsal emelle milleti ve memleketi savunmaya azmetmiştir. Her zaman Müslümanlar kendilerine yapılan hücumları defetmiş, bağımsız olarak bugüne kadar gelmiş, bugün de bağımsızlığını korumak için Yüce Meclis’in azim ve gayretine rnazhar olmuştur. (Fakat yakın zamanda kurulan gerek Komünist Fırka ve gerek Halk İştirakiyun Fırkası bu gayemize)(1) ters, memleket dahilinde tek dayanmak istediğimiz ... bir ayrılık, bir kötü anlayış oluşturabilmek için Komünist partilerinin yayınlamış oldukları bazı makalelerde öyle durumlar görülür ki bu, safdil halk için düşmanlarımızın bizim hakkımızda kendi kuvvetleriyle, toplariyle yapamadıkları tahribi kendi elimizle yapmış olacağımızdan korkuyorum. Bütün korkum bundan ibarettir. Bu durum oluştuğu içindir ki bu emellerimiz düşer ve korktuğumuz tehlikeler baş gösterir. Genellikle doğal hukuk ve hukuk esaslarına (dayanan hakları değiştirmek ve birtakım)(2) garip haklar icad ederek (İslam aleminin, milletimizin ve memleketimizin yok edilmesine tevessül etmişlerdir.)(3) Bundan ötürü halkın doğal hukukuna zorla el konulmuştur. Efendiler, iddia edebilirim ki; dini, toplumun yüksek menfaatleri için gerekli, yararlı işleri hukuk kuralları bir araya getirir . Mülk edinme hakkı da bu hukukun birisidir. Mülk edinme hakkı demek, toplumsal çalışmayı, genel imar ye refahı gerekli ve kabul edilmiş olmakla beraber, din de bunu kabul etmiştir. Yoksa mülk edinme hakkı olmaksızın hiç bir şey kurulamaz. Miras hakkı ise, o da, doğal hukuka dayanır. Çünkü bıraktıklarının evlâdına isabet edeceğini bilen baba, bir aile kurar, evlat yetiştirir. Onun öğrenimi, ilim ve irfanını temin eder. O suretle, millete hizmet eden, hayırlı evlat yetiştirmek, halis bir nesil yetiştirmek için çalışır. Keza yine bir evlât, babasının mirası, vefatında, kendisine intikal edeceğinden dolayı, pederine hizmet eder. Onun emrine tabi olur ve bu yolda çaba harcar. Halk Iştirakiyyun Fırkası’nın zannettiği gibi değildir. (Ve inne leyse-lil-insane" illâ maseâ- insan için çalışmaktan başka bir şey yoktur, TU) âyeti kerimesinde miras hakkına aykırılık yoktur. Hepsi kulaktan dolmadır. Külfet zahmet, zahmet nimet karşılığıdır. Bu nedenle benim korktuğum taraf, bunun dini zararlarından çok, bugün üstlenmiş olduğumuz şu savunmayı sonuca erdirememekten ve ordu bireyleri arasında da bir münasebetsizlik çıkmasıdır ve ondan söylüyorum. Yoksa başka hiçbir emelim yoktur. Memleket bağımsızlığına erişirse, herkes Kuran’ın kesin kurallarına aykırı olmayan, toplumsal inkılâplar yapabilir. Her şeyden evvel Türkiye Devleti, bir Müslüman Devletidir ve müslümanın koruyucusudur. Türkler, Islâmiyeti ve şeriye hükümlerini korumak ile görevlidir ve onunla öğünür. Onun içindir ki bütün İslam aleminin ilgi ve sevgisine erişmiş ve her zaman İslam aleminin desteğini almıştır. Allah korusun ... desteklerini alması ve her İslam milletinden ... bu müslüman olması ve her milleti ... şeriatın hükümlerini koruma ve savunma ve yüce hükümleri yaymaya mazhar olduğundan dolayıdır ki Türk Devleti, bütün İslam milletlerin üstünde bir destek olmuştur. Bu hukümlere uyduğu takdirde sonsuza dek saadete kavuşacak ve daima teşebbüslerinde, iyiliğe yönelmiş uygulamalarında başarılı olacağında şüphe yoktur ve yine Anayasa doğrulamış ve belgelemiştir ki, Devlet’in dini, İslâm dinidir ve yine bu esasa dayalıdır ki; Bakanlar Kurulu üyeleri arasında bir de Din İşleri Makamı vardır. Fakat esefle diyeceğim, Din İşleri Makamı bazı böyle yayınlara karşı, arkadaşlarına müracaat ederek, bu yayınları aşırıya kaçmama seviyesine döndürmek vazifesiyle mükelleftir, halbuki bugüne kadar bunu ihmal ettiğinden dolayı teessüf ile... 
SALİH EFENDİ (Erzurum) - Şeyh Servet Efendi’nin kitapçığı baştan sona çarpıtma ile doludur. Temel amacını anlamadan, ayetler ve hadislere kendi keyfince, hiçbir tasarruf hakkı olmadığı halde, şer’i hükümleri çarpıtmıştır. 
MUHİTTİN BAHA BEY (Bursa) - Söz istiyorum bunun hakkında. 
VEHBİ EFENDİ (Konya) - Efendim, değerli arkadaşlar her yönünü söyledi. Yalnız arkadaşlara ben bir iki soru soracağım. Biz malûm ya olduk beri modaya çok heves ederiz. Modacı bir milletiz. ,Bir vakit Fransa’yı taklit ile meşgul olduk. Şimdi diğerlerini taklit ile meşgulüz. Halbuki efendiler taklidci olan milletler daima kendini zayıf görüp, taklit ettiği milleti büyük gördüğünden dolayı taklitçi olan, taklit ettiği milletin ayağı altında her zaman ezilmiştir. Tarihler buna şahittir. Bir millet kendinde varlık, kudret görmezse o millet yaşayamaz. Efendiler bununla beraber maddiyatın maneviyata mutlak bağı vardır. Efendiler maneviyatı olmayan bir millet âlemde yaşayamaz. Çünkü maddiyatını düzenleyemez. Maneviyattır milletleri bir diğerine bağlayan. Maneviyatına sahip olmayan her millet, her zaman, maddiyatına sahip olamayıp, maddiyatını düzene koyamadığından dolayı perişan olmuştur. Ondan dolayı bizim bir maneviyatımız var ki; İslâm dinidir. Şimdi ben soruyorum; bizi seçenler Müslüman mıdır, değil midir? Müvekkillerimiz Müslüman olduğu halde o Müslümanların dini ve duygularının tersine ben, Komünistim diye meydana çıkmanın manasını bilemem ve seçmenlerime karşı bu suretle meydana çıkan değerli arkadaşlar buna karşı ne cevap verebilir? Bununla beraber beyefendiler, Şeyh Servet Efendi hakkında yalnız Musa Kâzım Efendi söyledi. Bir kitapçık yapmış ve Allah’ın Yüce ayetini şöyle yorumluyor; Allahu azim-üş şan (Adı büyük Allah-TU) eşyayı insanlar için yaratmıştır. Bundan ötürü insanlar eşyadan eşit olarak yararlanacaktır. Şu halde insanlardan birinin diğerinden daha çok eşya varlığından yararlanması meşru değildir, demiştir. Bakın efendiler, bu, Kuranı azimüşşanın anlamını çarpıtmaktır. Eğer Müslüman ise İslâm şeriatı onu kafir ilan eder. Efendileri biz ya müslümanız veya hıristiyanız. Şüphe yok ki müslümanız. Şu halde, müslüman olduğumuz5 halde, böyle bir dinsizlik yayını uygun bulacak ve dinsizlik namı altında bir fırka teşkiliyle meşgul olacak isek Yunan ile meşgul olmakta ne mana var? Beraber olurum, geçsin gitsin. Yunan ile muharebede ne mana var? Biz Yunan ile ne için muharebe ediyoruz? Efendiler, emin olunuz vatan diye bağırmışsak, hepsinden önde gelen dindir. Her ne nam altında bağırsak hep bunları temin eden dindir. Yunan ile bizim muharebemiz dinimiz içindir. Şu halde Komünizm diye bir dinsizliği kabul edeceksek millet arasında uğraşmanın manası nedir? Bununla beraber bakın efendiler, şimdi yine Hükümetten soracağım; Emek Gazetesi diye bir gazete çıkmış. Bu da Halk Iştirakiyyun Fırkası’nın düşüncelerini yayarmış. O gazete de, Musa Kâzım Efendi’nin söylediği bakımdan diyor ki; dini esaslarda böyle bir mülk edinme hakkı , tasarruf gibi bir şeyler olmadığı halde sonradan saltanat hakkı, miras hakkı, kiralamak hakkı ve kiraya vermek gibi birtakım garip haklar meydana gelerek halkı, memleketi berbat etmiş ve bir avuç azınlığın çoğunluğa egemen olmasına sebep olmuştur. Bir makalesinde de diyor ki; Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da her ne yapsa, ne kadar başarı elde etmiş olsa yine bir şey yapamayacaktır. Sonunda yine halk olacaktır. Ne yapacaksak gelin arkadaşlar yoldasınız. Budur efendiler. Şimdi ben Hükümet önde gelenlerinden soruyorum: Hükümet bu gazeteyi gördü mü, görmedi mi?.. 
MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara) - Gördü, gördü. Hükümet bu gazeteyi istiklâl mahkemesine vermiştir, yarın muhakemesi olacaktır. Hükümet üzerine düşen görevi yapmıştır. (Teşekkür ederiz sodaları) 
VEHBİ EFENDİ (Devamla) - Şimdi Musa Kâzım Efendi’nin söylediği sözü yalnız tekrar edeceğim. Şu fıkra : Dinişleri Bakanı Efendi’nin üzerine düşen bir vazife, bir borç vardır. Hoca Efendi’nin de o vazife borcunu yerine getirmesini rica ederiz. 
Gelelim Şeyh Servet Efendi’ye: (Gülüşmeler) Efendiler, bu adam Bolşevikliği, Komünistliği altı aydan beri kabul ettirmeye çalışıyor ve bu adam büyük bir kitap yazdı ve bu kitabı baştanbaşa, Musa Kâzım Efendi’nin buyurduğu gibi, ters yüz etme ve çarpıtmadan ibarettir. Din kurallarına uygun olarak içinde bir kelime yoktu diyebilirim. Çünkü okudum. Fakat ben şunu aradım ki bu risaleyi bastıracak kadar bunun gücü yoktur, bu desteği nereden aldı? 
MUSTAFA BEY (Tokat) - Anladık ya, para, parası, 
TUNALI HÎLMÎ BEY (Bolu) - Şimdi haber aldım ki, gazetenin benim olduğu söylenmiş, kesinlikle reddederim. 
VEHBİ EFENDİ (Devamla) - Bu adam dini kılıkta ve hoca suretinde böyle milletin gelenekleri ve dini esaslarını çarpıtmaya çalıştığı, kitabıyla ve şu yazılan telgrafla malûmdur. Bu adamı Hükümet’ten ve Meclis’ten rica ederim, derhal geri döndürsün. Hakkında yasal işlem yapılsın ki ki şu Meclis Müslümanlığa koruyucu olduğunu bilsin ve Müslümanların kalbi bize bir kat daha bağlansın diye bu görevi yapmasını teklif ediyorum. 
REİS - Görüşmeyi yeterli görüyor musunuz? (Hayır sesleri) (Dışişleri Bakanı söz söylecek dinleyeceğiz sesleri) 

Dr. AHMET MUHTAR BEY (Dışişleri Bakanı) (İstanbul) - Muhterem efendiler, içinde yaşadığımız zamanın hayatı tarihiyemizde en nazik ve vahim bir an olduğunu Yüce Heyeti’nize tekrar etmeye gerek görmem. Bunun üzerine Hükümet’in siyasi ilişkileriyle ilgili görüşmeler ve tartışmalarda söylenecek sözlerin çok iyi düşünülerek dile getirilmesini istirham ederim. Bundan evvel bir kaç defa ortaya çıkan ilişkilerle Yüce Heyeti’nize temiz duygularla arzetmiştim, ki Rusya ile anlaşma ve birlik kurma sözleşmesi veya fikir birliği noktasından vukubulan girişimlerimizden amaç, yalnız memleketin milli sınırları dahilinde bağımsızlığını sağlamak için dışarıda bir dayanak noktası aramak düşüncesine dayalıydı. Biz Rusya ile bu suretle, bu amaçla görüşmelere başladığımızda Komünist olan Rusya Hükümeti bize hiçbir vakit kendi toplumsal teorisinin kabulünü, ittifak sözleşmesi için bir karşı şartı olduğu hakkında hiçbir koşul koymamıştır. Bu böyle olduğu gibi, Rusya Hükümeti Şûralar Cumhuriyeti’nin halen Ankara'da bulunan elçilik heyeti geldiği vakit de Hükümet’imizin, Meclis’imizin dış ilişkileri idareye memur olan Dışişleri Bakanı sıfatiyle kendileriyle görüştüğümde hatta ayaklarının tozu ile, ilk defa, ilk dile getirdiğim söz şu olmuştur : Biz, bizi mahvetmek isteyen emperyalist devletlerle olan mücadelede sizinle birlikteyiz, size elimizi veriyoruz. Fakat bu memlekette toplumsal devrim yapmak gerekirse bunun gerek duyulursa bu devrimi ancak bu memleketin evlâdı yapacaktır. Bunun aynen peşin, Rusya Cumhuriyet Hükümeti tarafından ve onun buradaki heyeti tarafından dahi bilinmesi bizim için önemli ve zorunludur. Biz, Rusya Hükümeti’nin dahi burada, Rusya’da olan bir toplumsal devrimi yaptırmak emelinde olmadığını Rusya Şûralar Cumhuriyeti’nin en yetki sahibi adamları ağzından teminat almak suretiyle biliyoruz. Rusya Hükûmeti uyguladığı, kendisi için ve belki de İslâm Alemi için, bir çok deneyden sonra, o da bu düşünceye varmıştır ki; İslâm Alemi için Komünizm uygun değildir. Ondan dolayı herhalde şu Hükümeti ... bütün Batı dünyasına karşı savunmayarak ... Rusya Şûralar Hükümeti’nin başında bulunan önde gelenler bunu anlayamayacak kadar ahmak adamlar değillerdir, bunu anlamışlardır. Bize kesinlikle bu yolda bir öneride bulunmamışlardır. 
Bildiğiniz üzere Rusya iki kuvvete karşı mücadele ediyor. Biri emperyalizm, yani masum ve mazlum milletleri esaret altına almak, kendi menfaati için onları hayvan gibi çalıştırıp yararlanmak isteyen, bu mesleki takibeden devletlere karşı onları yıkmak için yaptığı mücadeledir. Diğeri de; görünüşte buna benzeyen, fakat millî bir şekilde oluşan kapitalizme karşı mücadele etmektir. Kapitalizmin ne olduğunu Yüce Heyet’e tekrar arzetmeyeceğim. Yalnız birincisinde Rusya ile düşünce birliğinde bulunuyoruz. 
İkinci şıkka, kapitalizm meselesine gelince; bizde halkı böyle zincir altında inletecek surette teşekkül etmiş muazzam kapitalistler yoktur. Bunun içindir ki Rusya Hükümeti şarkta bulunan milletlerin kendi toplumsal devrimini, gerekirse, kendilerinin yapması hususunu kabul etmişler ve görüyorsunuz ki komünize etmek için elinde bulunan bir çok araçları, tersine Avrupa’ya, yani hakiki emperyalist, hakiki kapitalist devletlere yöneltmişlerdir. Biz Rusya ile yalnız bir amaç uğrunda ittifaka sözleştik ve uzlaşma emelini takibettik. Temizlik ve samimiyetle temenni ediyorum ki bu gayemize ulaşalım. Bu nedenle bütün Batı dünyasına karşı bulunduğumuz bir zamanda doğuda dahi elde edebileceğimiz bir dayanağı alın ... bütün Meclis bunu söyler, Heyeti Vekile ne şu veya bu suretle hareket eder. Fakat bendeniz öyle zannediyorum ki Yüce Heyetiniz, bir çok tartışmalar sonucunda Rusya Devleti ile ilişki kurulması gerekliliğini teslim etmiştir. Dönüyorsa bilmiyorum. Bu devlet, en güçlü zamanlarında bile dış ülkelerle ilişki anlaşmalarından kendini uzak tutamamıştır ve dünyada Çin surları içinde kuşatılmış olarak yaşamış, süregelmiş bir millet yoktur. Ondan dolayı biz dahi dışarıda bir çok milletlerle siyasi ilişkilerde bulunmak istiyoruz. Ne için hakikatten korkuyorsunuz? En büyük devlet İngiltere, siyasi ilişkilerde, «ben» diyor. Yani yurtdışında dayanacak bir millet ararım. 
Bu nedemle bu girişi yaptıktan sonra, Hüseyin Avni Bey’in ifadelerine karşı, memleketimizin dış ilişkilerinin sorumluluğunu taşımak itibariyle, bu Hükümet adına, söyledikleri sözleri reddediyorum. Çünkü kendisiyle siyasi ilişkilerde bulunmak, belki askeri, siyasî bir sözleşme yapmak istediğimiz bir devletin haydut deyimiyle nitelendirilmesine razı olamayız. Bu yüzden bunu reddetmek de Dışişleri Bakanı’nın görevi gereğidir. Ben sorumluluğu olan bir kişi olarak bu sözü bu kürsüden söylemek Yüce Meclisi’nizin ... Rusya’da uygulanmış olan toplumsal çalışmayı (içtimai mesai-TU) Meclis’in içinde tartışmak başka bir şeydir, bunun tartışılmasının, Hükümet’in amacını zarara uğratacak biçimde şekle sokmak başkadır. Buradan giderek, bu kadar güçlükler içinde elde edilmiş olan şu sonuçları belki de zarara uğratması muhtemel olan bu gibi sözlerin, fikirlerin söylenilmemesini Yüce Heyeti’nizden rica ediyorum. Çünkü devlet, çocuk oyuncağı değildir. Devletin çıkarları gayet muazzamdır. Biz bu memleketi her birimiz kendi istediğimiz gibi tasarruf edemeyiz. Onun yüce çıkarları neyi icabederse biz onu yapmaya mecburuz. 
Şimdi efendim sözümü bitiriyorum. Bu istirhamımdan sonra elbette Yüce Heyeti’niz bunu büyük önemle nazarı dikkate alacaktır. Şimdi aleyhinde söz söylenen bu hükümet, bize doğal bağlaşığı hitabiyle başvuran ... kesintisiz Moskova toplantı yapacaksa ... konferans esaslarını hazırlamak için konuşmalarda bulunmakla beraber, bugün maruz olduğumuz Batı saldırılarına karşı memleketin her türlü direnme araçları temin için her türlü önlemleri almış olan bu hükümet, bir taraftan görevi ne olursa olsun, ... yönelttiği gibi ... kendine doğal bağlaşık saydığı hükümete başvurmaktır. İşte demin bu kürsüye, Hüseyin Avni Bey’e cevap vermek üzere gelmek için izin istedikten sonra Rusya’dan aldığım şu telgrafı Yüce Heyeti’nize okuyarak sözüme son vereceğim. 
(Telgraf okundu) (Bu telgraf nerede?TU) 
HÜSREV BEY (Trabzon) - Bizim sahile alınıp bir an evvel cepheye yetiştirmek ... en mühim mesele, cephane ve silahlar meselesidir ve Yüce Meclis ister ki bu ihmal edilmesin. Bu hususta bir dakika ihmale izin verilemez. 
REÎS - Görüşmeleri yeterli görenler lütfen el kaldırsın. Görüşmeler yeterli görüldü. 
ŞÜKRÜ BEY (Karahisarı Sahip- Afyonkarahisar-TU) - İzninizle görüşmelerin başında burada bulunmadığım için şahsım hakkında cereyan eden ve söylenen sözlere vakıf değilim. Fakat bulunduğum dakikadan itibaren Fırka’yı ilgilendiren bazı sözler hakkında ufak... 
MUSTAFA BEY (Tokat) - Hangi fırka? (Gürültüler) 

ŞÜKRÜ BEY (Devamla) - Mademki burada fırkalar sözkonusu olmuştur. Siz ne hak ile burada söz söylemiş iseniz ben de o hak ile söylüyorum. Muhterem arkadaşlar; bilirsiniz ki dünyada fikirler hiçbir zaman kendi daireleri içinde çıkılamaz. Burada bizim toplanmamızı emreden şey, vatanı savunma duygusudur ve emperyalist devletlerin üzerimize hücumu karşısında savunmasız kalan millet, meclisini toplamıştır. Bu, bir hakikattir. Hepimiz buraya gelirken hepimizin kalbinde, vicdanında ve yemin ettiğimiz üzere yaşayan bir şey varsa, milli sınırlarımız içinde, bu milletin tam bağımsızlığını temin sağlamaktır. Bütün mebusların görevi budur. Fakat mebusların görevi bu iken, her mebusun toplumsal ve siyasi düşüncelerini sınırlandırmak hakkı da kimseye verilmemiştir. Herkesin bir toplumsal ve siyasi kanaat hakkı vardır. Bu hakkı hiç kimse, hiçbir birey koparıp alamaz. Bu nedenle bu kanaatlerimiz dairesinde hepimiz çalıştık ve çalışıyoruz. Bilirsiniz ki Paşa Hazretleri Komünizm Fırkası’ndan söz etti. Bendeniz de Halk Iştirakiyun Fırkası’nın oluşumundan söz edeceğim. (Gürültüler) İzin verin, onu söyleyeceğim. Efendiler, hepinizin malûmudur ki biz buraya geldiğimiz zaman daha başlangıçta bizim burada nasıl çalıştığımızı biliyorsunuz. O vakit bir Yeşil Ordu kurulduğunu hepimiz biliyorduk ve bütün arkadaşlarımızın oraya giderek yemin ettirildiğini haber alıyorduk. Bu cümleden olmak üzere beni de o partiye (fırkaya-TU) sokmak için aracı oldular, bendeniz bunu uygun bulmadım. Çünkü bu parti o zaman gizli bir surette çalıştığı içindir ki o partinin memleket dahilinde bazı fenalık yapabilmesi olasıydı. Bunun için ben bunu uygun bulmadım. Meclis içinde bir Halk Zümresi (Halk Grubu-TU) oluştu ve bu guruba da bir çok arkadaşlar dahil oldular ve bu Halk Zümresi’nin kuruluşuyla beraber onu takiben Hükümetin bir halkçılık programı, bildiğiniz üzere, komisyonda incelendi. Bendeniz de bulundum. Sonunda Yüce Meclis’inizde uzun tartışmalardan sonra kabul ve ondan sonra bendenize bir başvuru oldu. Matbuat ve İstihbarat Dairesi yayınları ... bana Tokat Mebusu Nazım Bey söyledi. (Başka celseye bırakalım sesleri) Efendim eğer bu Meclis’te partilerin durumunun ne olup olmadığını anlamak istiyorsanız dinlersiniz. Meclis’te değişik kanaat ve fikirler vardır ve bu kanaat ve fikirler hakkında bir malûmat edinilmiş olsaydı şimdiye kadar zannederim ki bu kadar fikir akımları olmazdı. Bendeniz matbaamı sattım. Buraya geldikten sonra itirazlarla karşılaştım. Makine İngiliz makinesi imiş, Fransız makinesi imiş. İşinize gelmeyecek olursa ben kabul ederim. Beş bin liraya sattım. Bir hizmet etmek emeliyle verdik. (2 000) liraya almıştım, yalnız makineyi. Bununla birlikte orası lâzım değil. (Gürültüler) 
REİS - Bu meselenin İstiklâl Mahkemesi’nce takip edilmekte olduğu ve Yüce Meclis’inize bilgi sunacağımdan ... Kabul edenler lütfen el kaldırsın... 
HULUSİ EFENDİ (Yozgat) - Komünist Fırkası’na para verildi mi? Maliye Bakanı açıklasın. 
FERİT BEY (Maliye Bakanı) (İstanbul) - Efendim; Hoca Efendi’nin sordukları Komünist Fırkası’na para verilip verilmediği meselesidir. Yüce Heyet’inizin her bir üyesi son derece emindir ki Maliye Bakanlığı açıktan açığa kararlaştırılmış olmayan ve ödeneği olmayan bir yere para veremez. Bunu bile düşünmenizi bendeniz çok üzüntüyle karşılıyorum. Ondan ötürü, bendenizin bilgisi; ne Komünist Fırkası’na ne de diğer fırkalara bu tarzda Maliye Bakanlığı’nca beş para bağlanmamıştır. 
MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara) - Bendeniz de Heyeti Vekile Reisi sıfatiyle arzediyorum : 
Maliye Bakanlığı’nca değil, hiçbir bakanlıkça, hatta örtülü ödenekten, hiçbir para verilmemiştir. 
REİS - Efendim, mevcut on kıta takrir var. 
MUSTAFA FEHMİ EFENDİ (Şeriye Vekili- Dinişleri Bakanı-TU) (Bursa) - Musa Kâzım Efendi’nin sözünü ettiği kötü kitaba karşı eleştiri yazmadığımdan dolayı esef ettikleri söylenmektedir. O kitabı bize verdiler. Efendiler kitabı okuduk. Fakat böyle gördüğümü anlatmadan bu kitabı yorumlama yetkisine sahip bir kaç arkadaşa verdim, bunu baştan sona kadar okuyunuz dedim. Okudular. Bugün bu kitabı dilbilgisi görmüş bir öğrenci derhal reddedebilir. Buna karşı eleştiri yazmaya mahal yoktur. Musa Kâzım Efendi’nin, eseflerini bugüne kadar sakladığına hayret ediyorum. Hemen gelmeli, benimle beraber bir karşı görüş yazmalı idi. Eğer karşı görüş yazmak gerekli idi ise bu vakte kadar niçin sakladılar? Kendileri de ileri gelen din alimlerindendir.

HULUSİ EFENDİ (Yozgat) - Dinbilimi Kurulu tarafından yazılması daha uygundur. 
MUSTAFA FEHMİ EFENDİ (Dinişleri Bakanı) (Devamla) - Sonra Vehbi Efendi Hocamız Emek Gazetesi’nin bir fıkrası hakkında beyanatta bulundular. Evet haberdar oldum. Ancak gazete okumaya elim değmiyor. Bunun içindir ki bugün buldurdum. Gereken noktalara işaret ettik. (Teşekkür ederiz sesleri) 
REİS - Önerge şunları içeriyor. Her önergede Şeyh Servet Efendi’nin İstiklâl Mahkemesi’ne verilmesi yolunda, bazı önergeler de İstiklâl Mahkemesi üyeliği kaldırıldıktan sonra ve İstiklâl Mahkemesi’ne verilmesi için bir şubece hakkında araştırmalar yapılması... (Gürültüler) İzin veriniz, önergelerin anlamı şu noktaları kapsıyor. (Gürültüler) Rica ederim dinleyiniz. Diğer bir önerge de dinalimi kimliğinin geri alınması, başka önerge de propaganda ile bu kitabı geçersiz kılacak, gazete ve kitaplar yayınlamak üzere diyor. 
Önce oylarınıza sunacağım. Şeyh Servet Efendi’nin İstiklâl Mahkemesi üyeliğinden alınmasını uygun bulanlar lütfen el kaldırsınlar... İstiklâl Mahkemesi üyeliğinden alınmıştır. 
CELÂLETTİN ARİF BEY (Erzurum) - İzin veriniz efendim, bir mebusun İstiklâl Mahkemesi’ne verilmesi için bir karar verilmesi gerekir. Nitekim Hacı Şükrü Bey hakkında da aynı esas söz konusu olmuştur ve mesele de şubeye havale edilmiştir. Madem bu zat şimdi İstiklâl Mahkemesi ... buradan hakkında gerekli incelemeleri yapar, şubeye havale ediniz. (Gürültüler) 
HÜSREV BEY (Trabzon) - Reis Beyin söylediği gibi içtüzük uyarınca belgeler lâzımdır. Bu nedenle belgeler olmayınca mebusluğu söz konusu edilemez. . 
REİS - Şimdi çekilecek kura üzerine evrak şubeye verilir. Hükümet belgeleri gönderir* ondan sonra Genel Kurul’a arzedilir. (Gürültüler) Sükûnete davet ediyorum. 
Genel Kurmay’dan gelen ve okunan raporu belgelerden sayıp da şubece inceleme yapılmasını kabul edenler lütfen el kaldırsın. (Gürültüler) 
Aksini oylarınıza sunuyorum : ... Şubeye havale edilmiştir. 
Diğer bir önerge de mebus kimliğini kaldırmadığınız bir arkadaşınızın gözetim altında gelmesi için yasamız uygun değildir. Birinci şubeye gitmiştir evrak. 
Dinbilgini kimliğinin geri alınması Din İşleri Dairesi’ne aittir, 
Başkanlık Katına 
İslami esasları bütün berraklığıyla halka anlatan ve bugünkü vatan savunmasını hakkıyla anlatan ve savunan Sebilürreşat İslami gazetenin burada bir an evvel yayımı-dağıtımı için Hükümetimizce gerekli izinlerin verilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu’na havale buyurulmasını rica ederim. 22 Kânunusani 1337 (23 Ocak 1921-TU) 
Karesi Mebusu Mehmet Vehbi 
REİS - Vehbi Bey’in önergesi Bakanlar Kurulu’na havale olundu. 

Efendim bir önerge var. Mecliste dört yasa maddesinin düzenlenmesi. Yozgat Mebusu Süleyman Sırrı Bey’in yasa önerisi. Taslak Komisyonu’na havale kılındı. 
Önergeleri birer birer okumaya lüzum kalmıyor. 
FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Bakanı) (Kozan) - Bendeniz efendim sabahki oturumlarda Hıristiyanlardan asker alacağımızı ve bunları beslemek üzere mal-mülk sahiplerinden peşin bedel alınması konusunu önermiştim ve bu konuda Mali Denge Komisyonu’nun da bir önergesi vardı. Halbuki diyor ki; şubatta orduya para yoktur. Lütfen istirham ederim, yarın bu para sağlansın. (Kabul kabul sesleri) 
(Adana mebuslarının konu dışı bir önergesine Milli Savunma Bakanlığı’nın yanıtı okunup geçilmiştir-TU) . 
REİS - Bilgilenilmiştir. 
Efendim, izin veriniz. 24 Kânunusâni 1337 (24 Ocak 1921-TU) Pazartesi günü toplanmak üzere toplantıya son veriyorum. 
Kapanma Saati: (Yok) 

Not: Tartışma konularıyla ilgili olup, okundukları yerlerinin saptanmasına olanak bulunamayan önergeler aşağıdadır. 

Başkanlık Katına 
21.1.1337 
Büyük Millet Meclisi üyelerinden Şeyh Servet Efendi’nin tutup getirilmesi ve hakkındaki evrakın içtüzük gereğince kura isabet edecek şubece hızla incelenerek hakkında Meclis Genel Kurulu’nun bir karar almasını öneririm. 
Trabzon Mebusu Hüsrev 


Başkanlık Katına 
22 Kânunusani 1337 (22 Ocak 1921-TU) 
Şubelerden birinde inceleme yapılmasından sonra para alarak kötülükler yaptığı sabit olduktan sonra Büyük Millet Meclisi üyeliğinden çıkarılmasını kesin olarak öneririm. 
Erzurum Mebusu Salih 


Başkanlık Katına 
Diyarıbekir İstiklâl Mahkemesi’ne tayin edilen Şeyh Servet Efendi kendisine verilen yetkiler dışında ve gerek Millet Meclisi’nin ve gerek Bakanlar Kurulu’nun izinleri dışında İslam Alemi’nde büyük bir sapkınlığa neden olacağından şüphesiz bulunan (bolşevik) hastalıklı ndüşüncenin yayılmasına söz ile ve eylem ile çalıştığı belli olmakla adı geçenin gözetim altında derhal gönderilmesiyle Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne verilmesini kamu yararının korunması için arz ve teklif eyleriz. 
22 Kânunusani 1337 Hakkâri Mebusu Ergani Mebusu 
Mehmet Tufan M. Emin 
Yozgat Mebusu Mehmet Hulusi 


Büyük Millet Meclisi Başkanlık Katına 
İslam dinbilgini kılığında giyinmiş olduğu halde şerefli din ve İslam ümmetine her bakımdan muhalif ve ayrımcılığa sebep olan propaganda ile Müslümanlar arası bozuşmaya sebep olduğu duyulmuş olan Şeyh Servet Efendi hakkında gerekli tahkikatın yapılmasını talep ederim. 
22 Kânunusani 1337 
İsparta Mebusu İbrahim 


Başkanlık Katına 
Meclisimiz azayı kiramı vatan savunması ve bağımsızlığı için ettiği yemin dışında ve dini gelenekler karşısında bulunan her türlü parti düşüncesiyle iştigal etmesi nedeniyle hiçbir surette mümkün bulunmadığından bolşeviklik ve komünistlik namı altında teşekkül etmiş 
olan heyetlerde bulunan üyelerin derhal bu gibi heyetlerden çekilmelerini ve bir bildiri ile saygıdeğer halka yayın ve duyurulmalarını ve Şeyh Servet Efendi’ye gelince; dini kılığı çıkarılarak hakkında sert yaptırımlar uygulanmasını teklif eylerim. 
22 Kânunusani 1337 
Kırşehri Mebusu Yahya Galip 


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Katına 
Diyarıbekir İstiklâl Mahkemesi üyelerinden Bursa. Mebusu Şeyh Servet Efendi’nin Ankara'daki eski öğütleri ve bilinen kitabı konuşulmuş olduğu üzere takip ve erişmek istediği temel düşünce ve siyasi amaç itibariyle bolşevizm akımının yayılmasına hizmet ettiği bilindiğinden ve öyle olmakla beraber kişisel düşüncesi ve özeli olsa bile şeriat ve dinimiz esaslarını gelişigüzel birbirine uymayan akideler ve teorilerden hakkıyla etkilenen ve heyecanlanan safdil halk üzerinde İslam esaslarını anlatan kimliğini Yüce Meclis’den aldığı zan ve kuşkusu ilmi kesinlikte olacağı ve şu sözüedilen durum çerçevesinde kabul edilmiş ve aşikâr olan nezaket ve önemiyle kabul edilmesi mümkün olmadığı yönünden adı geçenin sözü edilen yerdeki görevine son verilmesi veya başka yere gönderilmesi konusunu saygıdeğer Genel Kurul’a arz ve teklif eyleriz. 
21 Kânunusani 1337 
Siverek Mebusu Mardin Mebusu 
Abdülgani Derviş 
Siirt Mebusu Ergani Mebusu 
Salih Rüştü 
Ergani Mebusu Genç Mebusu 
M. Emin Ali Haydar 


Büyük Millet Meclisi Başkanlık Katına 
Şimdi Lâzistan Mebusu Ziya Hurşit Bey’de görülen ve Akdağmadeni Belediye Reisi Halit imzasını taşıyan telgrafta İştirakiyun veya Komünist partilerinden hangisine gireyim diye başvurular yapılmış olduğu üzülerek görüldü. Bu hastalıklı düşüncenin memleketimize kadar yayılmış olduğundan ve adı geçen belediye azasından olup başkan yardımcısı olduğundan hemen işinden atılıp yerine başkasının tayini emrinin mahalline süratle bildirilmesi, olası kötü yayılmanın önüne geçilmiş olacağı düşüncesine dayanarak Yüce İçişleri Bakanlığı’na emanetine alınmasını arz ve teklif eyleriz. 27 Kânunusâni 1337 
Yozgat Mebusu Rıza Bahri 


Büyük Millet Meclisi Başkanlık Katına 
Doğu cephesinde incelemelerde (1) bulunarak gelmekte olan bolşevik akımının önüne durmak için gereken önlemlerin alınması ve şimdiki durumu ve oradaki kişilerin takip ettiği mesleği Büyük Millet Meclisi’ne ulaştırmak için beş üyeden oluşan bir heyetin toplanarak Doğu (tutanaklarda Batı yazılmış-TU) Cephesine gönderilmesini teklif ederim. 
21 Kânunusâni 1337 
Erzurum Mebusu Hüseyin Avni 

(1) Tahribat veya tedmirat (yıkmak veya yok etmek-TU) mânasında kullanılmış. İmzalı önergede tetkikattır (incelemeler-TU). 


Başkanlık Divanı’na 
Milletimizin, giriştiği şu mukaddes dava ve cihadında başarılarını sağlamak ve hızlandırmak için tek vücut ve tek gönül birlik ve beraberlik çalışmaları önemli ve zorunludur. Bundan dolayı bir kaç aydan beri taşralarda taraf taraf, zaman zaman çeşitli fikirler ve prensipler yaymaya çalışanlar milletimizin sarsılmaz birliğini bozacağı, bu gizli oturumda özellikle Erzurum'dan gelen telgrafta, Büyük Millet Meclisi’ne etkili bir dille beyan ve bu gibi ayrılık nedenlerinin yasaklanması ve ortadan kaldırılmasına bütün halk tarafından yemin edildiği bildiriliyor. Millet Meclisi tarafından da açık bir bildiri ile milletin birliğinin güçlendirilmesini teklif eylerim. 
22 Kânunusâni 1337 
Yozgat Mebusu Mehmet Hulusi 


Büyük Millet Meclisi Başkanlık Katına 
Rusya’daki sosyal devrim ile bütün dünya meşgul ve düşünce akımlarına maddî engellerle karşı koymak kabul edilemez iken, bizim bundan gafil kalmamız doğru olamaz. Bu önemli durumu Bakanlar Kurulu da takdir ve Rusya’ya yetkili olarak gönderilen Bekir Sami ve Yusuf Kemal beylere bazı kimseler katılmıştı. Bu heyetin bundan üç dört ay evvel Bolşevik devrimi hakkında hiçbir bilinmez nokta kalmayacak surette bilgileri içeren raporları geldiği de güvenilir kişilerce aktarıldı. Meclis bu raporlardaki inceleme sonuçlarından haberdar olmalıdır. Tâ ki, yanlış yollara gidilmesin. Raporlarla başka taraflardan gelmiş ve toplanmış bilgilerin acilen Meclis’e gönderilmesi ve bu konuda Hükümet ağzından Meclis’in açık bir surette aydınlatılmasının Bakanlar Kurulu’na bildirilmesini teklif eyleriz. 
19 Kânunusâni 1337 
Siverek Mebusu Mardin Mebusu Abdülgani Derviş 
Siirt Mebusu Ergani Mebusu Salih Rüştü 
Ergani Mebusu Genç Mebusu M. Emin Ali Haydar 


Büyük Millet Meclisi Başkanlık Katına 
Madde 1. — Milli amacın sağlanmasına değin vatan dahilinde milletin birliğini bozacak hiçbir parti kurulmayacaktır. 
Madde 2. — Parti kurmaya cesaret edenler Büyük Millet Meclisi üyelerinden oldukları takdirde kendilerinin resmi kimlikleri kaldırılır ve İstiklal Mahkemesi’ne gönderilirler. Ancak Meclis’te tartışma düzeni ve çoğunluğu sağlamak amacıyla oluşan gruplar bunun dışındadır. 
Madde 3. — İşbu kanun yayınlandığı tarihten itibaren yürürlüktedir. 
Madde 4. — İşbu kanunun yayınlanmasından önce kurulmuş Komünist ve îştirakiyun ve benzeri siyasî partiler kapatılmıştır. 
Yukarıdaki kanun tasarısının ivedi tartışılması ve kanunlaşmasını arz ve teklif eyleriz. 
22 Kânunusani 1337 
Yozgat Mebusu Karesi Mebusu 
Süleyman Sırrı Abdülgafur 
Konya Mebusu Yozgat Mebusu 
Hacı Bekir Bahri 
(Tasarı Komisyonu’na gönderildi)