GÜNCELLEME-1


Kürt gazeteleri “Yeni Türkiye kadroları”nın Türkiye’nin bütün bileşenlerini birleştirerek hepsini Türk yapmak gibi bir düşünceye bağlandıkları sonucuna vardıktan sonra, kendilerinin hiçbir zaman milliyetlerini unutmayacaklarına korkusuzca ilân ettiler.

Bu kesin kanı ve açıklamaların hiçbir gereği yoktu sanıyoruz. Çünkü “Yeni Türkiye kadroları”nın hiçbirinde “Kürt”leri Türk yapmak düşüncesi yoktur. Artık yirminci yüzyılda bir topluluğa zorla milletini unutturmanın uygulanması olanaksız bir şey olduğunu tarihteki olaylar ile azıcık meşgul olanlar bilir…

Memleketlerinin ihtiyaçlarını, çıkarlarını pek güzel değerlendiren “Yeni Türkiye kadroları”; uygulanması olanaksız olduğu kadar, vatanları için zararlı tartışmalara, düşmanlıklara meydan vereceği doğal olan böyle bir ham hayale kapılmayacaklardır… O halde niçin “Kürt” basını “Yeni Türkiye kadroları”nın  kendi milletlerine zor uygulayacağına ihtimal verdiler?..

Çünkü “Kürt” kamu oyunu şaşırtmak, onlara toplumlarının tehlikeye düşeceği korkusunu vererek bu heyecan içinde her dersi anlayabilecek bir ruhsal durum oluşturmak istiyorlardı. “Kürt”lerle “Müslüman Türkler”in ve öteki “Türkiye” bileşenlerinin birliği “Kürt terör örgütleri”nin emellerine büsbütün bir darbe indirirdi.  Bu örneği benimseyen “Kürt” gazeteler için doğal olarak bütün Türkiye halkının mertçe ve hilesiz bir birlik için anlaşmış olmaları arzu edilir bir şey değildi. İşte bunun içindir ki safdilleri milliyete, “Kandil”e, hatta ihtimal ki inançlarına bile zor uygulanacağı korkusu altında heyecana sürüklediler.

Yeni Türkiye kadroları” Sünni Müslüman ve Türk olmayan vatandaşlarından dillerini, milliyetlerini, mezheplerini terk etmeleri gibi bir fedakarlık talep etmezler ve etmeyeceklerdir. Onlardan bekledikleri şey, kendilerini bu devletin, bu vatanın evlâdı bilip, bu vatanın, yalnız bu vatanın yararı, kurtuluşa ermesi için çalışmaktır. Sünni Müslüman ve Türk olmayan vatandaşlarımız bunu kabul ettikleri takdirde arada hiçbir yanlış anlama kalmaz, tartışma da biter.

Fakat şimdiye kadar incelediğimiz siyasi programlarda bir takım amaçlar gördük ki “Türkiye”yi adeta parçalamakla eştir ve uzak ya da yakın bir gelecekte bu parçalama emeline erişmek için ileriye sürülmüş gibidir. Örneğin anadil meselesi. Hükümet dairelerine herkesin istediği dil ile başvurması hakkının verilmesini istiyorlar. İnsanların birbirlerini sevebilmeleri; birbirlerini anlamaları ve birbirleriyle ilişkide bulunmaları koşuluna bağlıdır. Bunun en birinci aracı da dildir. Bu memlekette yaşayan unsurlar birbirlerinin dillerini bilmezlerse birbirlerine arzu ettiğimiz derecede ısınmaları olanaksızdır.

İstanbul’da doğmuş büyümüş orta halli hatta fakir bir çok Kürt vardır ki beş on kelimeden fazla Türkçe bilmezler. Biz bunlara zorla Türkçe öğretmeyeceğiz, fakat bunları Türkçe öğrenmenin büsbütün  de uzağında bırakamayız… Bu hükümet Sünni Müslüman-Türk hükümetidir. Devletin resmi dili Türkçe’dir… Hükümetle alış verişi olacak “Kürt” Türkçe öğrenecektir.

Sonra özerklik meselesi: Bu düşünceye “Kürt”  programlarında çok doğru bulunup yer veriliyor. Biz bu görüşleri de kabul edemeyiz… Bugün özerkliği uygulamak ileride vatana yapılacak acı verici işlere müdahale hakkımızı şimdiden kendi elimizle iptal etmeye benzer... Bu devlet Türk ve Müslüman devletidir. İlelebet bu halde kalacak, “Türkiye”deki birbirine benzemeyen bileşenlerden bazısının sahip olabileceği özel emeller için de memleketin şekil ve durumunu değiştirmelerine izin verilmeyecektir.

… Anayasal düzenin ancak eşitlik ve adalet ile uygulanabileceği açıktır. Milli egemenliği, devletin hükümet etmesine direnen bazı yerlerde Türklüğün ve İslâmiyetin korunması biçiminde yorumlamak gerekir. Zaten yetmiş milyona yaklaşan “Sünni Müslüman-Türk” nüfus içinde Kürt ve diğer unsurların tümü on-on beş  milyonu aşamadığından çoğunluk daima “Sünni Müslüman-Türk”lerde kalacak, bundan ötürü millet egemenliği çoğunluğun arzusundan ibaret bulunacak demektir ki, anayasal yönetimin de çoğunluk oyları üzerine kurulmuş olduğu düşünülürse, bu kavramda “Müslüman olmayanlar" için korkacak bir anlam bulunmadığı kabul edilir.

Şu halde “Türkiye” bileşenlerinin birliği için ortak bir uyuşma zemini nelerden oluşacaktır?

Bu “Uyuşma zemini kişisel ve siyasi haklarda tam eşitlik”ten  oluşur diyebiliriz. Kürt ve diğer azınlık vatandaşlarımız bir kere milli egemenliği Türkiye’ye çizdiğimiz sınırlar içinde zihinlerine yerleştirmeli. İkinci olarak bu devletin zayıflama ve çökmesinde fayda bulmak düşüncesini, eğer varsa zihinlerinden çıkarıp, “Sünni Müslüman Türklük” harcında, başka her türlü ilişkiyi kesip bir “Sünni Müslüman Türk”  temizliğiyle ortak vatanın yükselmesi ve ilerlemesine çalışmalı. Kendilerinde ne kadar iyi niyet eseri görürsek kendilerine göstereceğimiz sevgi ve bağlılık  o kadar artacaktır…

*     *     *

Bu yazı 2 (25) Kasım 1912 tarihli Tanin gazetesinden. 1908'de kurulan Tanin, 1912’ye varıldığında İttihat Terakki’nin “resmi” yayın organı şöhretine erişmiştir artık, kuruculardan Hüseyin Cahit (Yalçın) da okuduklarınızın aslını kaleme alan başyazardır.

Tam yüz iki yıl önce yazılmış bu yazıda, çok az kısaltma dışında: Rum-Ermeni yerine Kürt, Rumca-Ermenice yerine Kürtçe, Genç Türkler ve İttihat Terakki Cemiyeti yerine Yeni Türkiye kadroları, Müslüman yerine Sünni Müslüman-Türk, Patrikhane yerine Kandil, Osmanlı yerine Türkiye, gayrı Müslim yerine Kürtler ve diğer azınlıklar gibi ifadeler yerleştirilerek ve bugünün Türkçesine aktarılarak yapılmıştır. Bir de nüfus sayıları güncellenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti yüz yıldır güncellenerek gelen bir devlettir.