Güncelleme 2: KURBAN KUBİLAY


Ermeni Soykırımı”ndaki büyük “başarı!!!”nın ardından kim tutar İttihatçıları? Yürü ya kulum! 

31 Mart 1909’dan bu yana yaşananları süzgeçden geçirin, “Osmanlı”da oyunun bitmez tükenmez olduğu ayan beyandır. 

Devletin ilk ve orta eğitim tezgahında tornadan geçen hafızalara kazınan aynıdır: 23 Aralık 1930 günü Menemen’de, Cumhuriyet devrimlerine karşı Derviş Mehmet önderliğinde ayaklanan gericiler, onları engellemeye çalışan “öğretmen” yedek “subay” Kubilay’ı,  başını “kör testere” ile keserek şehit ettiler! Kahrolsun “gerici”ler! 

Bir asrı devirmek üzere olan “Menemen Vak’ası”nın bütün hikayesi bu dört kelimeye sıkıştırılmıştır: Subay, öğretmen, gericiler, kör testere. Bunlara eklenecek tek kelime yok mu?

 Bugün, Meşrutiyet (1908) meclisinin ilk oturumundan günümüze kadar yapılan meclis toplantılarının tutanaklarına, bazıları “yok” olsa da erişilebilmektedir. Meselâ “Menemen Olayı” hakkında konuşulanları  bu tutanaklardan okuyabilirsiniz. Anlayabilmek? İşte o zor! Çünkü seksen sene öncesinin dilini, toplumun tamamına yakını için anlamak zor. 

“Güncelleme” yazıları bu “zor”u bir ölçüde aşabilmek amacındadır. Yeri geldikçe, Cumhuriyet tarihinin önemli olayları üstüne artık “erişilebilir” ve fakat “anlaşılmaz” olan belgeleri, bugünün diline aktarıp, bazılarını olduğu gibi bırakıp, bazılarını kısa yorumlar ekleyerek, “silinmiş ve yeniden yüklenmiş” hafızalarla paylaşmak. Bu paylaşım, İttihatçı ezberleri aşıp yeniden düşünmeye kapı aralarsa ne mutlu… 

Oturumu Açıyorum

 

Meclis 23 Aralık 1930 günü Menemen’de yaşanan olayları, 1 Ocak 1931 günü gündemine alır ancak. Bu toplantıda Başbakan İnönü’nün yaptığı konuşmanın önemli bölümleri, günümüz diline aktarılmış olarak şöyledir ( vurgulamak için koyulaştırmalar bana ait) :

 Bu olay hakkında aldığımız raporlar,.. üç dört bahtı karanın devlet yasalarına karşı çılgınca hareketi ve derhal cezalarını görmeleri düşüncesini uyandırdı… Aynı zamanda dikkatimizi çekmiş olan şey, olay sırasında hazır bulunan halkın ilk raporlara göre ilgisiz ve duygusuz bir halde seyirci kalmasıdır. Bu kadar bilgi bile,.. çevrede bulunan kalabalığın, seyircilerin anlaşılmaz bir ruh hali içinde şaşkın… bir halde bulunduklarını bize anlatıyordu… Bundan sonra aldığımız rapor..,  izleyenlerden bir bölümünün onaylar bir ruh hali gösterdiklerini ekliyordu… Bir çevrenin ne kadar zehirlenmiş olması gerekir ki insanlar temiz düşünme ve yargılama yeteneğinden bu kadar aşağıya düşsünler. Anlatılmasına katlanamadığımız manzaraların eylemli olarak gerçekleşmesini bu kadar soğukkanlılıkla seyir edebilsinler. Sonra Devletin silâhlı kuvvetleri olay yerine çağırılmışken, bu kuvvetlerin ellerindeki silâhın hiç şüphe götürmez gücüne, kesin olarak kullanılmasına karşılık bu kadar meydan okur bir ruh hali gösterebilsinler!”(TBMM Tutanaklar, 1 Ocak 1931 on yedinci birleşim)

 Konuşmanın hedefinde,  üç “dört bahtı kara” diye tanımlanan Derviş” (!) Mehmet” ve adamları değil;  “ilgisiz, duygusuz, soğukkanlı” bir halde “onaylar” gibi ve  “meydan okur”casına olanlara “seyirci”  kaldığı söylenen Menemen halkı vardır.  Öyle mi? 

Savcı hemen işe el koydu… İlk çıkan gerçekler olayı yapan çetenin on günden beri böyle mehdilik düşüncesini çevreye yaydıklarını, düşmanlık saçtıklarını, sonra uğradıkları bazı köylerde silahlandıklarını, yardım gördüklerini ve Menemen şehrini daha önceden araştırarak hazırlık yaparak girdiklerini gösterdi… Menemen şehri içinde bu çetenin geleceğini bilen ve onlar gelince kendilerine yardım için bir takım hazırlıklar yaptıklarını söyleyen adamlarla çerçevelenmiş bulunduğunu ifade etti. İlk soruşturma bu şekli verince o halde sorun kapsamlı bir tertibin harekete geçirilmesi biçiminde anlaşılması doğaldı.”

 On gündür Manisa Menemen arası köylere girip çıkan, “düşmanlık saçan, silahlanan eşkıya”ya gözünü yuman devlet, Kubilay’ı “kurban ettirdi”kten sonra, üç günde her şeyin farkına varır: “Kendilerine yardım için bir takım hazırlıklar” yapan Menemenlilerdir suçlu! Öyle mi?

 Anayasa, vatan ve cumhuriyet aleyhinde eylem girişimi olayını doğrulayan belirtiler görüldüğü vakit hükümete bir ay süreyle sıkıyönetim ilân edebilmek yetkisini  veriyor…davayı hızla sonuçlandırmak için görülen ihtiyaç… daha seri bir hareket çizgisinin seçilmesini gerektiriyordu… Bu düşünce … sıkıyönetim ilânını zorunlu bir duruma soktu...”

 Hızlı dava” gereksinimi, bir “İttihatçı refleksi” olarak sıkıyönetimi dayatır! “Gecikmiş adalet, adalet değildir”, onun için “Adalette (!) aşırı sürat şarttır!”

 “… Laik yönetimde herkes inanç ve vicdanında her türlü engelden ve yasaktan uzaktır. Ancak vatandaşlar bunu siyaset aracı sayarak … Devlet’in yönetiminde etkili olmak için kullanamazlar… 

Düşünce nerede başlar, inanç nerede biter? Yüz yıllık “mezar suali.”  İfade özgürlüğünün bir bütün olduğu kabul edilmedikçe,  bu “bilimsel” ayrım hep bir tuzaktır. Çünkü, “Tek Adam-Tek Düşünce-Tek Parti” düzeninde sınırları belirsiz bu ayrım, her “karşı görüş” için “kullanışlı” bir tehdittir.

 Kızım Sana Söylüyorum

 

Menemen gibi memleketin gerek uygarlık ve özellikle anlayışlılık bakımından ileri olan bir yerinde bu örgütlenmeler nasıl işleyebiliyor?..  Genel olarak bilinen şey budur ki bu memlekette cereyan eden hava devlet kuvvetleri örselenebilir, örselenmiştir gibi bir durum alırsa, kötülük yapmak isteyenler baş kaldırmak için bu havayı elverişli buluyorlar... Menemen olayında suç işleyen ve düzenleyenlerin, amaçları için bu derece cesurca hareket etmeye kendilerinde kuvvet hissetmeleri devlet kuvvetlerinde ve Hükümet işlemesinde bir tür zayıflık görüldüğü…” gibi anlaşılabilir!

 Bir “havalara giren” Menemen halkı hükümeti zayıf görmüş, “kamu otoritesi”ne karşı baş kaldırmıştır. Öyle mi? 

“Olayda pek önemli olan diğer bir noktayı da dikkatinize sunmak isterim. O da içeride olan her hangi bir sorun karşısında nihayet bir askerî birliğe, orduya başvurulduktan sonra bile vatandaşların, umursamaz kalmalarıdır…” 

Vurgulandığı gibi, sorun “Menemen gibi memleketin uygarlık” ve “anlayışlılık bakımından ileri bir yerinde orduya (İttihatçı Cumhuriyet’e) rağmen “umursamaz” bir hava olmasıdır. “İleri Menemen”e uygulanan “hızlı adalet”, acaba “geri Dersim”e de bir derstir, ama nafile!..

Devleti ve hükümeti ve tek partiyi zayıf gibi gösteren bu “hava” yüz kişinin olanları sessiz izlemesinden mi doğdu dersiniz?

Ya Hu! İki mahallelinin kavgasını bile 20-30 kişi toplaşıp seyre dalmaz mı bu memlekette?! Kimi silahlı, kimi bıçaklı altı “meczup”un rol aldığı bir olayı yüz Menemenli seyrediyor, çok mu?

Demokrasi Denemesi!

Cumhuriyet, kurulduğu günden beri “demokrasi” peşindedir!!! Hemen bir yıl sonra 1924’te bir başka İttihatçı grubun kurduğu ikinci partinin ömrü sekiz aydır. “Demokrasi aşkı” Ağustos 1930’da, bir grup İttihatçı’ya Serbest Cumhuriyet Fırkası kurdurulur. 5 Ekim 1930 günü yapılan “belediye seçimleri” bu partinin de sonu olur, ömrü dört aydır. Bu iki “deney” de gösterir ki millet “demokrasi”ye hazır değildir. Öyle mi?

 

Baskı ve yolsuzluklara rağmen Menemen’deki belediye seçiminde1009 oy Serbest Cumhuriyet Fırkası, 544 oy Cumhuriyet Halk Fırkası almıştır. Toplam oy sayısının düşüklüğü sizi yanıltmasın, iki dereceli seçim olduğu için bu sayı böyle. Menemen’in 29-30 bin nüfusunun yarısı seçmen olsa, ki on beş bin eder; on beş bin seçmen (müntehibi evvel/ birinci seçmen) bin beş yüz elli esas seçmeni (müntehibi sani/ ikinci seçmen) seçiyor, esas seçmenler de belediye başkanı ve meclis üyelerini seçiyor. Sen misin “Tek Parti”yi seçmeyen! Menemen’in “terbiye” edilmesi farz oluyor. Sadece Menemen’in mi?

 

Menemenli seçmenlerden 2200 kişi tutuklanır, 606 kişi 15 Ocak 1931'den itibaren Mustafa Muğlalı başkanlığındaki Divanı Harp’te yargılanır. Olaya doğrudan katılan altı “meczup”, bir “ip getiren” Yahudi içlerinde olmak üzere “seyirci”lerden oluşan105 sanık (anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak, azmettirme veya Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında Hükümete haber vermedikleri ve tekkelerin kapatılmasından sonra tarikat ayini) yapmakla suçlanır. Olayın en yakın tanıklarından telgrafçı Nail’in 31 Aralık’ta alınan ifadesi mahkemeye geç gelir! El yazısıyla “İmzaları eksik olarak Menemen savcılığından bu gün yani kararın tanziminden sonra gelen işbu evrak dosyası içine konulmak üzere kâtip Reşat Bey’e, 15.1.931 M.Necdet”(GNKUR ATASE Arşivi D1, F 2-515; www.tsk.tr/8...menemen) notu düşülerek mahkemeye verilir! İddianame 24 Ocak’ta okunur, 29 Ocak'da karar açıklanır: 37 kişiye idam! 41 kişi hapse mahkûm edilir.

Öğretmen-Subay Kubilay

Torna tezgahında hafızada en derin yarayı açan, “gerici” profilinin en “net” resmini çizen alet “kör testere”dir. Öyle midir?

“Keşif Zabıt Varakası”ndan (keşif tutanağı, 23.12.1930)  okuyalım: “… cerhayı katıanın kenarları muntazam olduğunu (kesme, keskin ağızlı bir tarafı künt oluklu ve takriben 25 santimetre uzunluğunda) bir bıçakla yapıldığını…” (adı geçen arşiv,  D1, F1). Anlayacağımız dille yazılan şu: Yara kesiğinin kenarları düzgün olduğunu, kesmenin (keskin ağızlı bir tarafı kesmez ve yaklaşık 25 santimetre uzunluğunda” bir bıçak ile yapıldığını…

Nedir bu çocuk ruhlarında travma yaratan “kör testere” edebiyatı? Nedendir?

Burası İttihatçı Cumhuriyet Türkiye’si, burada “devlette devamlılık” esastır. Burada “devlet” koltuğuna oturan başı sıkıştı mı, gitmemek için her yola başvurmayı “hak” görür! Onlara devletin “başarılı” dosyaları yol gösterir. Tek Parti durumunu sallantıda görünce “tarikat, cemaat” üstünden halkı “terbiye” eder ve bu böyle sürüp gider.

Kubilay için ağlanır, oysa iki “devrim şehidi” daha vardır, ama onlar için ağlanmaz. Onlar “subay ve öğretmen” olmadıklarından İttihatçı Cumhuriyet için “kullanışlı” değildir.

İşin aslı, Kubilay da, iki bekçi de “faili belli” kurbanlardır!