Güncelleme (3): TEK YUMURTA- BİR MENEMEN


Atatürk tarafından Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı (SCF) kurması emredilen Fethi Okyar da, partinin ikinci adamı Ahmet Ağaoğlu da “Malta sürgünü”dür. Yani “Ermeni Soykırımı”na katılmaktan Divanı Harp’te yargılanıp mahkûm olmuşlardır. İttihatçı Cumhuriyet, bu “mahkûm”ların itibar gördüğü düzenin esas adıdır.

 İttihatçının muhalifi de İttihatçı olmalıdır, yoksa daha doğmadan ölüme mahkum edilir. İttihatçı Cumhuriyet “demokrasi”sinde ancak “tek yumurta” ikizlerine, üçüzlerine,.. bir yere kadar hayat hakkı tanınır. Bu nedenle, CHF’nin (Cumhuriyet Halk Fırkası) “tek yumurta ikizi” SCF, beş aylık kısa ömrünün ardından ikizinin emriyle hayatına son verir.

 Menemen Olayı”ndan bir hafta sonra Meclis’te konuşan başbakan İnönü’nün ardından (bkz. Güncelleme-2), bir söz de Ağaoğlu alır. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın “tek yumurta” ikizi Serbest (Liberal) Cumhuriyet Fırkası’nın yani “ana” muhalefetin ikinci adamı kim bilir İnönü’ye neler söyler? 

Ağaoğlu’ndan Uygar Eleştiri! 

Değerli arkadaşlar, asıl konuya geçmeden önce İsmet Paşa Hazretleri’nin burada yaptığı açıklamadan dolayı duygularımı belirtmeme izin veriniz. Ben bu açıklamayı büyük bir aşkla ve derin bir saygıyla dinledim, önünde derin bir aşkla eğilir ve saygımı belirtirim…” (TBMM Tutanaklar, 1 Ocak 1931 on yedinci birleşim) Nerde günümüzün İslâmcı veya laikçi Enver, Talat ve İttihat severleri arasında bu saygı! 

Paşa Hazretleri’nin buyurduklarını bendeniz iki kelime ile özetledim. Paşa Hazretleri’nin dedikleri şudur: Vatandaşların özgürlükleri sağlanacak, azgınlar, bunu bilmeyeııler ezilecektir… Bunu; derin ve büyük bir saygı ve bağlılıkla kaydeder ve önünde saygıyla eğilirim…” (koyulaştırmalar bana ait) İttihatçılar sadece  birbirlerine saygılı değil, aynı zamanda birbirlerine bağlıdırlar. Nerede şimdi o eski İttihatçı bağlılığı?! 

Bu gün kamuoyunun herkesin az çok aşırılığa doğru yürüdüğü bir zamanda vatandaşların özgürlüklerine uyulacak, vatandaşların özgürlüğü korunacak, yalnız azgınların başı ezilecek, yolundaki söz ülke sorumluluğunu ve cumhuriyetin savunmasını eline alıp savunan bir usta devlet adamına lâyık bir sözdür. Ayni zamanda basına karşı, itiraf ederim, basının bütün taşkınlıklarına rağmen fazla bir önlem, olağandışı bir önlem alınamayacağını açıklamaları...” Her sanatın ustası olur ama, itikadım odur ki, siyaset sanat değildir ve siyasetin ustası olmaz! “Olur” veya “oldum” deniliyorsa aldanmayın, dikkat edin, olan bir başka şeydir. 

Şerbetli Türk

 

Efendiler bilirsiniz ki Başvekil Paşa Hazretleri’nin buyurdukları gibi; yüz elli seneden beri bu Türk millet uygarlığa kavuşmak için kendisini yok oluştan  kurtarmak ve uygarlık anlayışı amacında gelişebilmek için uygarlığın doğru yoluna kendisini atmıştır. Fakat karakteri ayni özellikte, ayni hamurdan yapılmış bir takım heyulâlar onun karşısına çıkmaktadır. Üçüncü Selim’den beri, İkinci Mahmut’tan beri gelip giden bütün Derviş Vahdetiler, Kabakçı Mustafalar, bu günkü Şeyh Mehmetler hep ayni özellikte, ayni hamurdan yapılmış insanlardır…” Bu sırada salondan biri bağırır: Hiç birisi Türk değildir. Türkleri bunların dışında tutarım! Ağaoğlu devam eder: 

Türk mü, Türk değil mi nedir, bilmem; fakat memlekette bu gibi adamlar vardır. O kadar var ki bir Türk subayını öldürmek faciası, bir Türk şehrinde yapılmıştır. Bunu kimse inkâr edemez…” O günlerde İttihatçıların işi başından aşkındır: Gericiliğin kökü kazınacak herkes “laik” yapılacaktır; Kürt, Laz, Çerkez ne varsa Türk olacaktır; komünistlik, liberallik, muhafazakârlık gibi aykırı düşünceler kafalardan temizlenecek, herkes “Kemalist” olacaktır… “Serbest” sıfatına bakıp da muhalefet partisinin “liberal” olduğu, bu fırkanın önde gelenlerinin de pek farklı düşündüğü sanılmasın. O zamanlar gerçek liberallik “ahlâksızlık ve hainlik” olarak görülür. Eğer İttihatçıların iktidarını destekleyenler, “serbestlik” taraftarıyım diyebilir ve küfür yemez. 

Bunu kim yapmıştır? Doğal olarak Türk değilse de Türk tabiiyetinde… insanlardır. Bunlar sürekli böyle Türkün önüne çıkmışlar ve sürekli bu konuda Türkün gelişimine engel olmak istemişlerdir ve kesintisiz hareketleri sonucunda Türkü bir kat daha güçsüz düşürmüşlerdir. Fakat bu günkü olayın diğer bir belirtisi daha vardır ki o belirti üzerinde bütün arkadaşlarım ve Başvekil Paşa Hazretleri de durdular. Bunun üzerinde bir daha durulması, kalınması gerekir. O da bu faciayı görüp de umursamaz ve seyirci kalan halkın ruh halidir…” Görüldüğü üzere iktidar da, muhalefet de teşhiste birleşiyor: Suçlu Menemen halkıdır! 

Proje Ortaklığı

 

Aslında bu bir teşhiste birlik değildir. Suçlu olaylardan önce belirlenmiştir. Suçlu Cumhuriyet Halk Fırkası’na (partisine) oy vermeyen Menemen halkıdır (Bkz. Güncelleme-2). Bu “suç”u işleyen pek çok il ve ilçe vardır. Devlet eliyle öyle bir “tedip” (terbiye) uygulaması yapılmalıdır ki, herkese ders olsun! 

Hakikaten bu, o kadar acıklı bir ruh halidir ki ve o kadar adi bir şeydir ki insan bunu duyduğu zaman şahsen mahcup bir durumda kalıyor, yerin dibine girmek istiyor. Çünkü biz hepimiz bu memleketin adamıyız, bu memleketin içinde, bir şehrinde adam boğazlanıyor. O da kim? Subay, öğretmen yani memleketin maddî ve manevî gelişmesi görevini üzerine alan bir genç, o kadar kalabalığın ortasında boğazlanıyor… Hatta onaylayanlar bile çıkıyor. Efendiler; korkmak gereken asıl bu olaydır. Halkta, insan kitlesinde varlığı bu gün keşfedilen bu ruh hali karşısında, ben kendi nefsime, kendimi çok küçülmüş bir vaziyette gördüm ve bu kitle sorumluluğunun, manevî sorumluluğun bir kısmının da bana geldiğini hissettim…” Halkın “ruh hali”ni tespit etmek için yapılmış bir projenin uygulama sorumlusu gibi konuşmaktadır iktidarı da muhalefeti de. 

“Ben kendimi örnek olarak gösteriyorum ve diyorum ki bu memleketin aydın zümresi düşünürü, yazarı; öğretmeni, bilim erbabı, gazetecisi, özetle bir ülkenin aydın denilen bölümü görevini yerine getirmemiştir... “ İttihatçı Cumhuriyet yapısının iki ağır işçisi vardır: Subay ve öğretmen! Bir de İttihatçı Cumhuriyet projesinin büyük eseri “Diyanet” yapısındaki “nefer”lerin hakkını yememek lâzım. Ama “Menemen Olayı”nda “rol” verilmemiştir. Bu üçünün içinde ve dışında İttihatçı Cumhuriyet’in “proje ortaklığını kabul etmeyenlerin, görev” eri olmayanların  başına neler gelebileceğine örnek Nazım Hikmet’tir. 

Bu bakış noktasından diyorum ki ben sorumluyum... Efendiler, Cumhuriyet, inkılâp baştan başa bir dindir, bir imandır. ( Ona şüphe yok sesleri ) . Bu dinin, bu imanın bir kitabı olacaktı, bir ibadeti olacaktı, dahileri olacaktı, inananları olacaktı, Cumhuriyetin erdemlerini, düşüncelerini topluluk arasında geceli gündüzlü çalışarak yayıp duyuracak, bu cahil topluluğu yürütecek adamlar olacaktı…”  İttihatçı Cumhuriyet, iktidarı ve muhalefetiyle; silahlı ordusu, eğitim ordusu ve “diyanet” ordusuyla bir “yeni din” kuruyor, Menemenli buna “kötü örnek” oluyor! Suç büyük.

 Osmanlı Bankası

 

İşte bu alandaki görevlerimizi görmedik. Bu alanda sorumluluğumuz vardır... Bunu eğer biz burada ve o mübarek şehidin ruhu önünde itiraf eder ve günahımızı itiraf ettikten sonra da uyanır, yanlıştan dönersek ve Cumhuriyet ve laiklik imanına karşı her aydın kendi üzerine düşen görevi yerine getirirse… o gencin o yüksek adamın kanı boş yere gitmemiştir. Bundan ötürü Devletin, Hükümetin aldığı kararlarla beraber Hükümetin yanı başında bu memleketin aydınlarına büyük ve hatta Hükümet görevinden daha büyük bir görev düşüyor… 

Ahmet Ağaoğlu’nun hükümetin başına karşı böylesine “aşk” dolu olması yanlış anlaşılmasın, bu “tek yumurta ikizi” olanların “fıtrat”ında vardır.  Bu “kara” sevdaya, “Aslında birbirimizden yok farkımız, hepimiz İttihatçıyız” sloganı denk düşer belki. İttihatçı Cumhuriyet’in siyaset “usta”larının yoktur birbirinden farkı, alayı 1915’te Ermeni mallarının üstüne oturanlardır.  

Türkiye Cumhuriyeti, doksan iki yıldır “demokratik cumhuriyet” olamamıştır. Buna sebep sadece “kumpas kurbanı askeri vesayet” değildir. Yüz yıllık “suç ortaklığı”dır! Bu “suç”un inkâr edilmediği ve “suçlu”lar övülmediği gün, artık “Yeni Türkiye”den söz edilebilir, sanıyorum.