‘Güzel İzmir’ yüzleşmesi!


Talat.Ulusoy - 06/09/2011 14:45:34 (540 okunma)


‘Güzel İzmir’ yüzleşmesi!

9 Eylül 1922, İzmir’in kurtuluş günü. O gün İzmir gazetelerinde ve merkez medya gazetelerinin Ege eklerinde “desteksiz atışlı”güzellemeler yazılır. İzmir’in mektepli “resmi tarihçi”leri ile alaylı “resmi tarihçi”leri, damardan besleme yazılar döşenir. Dünyanın ilk “anti-emperyalist” savaşından ve devrimci sonuçlarından dem vurulur. Atış serbesttir, kantarın topuzu yoktur çünkü “milli yalan” yalandan sayılmaz, vatanseverlik addedilir. İzmir’de “hırsız, ırz düşmanı, katil” hiç yokmuş gibi, Atatürk’ün “İzmir’i ve bütün İzmirlileri” çok sevdiği manşetlere çıkarılır.

“İzmir’in kurtuluşu” doksan sene evvelin gazetelerinde, “İzmir’in istirdadı” (geri alınışı) diye geçer. İzmir 9 Eylül’de geri alınır, ama birkaç gün sonra geri alınan şehirden geriye bir şey kalmaz. 13 Eylül günü başlayan yangın, 18 Eylül gününe kadar şehrin en mamur, en canlı, en güzel mahallelerini kül ettikten sonra söner. Güzel İzmir bir “yanık şehir”dir artık.

Acaba, her yıl 9 Eylül’de sözünü ettiğim kalem erbapları dahil, resmi zevat neyi kutlar? Eğer “Güzel İzmir” geri alındı diye ise bu kutlamalar, o İzmir yoktur artık. Çok dilli, çok dinli, çok kültürlü, sanayi ve ticarette çok ileri Osmanlı şehri yanmış, yakılmış, kül olmuştur. Öyleyse, her sene yapılan kutlamalar “Güzel İzmir”i geri alışın bayramı olamaz. “Yanık İzmir” için şenlik ise hangi vicdana sığar? On dört bin hane, yani şehrin üçte biri, dile kolay. Daha acısı, yanarak ölen, Kordon’da denize düşüp boğulan binlerce İzmirli kadın, çocuk ve yaşlı silahsız insan! Böyle acılı günlerin arifesinde de, ertesinde de şenlik olmaz, taziye olur.

18 Eylül günü gazetelerde Ordu Kumandanı Ferik Nureddin imzasıyla yayınlanan “5 Numaralı Bildiri” düşündürücüdür. Üç maddelik bildirinin ilk iki maddesini özetleyerek ve sadeleştirerek aktarıyorum:

1-Ordumuz tarafından düşmandan kurtarılan ve temizlenen mahallerde bulunan Rum ve Ermeniler ile düşmanın Yunanistan’a götürmek üzere içerilerden İzmir’e getirdiği halde ordumuzun baskısı üzerine İzmir’de terk etmeye mecbur olduğu Rum ve Ermenilerin eli silah tutanlarının... on sekiz yaşından kırk beş yaşına kadar olanlar esir garnizonlarında bulundurulacaktır.

2-18-45 Yaşının dışında kalan gerek İzmirli ve gerekse memleket içlerinden gelmiş olan Rum ve Ermeni ailelerinin Türkiye haricine gitmeleri hakkındaki izin 30 Eylül 1922 akşamına kadar geçerlidir.

Yani İzmir kurtarılmıştır, ama İzmir’in yerlisi için kurtuluş yoktur. Rum ve Ermeni olanlar yangından kurtulsa da, kadın, çocuk ve ihtiyarlar yanmak, boğulmak veya kovulmaktan; 18-45 yaş arası erkekler de toplama kampına gönderilmekten kurtulamayacaktır. Terk etmek mecburidir ve karar yangından önce alınmıştır ve “vatanlarını terk etme izni” uzatılmaktadır.

30 Eylül günlü ve “7 numaralı” bildiride “vatanlarını terk” etmeye yeterli vapur bulunamamasından ötürü 8 Ekim gününe kadar uzatılır. Terk etmek istemeyenler veya bu tarihe kadar terk edemeyenler Anadolu içlerindeki toplama kamplarına gönderilecektir.

9 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinin “9 Eylül” ekinde sabık CHP Genel Başkanı Deniz Baykal imzalı yazıda, Atatürk’ün İzmir Hükümet Konağı’na girerken önüne serilen Yunan bayrağını görünce “Kaldırın bu bayrağı. Bayrak bir milletin şerefini temsil eder” dediğini aktarır. Birkaç sayfa sonra Şerafettin Turan imzalı yazıda yine Atatürk’ün “Karşıyaka’da kendisi için hazırlanan köşke girerken merdivenlere serilmiş olan Yunan bayrağını” kaldırttığını aktarır. Yazarların bayrağın serildiği mekan konusundaki çelişkileri değil önemli olan. Önemli olan “bayrağa karşı gösterilen saygı, sorumluluk ve ilginin”, insana karşı gösterilmemesidir. Dini, dili, tâbiyeti ne olursa olsun, bir şehri ele geçirdikten sonra orada yaşayanların mal ve can güvenliğinden kim sorumludur Allah aşkına? Ezberlerinizi tekrar ederek değil, elinizi vicdanınıza koyup soğukkanlılıkla cevap verin lütfen.

Bu güne kadar “tarih” diye sunulan “milli yalanlar”ın toplumsal bellekte yarattığı derin tahribatı görmezden gelemeyiz. Bu tahribat sayesinde; hafızasız, gerçeği hatırlamak ve öğrenmekten korkan, kan ve bayrak edebiyatına tapan insanlar yetiştirildi. Darbeci zihniyet, ceberut devlet bu kaynaktan beslendi. Kendine benzemeyenden nefret “milliyetçilik” ölçüsü oldu. Öğünmek için bütün farklılıkları yok sayma, aşağılama öğretildi. “Millet olabilmek için” bunlar mübahtır denildi. İster %99 Müslüman bir millet yarattık diye övünenler olsun, ister Türk Milleti yarattık diye öğünenler olsun, böyle bir geçmişle yüzleşmedikçe, hepsi vebal altındadır.

İnsan olmak, sadece 9 Eylül’ü değil, 13 Eylül-18 Eylül kara günlerini de hatırlayıp anmayı gerektirir. Çanakkale’de Anzaklar’a gösterilen ilgi neden İzmir’in eski hemşehrilerinden esirgensin ki?! Yangının tanığı, İzmir’in Dede Efendisi Hisar Camii İmamı Rakım Elkutlu’yu ve onun bestelerini meşk eden İzmirli Rum ve Ermeni sazendelerin de gönüllerini hoş etmiş oluruz. Böyle yangınlar olmasın diyebilmek İzmir’i güzelleştirir. Belki İzmir o “Güzel İzmir”e tekrar kavuşabilir.

İzmir açık yüreklilikle GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMEK zorundadır.. 9 Eylül, şehrin bütün tarihiyle ele alındığı bir hakikati arama ve bir yüzleşme günü olabilmelidir.

Sözümü bir bilmece sorusuyla bitireyim, belki bir bilen çıkar: Şu camilerdeki saatler ve halılara ne oldu? O büyük boy antika ayaklı saatler ve duvar saatleri nereden gelmişti ve 1980’den sonra nereye gitti?