Helalleşsek mi helal, yüzleşsek mi helal


Helalleşsek mi helal, yüzleşsek mi helal


Bir “
modern inanç” olarak Atatürkçülük İslam’dan doğmadır ve İslam’ı taklit eder. Başka rol modeli olmadığından değildir bu “zorunlu” taklit, varoluşsaldır.

1912’den sonra vicdan sahibi Osmanlı aydınları dışındaki bürokratlar ve eşraf “tek millet, tek devlet anlayışında birleşmişti. Tek millet İslam milletti. İttihatçı Cumhuriyet böyle bir “kutsal ittifak”ın ürünüdür. Ermeni ve Rum “temizlik” harekâtında Kütahya Valisi Celal Bey gibisi istisnadır.

İzmir Suikastı, Terakkiperver Cumhuriyetçi Fırka ve Menemen Vak’ası adımlarıyla “ittifak” parçalandı ve Cumhuriyet’in onuncu yılına tek başına “modern din” ile varıldı. Onuncu Yıl bir “taçlanma” törenidir ve bu yüzden hâlâ çok önem verilir. Tek Adam’ın halka “indirdiği” Nutuk doksan yıldır “modern dindar”lar için “tek” kitaptır. Bu kitaba “biat” edenler dışında kalan çoğunluğu eşraftan “kutsal ittifak” unsurları “Tek din İslam” yoluna devam eder.

Tek Adam, Tek Kitap” Türkiye’de hâlâ ve kuvvetle hüküm süren bir “dünyevi din”dir. Vesayet temeli olan bu inancın; uluları, sembolleri, anıtları, büstleri, törenleri var ve bütün bunları “arkaik dediği inancın yerine koyuyor. Siyasette ve toplumda yaşadıklarımızı “arkaik” ve “modern” olmak üzere iki “din”in çatışması olarak da okumak ufuk açabilir.

Doksan yıl boyunca “Atatürkçülük” birinci din olabilmek için “arkaik” millete karşı eğitim yoluyla “aşağılama ve nefret” dolu bir dil oluşturdu. Nefretin karşı nefreti doğurmadığı söylenemez. Dünün mağduru, bugünün muktediri Müslüman’ın ağzından çıkan nefret ifadeleri biraz da “modern din”in öğrettiği dilin yansımasıdır.

Bugün “Tek Adam”a göre biçimlenmiş “bilgi yüklü” hafızalar bir cehennem azabı yaşıyor. Azaptan kurtulup “bilgi cenneti”ne girmenin önünde engel yok, yok ama tek doğrulu “hafıza cehennemi”nde artan bilgiler işlenemiyor ve çoğulculaşamıyor. Çünkü kendi “din” dünyamızın dışındaki bilgilerden korkuyor ve hatta nefret ediyoruz. Biri “zındık”ları, öteki “gerici”leri öğrenmek, tanımak istemiyor. Bilgi kapısı kapanınca, nefret kapısı aralanıyor. Yüz yıllık İttihatçı geçmiş “nefret” ve “böbürlenme” nesilleri yetiştirdi.


Önce nefretini tanı!

Yalan örtüleri altına gizlenmiş “Ermeni ve Rum temizliği”yle “yüzleşmek” için de bilgilere ulaşmanın önünde engel yok. İlk adımda Ermeniler ve Rumlar için “öğretilmiş nefret”i terk et, hakikat ile arana çekilen örtüyü at, bu yeter!

Sadece vesayetçiler değil, seksen yıl önceki “kutsal ittifak”ın Müslüman eşraf kanadından beslenenler de yüzleşmekten korkuyor, vesayet zihniyetiyle ittifaka yaklaşıyor. Bu yaklaşım “vesayet zihniyeti”nin yeni koşullarda kendini yeniden üretmesi demektir.

İktidarın “Cumhuriyet’in Yüzüncü Yılı” projesi vesayet zihniyetinin yeniden üretimine bir örnek. Dünyevileşen İslam’ın “modern dünyevi” ile uzlaşmaya gidişi olarak okunmalı bu proje ve neden kıyasıya bir tartışma doğurmadığı üstüne düşünülmeli!

2023 İçin “Yüzüncü Yıl Marşı” mı bestelensin, yoksa “yüz mevlithanlı mevlit mi” okutulsun? İlk Meclis’te hocalar var mıydı, Atatürk dua etti mi? Cumhuriyet’i sen mi kurdun, ben mi? “salı Cuma’ları”nda genel başkanlar çoktan kılıçları çekmeliydi değil mi!?

Böyle “sert” tartışmalara taraf olmamalı. Tartışma konusu şu: Ermeni ve Rum mallarının üstüne oturanların yüz yıllık zulmüyle “helalleşmek” mi, yüzleşmek mi isteniyor? Yirmi yedi yıl tek parti diktatörlüğü, üç pro-modern ve bir post modern askerî darbe, siyaseten kurulan darağaçları ile sabıkalı İttihatçı geçmiş ile helalleşmek mi, yüzleşmek mi isteniyor?

Seksen yıldır eğitim yoluyla “suça ortak” yetiştiriliyor. Vesayetçiler “milli tarih eğitimi”nin yalanları ile yağmacılık suçlarına “milleti ortak etme”yi başarılı bir mühendislik eseri olarak uyguladılar. Vicdan sahibi olanların “eğitim zoru” ile kurulan ortaklık çatısını terk etmesinden korkuyorlar, tarih kitapları değişemiyor!

Türk’ün Türk’ten başka...” ve “Bir Türk dünyaya...” gibi “modern dinî” safsatalar, “milleti hâkime” yüzyıllarının “İslam millet” zihniyetinin vesayete aktarılmasıdır. Maalesef bu “modern din” amentülerine günümüzün dindarları arasında hiç sorgulamadan sahip çıkanlar az değildir.

Türkler ve Müslümanlar öyle şeyler yapmaz” ifadesi, İslam millet çoğunluğuna da benimsetilen bir “modern din” dogmasıdır. “Türkler, Müslümanlar” ifadesi bütün herkesi aynı sepete koymakta, kolektif suçlu yaratarak, suçu işleyen İttihatçılar ve Cumhuriyetçi takipçilerini gizlemektedir. Beş parmak aynı değil de, yetmiş milyon niye aynı?

Bu memlekette hırsızlık, cinayet, ırza geçme yok mu? Çook! Demek ki kendini “Türkler ve Müslümanlar” diye tanımlanan topluluğa sorgusuz teslim etmek, “katil, hırsız ve tecavüzcü” ile birlikte eşitlenmektir. İnsan kendini bunlardan ayırabilmelidir.

Modern ya da arkaik ya da bir başka inancınız vicdanınızı karartmadıysa eğer; “Kutsal İttifak” içinde olup da “haram” yiyenlerden değilseniz eğer “nefretçi” gözle bakmayın geçmişe! “Haram”ın, velev ki Hıristiyan bir kulun hakkı olsun, “Allah’ın bir kulu”nun hakkını yemenin vebalini düşünün. Yoksa “Gezi İftarı” da, “Pera İftarı” da kurtaramaz kimseyi bu vebalden.


Haram üstüne helalleşme olmaz!