Korkular tüneli

 Talat.Ulusoy - 03/02/2010 15:37:19 (450 okunma)


Korkular tüneli 

“Kanserden korkma, geç kalmaktan kork!”[/b] Bu kadar korkuttuktan sonra, gel de korkma. Talim-terbiye eseri hekimin, “kanseri tanı, erken davran” benzeri bir uyarı aklına gelemiyor demek ki. Ulusal marşımız „korkma“ diye ama, nafile.

Türkiye asırlık tarihiyle ve dahi talihiyle hesap kesiyor. Bu süreçte, öncelikle korkularımızla sağlıklı ve hakkaniyetli bir kesin hesap görmeliyiz. Muhasebe fasıllarının hiçbiri inceleme dışı tutulmamalı veya “şimdi sırası değil” aymazlığına düşülmemeli. Muhasebe defterinde açılmamış bir sayfa, okunmamış bir satır kalmamalı. En küçük bir hesap hatası veya atlamayı, yarın faiziyle faturalayıp önümüze koyarlar, hiç kuşkunuz olmasın. Muhasebede, özellikle kurumların yıpranması (kurumsal amortisman) gazına hiç gelmemek gerek. 

Kutsallar-deccallar, kahramanlar-hainler, zaferler ve bozgunlarla dolu bir korku rejiminden kurtulmak, korku tünelinden çıkmak elbette kolay değil. Üstelik çok geciktik, çok geciktirildik. Arayı kapatmak için korku toplumundan bilgi toplumuna sıçramaya uğraşıyoruz. Henüz tünelden çıkamadık ve hala korkularımızla korkutulup, yeniden korkularımıza tutsak edilebiliriz. Bu yüzden, içimizdeki korkuya değmek, onunla yüzleşmek şart. 

Korku insana mahsus, ancak her korku insanî değil. Şeytan işi korkular da var. „Şeytanlar“ın sebep olduğu korkular bunlar. Eğer biri „iç ve dış bütün tehlikelerden seni ancak ben korurum“ diyorsa, dikkat, insanî korkuların üstünde şeytani bir tekel kurmuş demektir.Şeytani planlarla seni sürekli korku halinde tutmakta bir menfaati vardır. Onlar, korkularınızla oynamayı meslek edinmişlerdir.

Korkularımız göğüs kafesinden uçunca, yani insani mekanını terkedince her dar geçitte pompalanıp kitlesel korkulara, milli tehlikelere büyütülüyor. “Kürt korkusu” bölünme tehlikesine, “türban korkusu” şeriat tehlikesine, „gayrı müslim korkusu“ misyoner tehlikesine yani „öteki korkusu“na, vesayet için elzem bir „düşman“ tehlikesine dönüşüyor… 

Korkulardan örülen düşman tehlikeler her an patlatılmaya hazır bombalar. İstediğiniz kadar çok partili bir toplum olun,dünyadaki en ileri anayasaya sahip olun, günü gelir, korkularınızın firarı olan tehlikelerden sizi kurtarmaya kalkışanlar, bütün haklarınızı askıya alır ve siz yine korkularınıza dönersiniz... 

Korkulardan kurtulmak için korkularla yüzleşmek gerekiyor. Yüzleşmek; tanımak, öğrenmek ve bilmekle mümkün. Yani vicdan “oh” diyesiye kadar korkunun öznesi olan kişi, kurum ve olayın üstüne gitmek, tanıyıp bilmek gerek. Unutmayalım ki, küresel dünyada yerel renkler bir değer, ama küflü korkular alay konusu. Dört tarafınız düşmanla mı çevrili? Hem “dünyaya bedel” olup, hem de dünyadan böylesine korkmak birazcık olsun garip gelmiyor mu size? 

Ben, “ömrü hayat”ımın korku öznelerini (umacı) saymaya çalışayım, siz içinden seçiminizi yapın: Nazım Hikmet-komünizm, Şeyh Said-Kürtler, Saidi Nursi-irtica, Menderes-sivil dikta, Ermeniler, Palikaryalar... Ilımlı İslam, sivil dikta, komunistler, Türk’ten gayrı her dünyalı, gay ve lezbiyenler, .. Hele de post-modern darbelere sebep olan tesettürlüler.. 

İçimizdeki korku kırıntılarıyla korkmadan yüzleşmek, toplumsal faydaları olan bir “ruhi jimnastik”. Gözlerimizi açar açmaz jimnastiğe başlamalı ve her geçen gün bir korkudan kurtulmanın mutluluğunu yaşamalıyız. Aksi takdirde vesayet sürer gider. 

Sonuç: Kanserden de korkma! Kürtlerden de korkma! Cemaatlerden de korkma! Feministlerden de, komünistlerden de korkma! Diyeceğim şudur: Hain ve kahramanlarından korkma, korkularından kork! Ama, şiddete tahvil edilmesine izin verme. Bırak korkun kafesinde kalsın. 

Toplumsallaşmak, galiba bir anlamda küflenmiş korkulardan kurtulmak.