KÜRTLER BENİM NEYİM OLUR?


KÜRTLER  BENİM NEYİM OLUR?

Semavi dinler, Adem ile Havva’nın oğlu Habil’in ağabeyi Kabil tarafından öldürülmesini anlatır. Bu anlatımda en belirgin resim, “kardeş” kavramının ilk insanlardan beri gölgeli olduğudur.

Her kardeşten biri ötekinden büyüktür. İkiz bile olsalar bu böyledir. Bikiriz ki, bu toplumda ve ailede “büyük”lerin sözü geçer, bir Allah’ın bir de büyüklerin dediği olur!

Her kavgada haksız ve fakat gücü yerinde olan ilk yumruğu savurmadan önce hakkını arayan mazluma “git kardeşim işine” demez mi? Bu sesleniş “kardeş”e barış çağrısı değildir, senden “büyük ve güçlüyüm, seni döverim” demektir.

Kardeş yerine “birader”i koysanız da nafile, yine olmaz. Üstelik hem eril, hem de masonik bir anlam yüklendiği için ayrımcı, dışlayıcı olur.

“Din kardeşliği” kavramı vardır; tarikat kardeşliği, ahret kardeşliği vardır, ama “halk kardeşliği” yoktur. Üstelik bütün halkları “kardeş” ilan etmek, en naifinden bir dua olabilir. Bu hem “amin” denmeyecek bir duadır, hem de kardeş olmak her durumda iyi bir şey değildir. Hele de sınıflı, katmanlı karmaşık modern toplumlarda…

“Halkları birbirine düşüren siyasetçilerdir” der kimileri ve rahatlar. Bu anlayış toptancıdır, hangi siyaset ve siyasetçi, hangi toprakta ve ne zaman sorusunu boşta bırakır. Ta Kabil’in cinayetine gider dayanır. Oysa kardeşleri de, halkları da birbirine düşüren kadim neden “mülkiyet paylaşımı” kavgasıdır, yani “miras kavgası.” Mülk sahibinin dediği olur, yani mülk dünyevi adaletin temeli olagelmiştir. Çürük temel!

Osmanlı’da Müslüman halk, yani Milleti Hakime kendini daima Müslim olmayanların üstünde tutmuştur. Çünkü “mülk”ün sahibidirler. Beş asırlık üstünlük hali Tanzimat ile yasalar önünde eşitliğe doğru meyledince büyük depremin öncü sarsıntıları başlar. 1915 Büyük Deprem’dir. Cumhuriyet’e erişesiye Hıristiyan nüfus artçı depremlerle yok düzeyine indirilir.

Doğrusu hak vermek lazım: Beş yüz yıl egemen millet saltanatı süren, mülkün sahibi olan İslam millet mensubu ayan, eşraf ve kılıçlılar, yasalar değişti diye eşitliği neden hemen benimsesin?! Saltanatı yıktık diyen Cumhuriyet niye demokrasiye razı olsun? Dağın çobanıyla, elin Hıristiyanıyla, Arap’ın İslamıyla niye kendini bir tutsun?!

“Osmanlı memleketlerinin sahipleri kimlerdir? Şimdi Osmanlı diye kimlere isim veriliyor? Memleketimizin sahipleri kimdir? Kimlere göre mebuslarımız hizmet edeceklerdir?…

Ecdadımız olan Osmanlıların bundan altı yüz yirmi yedi sene evvel Anadolu’ya geldiğinden şu güne gelinceye kadar, memleketimizi muhafaza etmeye çalışan, hakkı ve adaleti muhafaza etmek ve vatanımızın toprağını başkalarına vermemek için göğsünü geren, çalışan, kanını döken hep Müslümanlardır…

Biz Müslümanlar o kadar büyük bir adalet ve hakka muhabbet gösterdik ki şimdi bile anayasa yapınca bunun vatandaşlarımıza bağışladığı faydalar, nimetlere de hemen hep memleketimizde bulunan milletleri ortak edip hiçbir şeyi onlardan kıskanmadık…

Şu halde memleketimizde bulunan diğer vatan kardeşlerimizden Müslümanların bir görevi ve hakkı vardır ki o da bu nimetlere kendilerini ortak etmiş olduğu diğer milletlerden bu nimetleri ne yaptıklarını, nasıl çalıştıklarını kendilerinden sual eder. Çünkü Müslümanlar diğer vatadaşlarının ağabeyisi yani büyük kardeşleridir…”

İttihatçı zihniyet en masum hali “büyük ağabey zihniyeti”dir. Enver-Talat-Cemal-Kemal zincirinde ifadesini bulan ittihatçı zihniyet “Büyük Ağabey”liği de kabul etmez. Çünkü diğer Osmanlı unsurlarını “kardeş” kabul etmez. Onlar sonraları üstüne “Türklük” giydirilecek İslam milletin dışında ne millet varsa bu topraklardan silmeyi kafalarına koymuşlar ve maalesef başarmışlardır…

30 Eylül 1908-Köylü gazetesinin “Hakimiyet Meşrutiyet” başlıklı başyazısından alınmadır yukarıdaki sadeleştirilmiş yazı. Köylü çok satan bir İzmir İslam gazetesidir ve İttihatçı zihniyetin tutsağı da değildir. Farklı dinlerin ve dillerin bir arada yaşamasından yanadır! Ona göre de “bütün halklar kardeştir”  ama İslam millet kardeşlerin en büyük ve erkek olanıdır. Modern milleti hakime ruhunu anlatabilmek için bence harika bir örnek, değil mi?! Yalnız Cumhuriyet, Osmanlı’daki “mülk sahibi” olma esasıyla yetinmedi. Cumhuriyet dine, dile ve her yanıyla kültüre de sınırsız müdahale olarak uygulandı. Cumhuriyet-1923 hala  bir demokrasifobia ile malüldür.

Bu Osmanlı İttihatçı ruhu, Cumhuriyet İttihatçı zihniyetinde elbette değişime uğradı. Mesela “Büyük Abi”nin yerini “üst kimlik” aldı. “Büyük Abi” İslam milletti, “üst kimlik” Türk milleti oldu. Köylü’den yapılan alıntıda “Osmanlı” yerine “Cumhuriyet”i, “Müslüman” yerine “Türk”ü koyun, İttihatçı zihniyetin hemen güncelleştiğini görürsünüz. Değişim bu kadardır, demek haksızlık oılmaz.

Bu gün de şunlar söylenmiyor mu: Herkes eşit haklara sahip, isteyen istediğini oluyor. Bakan, başbakan, patron, kim ne isterse oluyor. Hepimiz “kardeş” değil miyiz? Doğru “kardeşin adı yok!” ise, “kardeşin hakkı yok” ise hepimiz kardeşiz. Bu da mülkün sahibinin işine geliyor.

Hayır! Hepimiz kardeş değiliz! Bütün halklar “kardeş” değildir. Anadolu ve Mezopotamya topraklarının insanları özgür ve eşit haklı olarak yaşamak istiyor, o kadar!