Masumiyet müzesi

Masumiyet müzesi

Cumhuriyet” doksan yıllık bir “İttihatçı saltanatı”dır. Cumhuriyet ilanından yirmi üç yıl sonra çok partili siyasi hayata geçilmesine rağmen, vesayet ve zihniyetin “saltanat”ı kesintisizdir.

9 Ekim 2013 günü Yargıtay kararıyla “saltanat”, tarihinin ilk “ceza”sını yedi. Hiç kimse bu “ceza” ile “saltanat”ın yıkıldığı hayaline kapılmasın! “Saltanat” sadece hukuk yolları ve mahkeme salonları ile yıkılamaz. Çünkü bu “saltanat” üç beş “darbeci memur”un işi değildir. “Saltanat”ı “meşru”laştıran “kuvvet” değil “zihniyet”tir. “Zihniyet saltanatı” hayatımızın her alanında, özellikle de “milli dil”imizin başköşesinde yaşıyor.


OTOBÜS YOLCULARI

Ermeni denince aklımıza derhal aşırı düşman, komitacı, katil bir tip gelir değil mi? Gerçekte öyledir de... Türk vatanında Türkçe konuşmak gereğini düşününüz, şu okuyacağınız olayı düşününüz, sonra da karar veriniz. Görünüz bu komik tehlike karşısında biz nasıl feryat etmeyelim, Yahudilerin zihniyetinin imhası için bu vefasız millete ait kurumların dağıtılmasını nasıl istemeyelim!..


Ermenilerle Yahudileri kıyaslarsak ne netice alırız?


Ermenilerle Yahudileri kıyaslamak için Son Saat gazetesinin yazdığı şu olayı hep beraber okuyalım:


‘Aydın gençlerimizin Türkiye’de Türkçeyi egemen kılma çalışmalarının Müslüman olmayan vatandaşlarımızda yaptığı etkiyi gösteren bir olay, önceki gün Şişli tramvayında cereyan etmiştir.


Tramvay henüz garaj önündedir... Kondüktör henüz hareket etmemiş olduğu halde bir yolcu:


Osmanbey’e geldik mi?

diye sormuştur. Kondüktör de:


Hayır Toptaşı’ndayız!..

cevabını vermiştir. Şakayı şakayla karşılamıştır.. Doğal olarak tramvayda herkes gülüşmektedir. Bu arada ön sırada oturan Musevi bir genç de ... kondüktöre Türkçe şakalar yapmıştır.


Bir müddet sonra tramvaya diğer bir yolcu gelmiş, bu gencin yanına oturmuştur. Yolcunun bastonunun ucu Musevi’nin pantolonuna hafifçe dokunmuştur. Bu Musevi genç derhal sinirlenmiş ve Fransızca olarak:


Mösyö pantolonumu kirlettiniz!

demiştir. Yolcu bu seslenişten bir şey anlamamış, genç sözünü Fransızca tekrarlamıştır.


Bastonlu zat:


Türkçe söyleyiniz efendim,

diye pek kibar bir biçimde bir uyarıda bulunmuş ise de bu Musevi güya hiç Türkçe bilmediğini ve yabancı olduğunu kanıtlar gibi elleriyle gözleriyle işaret yapmaya başlamıştır. Bu hali gören tramvaydaki Ermenilerden biri dayanamamış:


Demin bülbül gibi Türkçe konuşuyordun ne çabuk unuttun?..


Türk vatanında Türk dilinin egemen olmasından daha doğal ne olabilir?.. İtalyan Başbakanı Mösyö Mussolini’nin Tirol eyaletindeki Almanlara İtalyancayı konuşturmaya azmetmiş olması, Türk vatanında Türkçeyi egemen kılmaya azimli ve kararlı olmamızdan herhalde daha doğal değildir.. Kaldı ki biz Yahudilere hiç çekinmeden, asla ikircime düşmeden (vatandaşlık) tahsis ettik. Fakat onlar...


‘Hayır, Türkçe konuşmayacağız!’ diyorlar.


Artık yeter!.. Yahudiler ne istiyorlar?.. Yiyip içtikleri, keyif sürdükleri bu vatanda hâlâ ve hâlâ cemaat hayatı yaşamak... istiyorlar..’.


MİLLİ NEFRET DİLİ

“Kürtlere anadilde eğitim hakkı, öyle mi? Artık yeter!.. Kürtler ne istiyorlar?.. Yiyip içtikleri, keyif sürdükleri bu vatanda hâlâ..! gibisinden otobüs muhabbetlerine siz de tanık oldunuz mu?

İliklere işlemiş bu “nefret” diline çok aşinayız. “İttihatçı zihniyet”in “Millet-i Hâkime”likten beri terk etmediği “milli dil” budur işte! Ve maalesef, “vatandaşlık tahsis etme” cömertliği (!) gösterdiğimiz “Millet-i mahkûme”den arta kalan insanlara karşı kullanılan bu “nefret” dili çok insan için “gayet doğal”dır! Yıllarca hem Ermeni, Rum, Yahudi ve Kürt’e “vatandaş Türkçe konuş” diye baskı uygulayan, hem de onların Türkçelerini “taklit” etmeyi “sanat” sanan bir “zihniyet”in dilidir. Tribünlerde, mahalle kavgalarının “küfür” dilidir bu. Hatta çocuk şiirleri ve oyunlarını kirletmiş bir dildir. Her salı günü siyasi partilerin grup toplantılarında kullanılan “kürsü” dilidir. Hele hele sosyal medyada dizginsiz koşturulan bir dildir.

Otobüste geçen “olay”ı Son Saat gazetesinden beğenerek alan ve “Ulusal birlik ülküsü...başlığıyla yayımlayan gazete, “liberal” olarak tanınan ve 1931’de Serbest Fırka’yı destekleyen “Hizmet”tir (İzmir, 5 Mart 1928). “İttihatçı dil”e sıradan bir örnek olsun diye sadeleştirdim ve kısalttım.


CUMHURİYET ÖNCESİ “MASUMİYET MÜZESİ”

Çok partili siyasi hayatta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) karşısına çıkan partiler; görece “liberal-demokrat” bir çizginin takipçisi olarak “farklı” tanımlamışlardır kendilerini. Ama bu fark hep “1923 sonrası” üstüne temellendirilir. Genelde Osmanlı’ya, özellikle de 1912 ile 1923 arasına “farklı” bakmazlar.

Millet-i Hâkime” otobüsünde 1923’e kadar beraber yol alanların bir bölümü “Cumhuriyet” durağında indirildikten sonra “muhalefet”e başlar. Bugün Meclis’teki bütün siyasi partiler birbirlerinden “fark”larını; “Camileri odun deposu yaptın”, “Dersim’i sen bombaladın” ve benzeri Cumhuriyet dönemi “günah”ları üstünden tarif eder.

Cumhuriyet durağı”ndan öncesi “Fetihler ve şehitler” üstünden sınırsız övgülerle geçiştirilir. “Günah”lar konu edilince tek yol hep bir ağızdan “inkâr”dır: “Hayır, biz öyle şey yapmayız!

İnanmayanlara bir de “andımız” var: “Türküm, doğruyum, masumum!