Meğer Evren’e de kumpas kurulmuş!


Meğer Evren’e de kumpas kurulmuş!

Kumpas mühendislerin, ustaların incelikli işlerde kullandıkları bir ölçüm aleti. Yani mekanik bir kavram.


Nereden çıktı bu muhabbet? Başbakan’ın baş danışmanı köşe yazısında “tesadüfen” “kumpas” deyiverdi ve birden “zindan”lar boşaldı! Çünkü bu kumpas başka kumpas; doldurup boşaltan, açıp kapayan, kurulup bozulan kumpas!


Kumpas kurmak” fiili; gizli bir iş, bir hile, incelikli bir düzen hazırlamak anlamında kullanılır. Kumpas kurarak; hedeflenen kişi ya da kişiler oyuna getirilir, tuzağa düşürülür. Bir yanıyla sosyolojik bir kavram. Toplum mühendisliği uzmanlarının baş kavramı.


Sosyolojik kumpas sarmal işleyen bir düzen. Yani hile hileyi izler, tezgâh tezgâhı çağırır, oyun üstüne oyun kurulur. Yani bir yolsuzluğu örtmek için onu perdeleyecek yeni yolsuzluklar sürülür piyasaya. Örneğin “kutu kutu paralar” ortalığa saçılmışken, bir anda “ordumuza kurulan kumpas”a sarılmak yeni bir yolsuzluğa atılan adımdır. Buna sarmalın gelecek zaman hâli diyebiliriz. Sarmalın tersine, yani geriye işleyişi de kaçınılmazdır, metazori “yüz yıllık yolsuzluklar” sarmalının ayrılmaz parçası olursun. Geçmiş zamanın cümle kirlerine ortaksındır.

 


KUMPAS SINIR TANIMAZ


Ordumuza kumpas”ı sadece AyışığıYakamozSarıkız ve Balyoz gibi “başarılamamış” incelikli darbe planlarının kurmaylarıyla sınırlayamazsın. Ergenekon’u örgütleyen emekli askerler de “kumpas”tan kâr payı ister. Danıştay cinayeti ve Zirve katliamı gibi hunharlıkların “sivil asker”leri de bakmışsın zindanlardan çıkıvermiş. Bu onlara yetmez ama, mağdur ve mazlumu oynar, “kahramanlık” payesi de isterler! İyi de, Cumhuriyet tarihinde ‘kahraman’ların yargılandığı nerede görülmüş?..


Evet; bu ‘kahramanlar’la ilgili tüm yargılamalar durdurulmalı, kesinleşmiş kararlar yok sayılmalı ve Danıştay ve Zirve suçluları da dâhil, asker-sivil herkesten özür dilenmelidir diye yarından tezi yok dikilirler karşına.

 


HALKIN OYLARIYLA KUMPAS


Doğruya doğru: 1980 Darbe Anayasasının “ordumuzun darbe elebaşları”na dokunulmazlık sağlayan geçici on beşinci maddesi halkın oylarıyla kaldırıldı. Bu da mı “ordumuza kumpas”tı? Halkın oyuyla darbeci iki general yargılanmaya başlandı. “Asmayalım da besleyelim mi” diyerek, Erdal Eren’in yaşını büyütüp idam ederek memleket ekonomisi için büyük tasarruflar sağlayan Evren Paşa, “planlanmış darbe”yi başaran asker olarak mahkeme önüne çıkarıldı. Anlaşılan bu da “ordumuza kumpas”!


Öyleyse; 12 Eylül darbecileri hakkındaki yargılamalar da durdurulmalı ve onlardan özür dilenmelidir. Hatta idam cezası geri getirilmeli, cezaevlerindeki vatan hainlerini beslemek için harcanan paralar tasarruf edilmelidir. Elbette, geçici on beşinci madde de yeniden anayasanın sonuna eklenmelidir.


Kumpas sarmalı sadece “demokrasiperver ordumuz”a yapılanlarla sınırlı kalmaz. Ordumuzun “eser”lerine de uzanır. 1980 Faşist Darbesi ve 1982 Anayasası ordumuzun “eser”i değil mi? Cumhuriyet tarihinde yüzde doksan iki oy oranıyla kabul edilen başka bir anayasa var mı? Yok. HDP ve BDP’den başka yeni bir anayasaya gerçekten ihtiyacı olan parti görünüyor mu? O da yok. Öyleyse bu anayasayı değiştirmeye ne gerek var?


Hâl böyle ise; milliyetçi, ulusalcı, İslâmcı tüm partiler biraraya gelip “yeni anayasa” yapmaktan kesin olarak vazgeçtiklerini açıklasınlar.

 


POST-MODERN KUMPAS


28 Şubat post-modern kumpasına ne demeli? Sızlanmalar, ağlaşmalar dışında bu kumpas bahanesiyle yargılanan asker ya da sivil-asker olmadı. Olmadı ama, söylenmedik laf da kalmadı. 28 Şubat medyasından ve bin yıllık planları bozulan 28 Şubat paşalarından da paşa paşa özür dilenmelidir. Yeter mi?


Yetmez, 12 Mart 1971 askerî “müdahale”si de unutulmamalıdır. Asker sopasına güvenen “sivil” hükümet eliyle “fazla gelen özgürlükler”i budayan, Meclis’i “siyaset sirki”ne döndürüp keyfince oynayan paşalardan da özür dilenmelidir. Deniz Gezmiş gibi astıkları, vurup öldürdükleri gençlerin aslında birer kumpas kazası olduğuna dair kanun çıkarılmalı ya da kanun hükmünde kararname yayınlanmalıdır. Bu da yetmez ama!..


Evet, 27 Mayıs 1960 “Devrim”inde kumpasa gelip başbakanı ve bakanları asan ordu ve sivil destekçilerinin de mağduriyeti giderilmeli, 27 Mayıs yeniden bayram ve tatil ilân edilmelidir.


Oldu olacak tertemiz bir tarih sayfası açalım: Bir emekli paşanın “Bir özel harp işiydi, ve muhteşem bir örgütlenmeydi. amaca da ulaştı”dediği 6-7 Eylül 1955 pogromu da inkılâp tarihindeki Türk devrimleri arasında hak ettiği yeri almalıdır. Yetmedi mi?

 


YETMEZ, YETMEZ, YETMEZ!


Dersim’i bombalayanlardan özür dilenmelidir. Orası durup dururken bombalanmamıştır. Mutlaka Dersimliler bir şey yapmıştır!!!


Kürtlere; “Karda yürürken ‘kart, kurt’ diye ses çıkaran Türkler” gibi bir “bilimsel” buluşu resmî belgelerine de geçirmiş olan ordumuzun, bir “kumpas” sonucu otuz yıl boyunca “Kürtleri ıslah savaşı”na zorla itildiği Milli Güvenlik Kurulu kararı hâline getirilmelidir.


Oldu olacak, “Mustafa Kemal’in askerleri”nin neredeyse sevdiği tek sivil (!) olan Talat Paşa’danda özür dilenip, tertemiz tarih sayfalarında hak ettiği yere oturtulmalıdır.


Tapu kayıtlarına “gizli belge” muamelesi yapmaya da bir son verilse iyi olur. Kapanın elinde kalan (!) Ermeni mallarının analarının ak sütü gibi helâl olduğuna dair bir fetva alınması yeter gizlilik ayıbından kurtulmaya. Bu fetva uyarınca, 2015’e girmeden, “mümin” görünen yağmacılarla, “laik” görünen yağmacıların tarihsel uzlaşmasının önü açılır ve “Enverci, Talatçı” bölünmesine son verilebilir.


Hâsılı; İttihatçı Cumhuriyet tarihi boyunca halka aptal, sivile güvenilmez, düşünene tehlikeli diyen bütün asker ve asker vesayetini sevenlerden özür dilenmelidir, vesselâm! Geçmişin bütün kirleri itinayla temizlenmelidir.