Tarihsel bir hayal

 Talat.Ulusoy - 07/07/2009 1:30:58 (610 okunma)



Tarihsel bir hayal

Almanya’da marksist kökenli solun iki ana kanalı tarihsel bir uzlaşma gerçekleştiriliyor. Marksizmin evrensel bir kuram olmasından yola çıkarak, bu uzlaşmayı dünyanın her köşesine doğru bir önerme olarak sunabilir miyiz, kuşkuluyum. Türkiye’de bu iki Almanya’daki gibi kök salıp bir gelenek oluşturmadığı savı da öne sürülüp, deşilebilir ama, kanımca daha önemli bulduğum noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. 

Dünya’daki köklü değişimlere inat, değişmeyen bir yanımız var sanki ve bu yanımızı ısrarla görmezden geliyoruz. O da şu: Türkiye’de hangi öbekten olursa olsun soldayım diyen insanlar bir değişim arzuluyor olsa da değişemiyor. Çünkü içine düştüğü girdaptan kurtulmak için tutacağı bir dalı yok. Aynı girdapta boğulmakta olan bir başkasına sarılıp kurtulmaya çabalıyor. 

Solda her kişi, birlik çağrısı yapmadan once kendine bakmalı, kendine gelmelidir. “Öğretilmiş korkuları”ndan kurtulmalıdır once. “Kendine gelmek” tek başına bir fazilet değil, suyun dibini boylamamak için yapılabilecek son hamledir. Bu hamlenin ardından “kendini bilmek” eşiğine doğru bir kapı aralanırsa iyi bir şeydir. O kapının anahtarı geçmişimizle, hatalarımızla korkusuzca hesaplaşmaktır. Bu toprağa, bu topluma, bu insana yüzünü dönmektir. Yoksa yine hüsran, yine hasret… 

Solda birleşme” arzularında yükselişin depreştiği şu günlerde ilk defa bir “vicdan hareketi”nden söz edildi. Kulaklarıma inanamadım, samimi olarak pek heyecanlandım. Olumlu tepkiler, sesler bekledim, gelmedi. Oysa vicdan pek isabetli bir kavram. Bizde zalimi tarifte baş sıfat“vicdansız”dır. Ayrımsız mazlumun yanında olanlara “vicdan sahibi” denir. Ama insanlığın hak ve özgürlükler mücadelesi boyunca kendi toprağından fışkırmış değer ve kavramlara bu kadar uzak düşmüşler, yeniden sarılmak ihtiyacı hissettikleri “vicdan” kavramının içini doldurabilirler mi? Bu halkın bin yıldır toplumsal ilşkilerdeki temel ahlaki değerinin bu toplumda nasıl yaşandığını biliyor mu? Benim yanıtlarım olumsuz, ama çaresiz değiliz. “İki ana akım”ı birleştirmek isteyenler, bunlardan başka kan damarlarımız olduğunu da bilmelidirler. Vicdanın sesini dinlemek gibi… 

Başka dost ve kardeş sesleri duyabilmesi için Türkiye solu, öncelikle siyasi ve sendikal alanda, kendini özgürlüğün ve emek hakkının tek yetkili temsilcisi olarak görmeyi bırakmakla işe başlamalı. Sol, emek ile inancı uzlaşmaz buluyor ve hak ve özgürlükler mücadelesine katılmanın temel şartının “inaçtan kurtuluş” olduğunu düşünüyor. Türkiye solunun çoğunluğu, aldığı devletçi eğitimin ve kurtulayım derken içine düştüğü kemalizm vekaba marksizmin eseri olarak positivist ve deterministtir. Dinsel inanca ve kültüre bu gözlükle baktığı için cumhuriyet mitinglerinde yer almıştır. Kusuru kendinde arama (özeleştiri) geleneği de olmadığından, halk dediğin hep “aldatılmış, kandırılmış, uyutulmuş” kitlelerdir. 


Gelişigüzel sıralayacağım şu soruları çoğaltarak cevap aramak gerekiyor: Dindarlık hak ve özgürlük mücadelesine katılmaya engel midir? Dindar sendikacı olur mu? Dindar bir kişi, aranan niteliklere sahip ise “aydın” kabul edilebilir mi? Aydın olmak için ateist olmak şart mıdır? Muska niyetine bir dindar kişi değil, dindarlar da sol partilere üye olabilirler mi? Bir köşede vakit namazı kılabilirler mi? Yönetime gelebilirler mi? Parti başkanı olabilirler mi? Ve ilah… 

Türkiye solu, toplumu tanıyıp değiştiren gelenekten değil, özümsemeci-kendine benzetmeci modernleştirici gelenekten beslenegelmiştir. Ufacık kozaları içinde bu kadar büyük kavgalarla bu kadar çok bölünmüşlük yaratabilmeleri de bundandır belki. Barışın, özgürlük ve sürdürülebilir bir hayatın yeni bir partisi olabilmek için marksistim diyen-demeyen, inanan-inanmayan insanların, şu dinden, bu etnik yapıdan insanlara bütün kapılar açık olmalıdır. 
. 
„Müslüman sol“ olur mu? Hayat boşluk tanımıyor. İlla boşluğu AKP’ye karşı bir „sol alternatif“ ile dolduracağım diyenlere hayatın bir yanıtı gibi geliyor bu bana. Elmanın kurdu içinden ürüyor. Bu küçük, bence biraz nahiv gruptan öte, temel hak ve özgürlükler konusunda zengin tartışmalar yürüten grup ve kuruluşlar var ki, bunlar „Müslüman sol“un şaşırtıcı adından çok daha şaşırtıcı derin içerikte tartışıyorlar, eylemler kotarıyorlar. Onları görmek, görmek için de bakmak gerek. Bakıp görmekle de yetinilmemeli, insani geleneklerimizin bir „selam“ı ile seslenmeden geçmemeli. İlk ses inanıyorum ki peşisıra çok şey getirecektir. 

Bu benim hayalim. Sizleri „tarihsel uzlaşma“ya çağırdımı düşünmeyin. Bu bir „tarihsel buluşma“ hayalidir.