ANALAR

Yarın “Anneler Günü”.

Birkaç gün önce, testoronu tavan yapıp; bir kadının üstüne yürümekten geri durmayan asabi politikacı, yarın,  Analar kutsal varlıklardır” diye demeç vermekten geri durmayacak…

Kafasına başörtüsü geçirmiş (Kırmız Başlıklı Kız masalındaki) kurt politikacı; “Yavrusun sen Yavru kal” diye azarladığı komşu çocuğuna, “ana şefkati gösterir” ayaklarına yatacak… Elindeki kitabı (kafamıza doğru) sallayarak; “Cennet Anaların ayaklarının altındadır!” diye demeçler patlatacak..

Dikkatli okurlarım bilir; 2000’li yıllara kadar  anneler günüyle ilgili hiçbir yazı yazmadım…
Sevgililer Günü’nü, Babalar Günü’nü gırgıra alan yazıların dışında bu türden ÖZEL(!) günlere hiç sıcak bakmadım…

O yıllardan önce,  “Babalar Günü” için yazdığım bir yazının girişinde şu satırlarla değinmiştim “Anneler Günü”ne…

“Anneler günü geçeli çok olmadı… Babalar günü kapıda… Anneler günü ne rahat geçti değil mi? İnsan ne hediye alacak diye kara kara düşünmez o günde… Annelerin beklentileri bellidir… Alınması gereken hediyeyi kestirmek zor değil…  Çünkü tüm anneler annedir…
Babalar öyle mi ya!.. Onlar anneler gibi değil… Çeşit çeşit baba vardır… Birbirlerine benzemezler… Huyları, hırsları gibi beklentileri de çok farklıdır onların…”
Ama O umut yıllarını bitiren REFERANDUM’un ardından; toplum gibi anneler de, beklentileri de değişmişti ne yazık ki… Anneleri  türlere(!) ayırmak, babaları, aşkları sınıflandırmak kadar kolay olmasa da öne çıkan birkaç “anne tipi”ni hatırlatıp; bu günü huzur içinde(!) geçirebilmeniz için sizlere yardımcı olmaya çalışacağım!… 

Doğal/Fizyolojik Anne: Aslında çocuğu olan her kadın bu genel sınıflandırmaya girer… Doğal bir organı gibi dokuz ay bağrında taşıdığı çocuğunu kendi hayatı pahasına koruyacak denli gözü kara ve samimidir… Her şeyi vermeye hazır olmasına karşın, bu doğal sevgi ve özverisinin karşılığında bir şey beklemez… Bu tür (gerçek) anneler için “hediye”nin de fazla anlamı yoktur… O’nun beklediği tek şey, sevgidir…

Zoraki Anne (Kayınvalide): Başlangıçta işiniz  zordur!.. Çocuğunu (kendi parçasını) koparıp alan birisisinizdir çünkü… Kendinizi kabullendirmek için ne hediye alsanız boşuna… Ona verebileceğiniz en iyi hediye (onun gerçek çocuğu olan) eşinize iyi davranmanız, mutlu etmeniz ve aşkınızın meyveleri diyebileceğimiz torunlar olacaktır…
Bunu başardıktan sonra gerisi kolay… Çünkü artık siz de onun çocuğusunuzdur…
Sonuç’ta o eski yazımda yazdığım gibi,  Annelerin beklentileri bellidir…  Çünkü tüm anneler annedir…
 
Ama, atlanmaması gereken bir anne türü daha vardır!..

Süt Annesi: Gerçek annenizin sizi besleyemediği durumlarda ortaya çıkan bu tür anneleri memnun etmek neredeyse imkansızdır… Sizi (hortumlarla/kablolarla) beslemesinin karşılığının kolay kolay ödenemeyeceğini hep hissettirir… Bir anlamda sizden (ona göre hiçbir zaman ödenemeyecek olan) DİYET ödemenizi bekler… Onun hoşlanmadığı bir şeyler yapmaya kalktığınızda derhal “size verdiği o ak sütü hatırlatır..”  Bir an olsun BESLEME olduğunuzu aklınızdan çıkarmanıza izin vermez… Ne zaman, kiminle arkadaşlık yapacağınıza; hatta evleneceğinize o karar verir (ya da vermek ister)…  Siz ona açıkça bu durumdan sıkıldığınızı söylemediğiniz sürece de bu böyle sürüp gider… Sesinizi çıkarmaya kalktığınızda; “Yavrusun sen yavru kal” diye üstünüze yürümekten geri kalmaz…

Elinizi verseniz, kolunuzu da ister…   

“ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN…” demiyorum… Çünkü ANALIK bir günlük bir şey değildir…    Tüm (gerçek) annelere aşağıdaki şiirimi hediye ediyorum… (Düşler isimli Kitabımdaki NUTUKÇU şiirinin son bölümü)

ŞİİR TV

IV

Nutuklardan bunalmış bir kadın,

çökmüş göğsünden çıkarıp

          çürümüş fotoğrafını oğlunun, öpüp

volta atıyor kokuşan kaldırımlarda...

Sesi kendine uzak, yabancı kulaklarda

sonsuz bir nakarat gibi

takip ediyor yorulmaz bedenini...

 

        "Ben kimim şimdi,

         çocuklarım nerede,

         nerede o peşimden koşan dostlar?

         Battıkça batıyor gemi,

         bu şatafatlı yıldız yağmuru

         bu tufan, nereden çıktı ansızın,

         nereden çıktı bu karanlıklar,

         kim çaldı gözlerimden güneşi,

         dudaklarımdan narı, kim çaldı?

         Gemi battıkça dökülüyor her yanım,

         battıkça kirleniyor toprak...   

         Yükselmek istiyorum,

         yükselmek istiyorum ışığa

         - her yanım boşluk-

         Kimim ben şimdi ,

         nerede defne taçlarım,

         yasemin kolyelerim ,

         çocuklarım ve hayat nerede ?”

 

                                       Temmuz, 1995 Lefkoşa