BİZ DE İNANDIYDIK !


BİZ DE İNANDIYDIK !

 

“Vietnam'ı işgal etmeyeceğiz. Halkına zulmeden bir iktidara karşı Vietnamlıları koruyacağız..." Nixon, 1975. Vietnam'da 1.8 milyon insan öldü!
"Niyetimiz Afganistan'a barış, adalet ve özgürlük götürmektir..." - Bush, 2001. Afganistan'da 730.000 insan öldü!
"Niyetimiz Irak'taki kimyasal silahları imha etmek, Irak'a barış, adalet ve demokrasi götürmektir..." - Bush, 2003 Irak'ta 2 milyon civarı insan öldü!
"ABD'nin ulusal güvenlik çıkarları için Suriye'ye müdahale edeceğiz..." - Obama, 2013!

 

Hep aynı senaryo, “kanıt uydur, sonra vur…”

Yıllardır bölgemizde de sürüyor bu senaryolar… Ve gittikçe daha çok içine çekiliyor, küçük adamız…  12. Parsel’de yanan (doğal gaz) ateş; içine çekileceğimiz cehennemin habercisidir aslında…

Barış getirecekmiş; ekonomiyi canlandıracakmış…

Biz de inandıydık !...

 

AVLANIYORUZ !..*

 

Masa’da bir metrekarelik orta doğu haritası… Doğu Bloğu’nun dağılmasının ardından şekillenen son haliyle!..

Ekranın sağ alt köşesinde “Amerika’nın Savaşı” dipnotu seyircinin gözüne sokulurcasına yansıtılıyor…

NTV’nin “savaş muhabiri” Mithat Bereket, “haritamasa”nın üstüne dizdiği maket askerler ve savaş uçaklarıyla oynuyor…

Stüdyo konuğu, Bilgi üniversitesi öğretim görevlisi Ahmet Han’la çeşitli savaş senaryoları üzerine konuşuyorlar…

Her senaryoda, ‘haritamasa’daki tüm savaş maketleri (biri hariç) yer değiştiriyordu… Tüm farklı senaryolarda yerini koruyan tek uçak maketi ne yazık ki küçücük adamızın üstüne kondurulmuş olandı…

“Haritamasa”da ancak bir uçak gemisi kadar yer kaplayan Akdeniz’in “aşk adası” Afrodit’in beşiği, maket savaş uçağının gövdesi altında kaybolup gitmiş; yalnızca sivri buruncuğu (ölmeyecek kadar nefes alabilsin diye!.) açıkta kalmıştı…

Savaş uçağının (maket de olsa) ağır gövdesi altında ezilip yamyassı olmuş adacığın kuzeyi (harita da görülmese de) denize batmış izlenimi yaratıyordu… Pençelerini toprağa geçirmiş o leş kargası, savaş akbabası uçak maketi, tüm ihtişamıyla adamızı karartmış; gagasını, Karpaz yollarını eşeleyecekmişcesine eğmiş öylece dikilip duruyordu…

Biri parmağıyla küçük bir fiske atsa “haritamasa”dan yuvarlanıp gidecek olan o çirkin uçağı kim koymuştu oraya… Savaş senaryoları, stratejiler değişirken onun yeri neden değiş mi yordu?..

Her yanı korkuluklarla, sallanıp duran bez parçalarıyla dolu bir adaya korkmadan nasıl konmuştu o ciğerimizi deşmeye hazır savaş akbabası? Üstelik Kuzeyi’nde Güney’inde afra tafra atan on binlerce avcı, eğitilmiş köpekleriyle dolaşırken…

Kafamda çoğalıp duran soruları defetmenin tek yolu kanal değiştirmekti… Bu karabasana daha fazla dayanamazdım…

Kumandanın düğmesine bastım, HABERLER:

“Kalın Av Mevsimi yakında açılıyor…”

Kanatlarımız kırık… Tek tek avlanıyoruz…

Başka düğmeye bastım, yanık türküler:

“Amman avcı vurma beni

ben bu dağın avalıyım…

Amman avcı vurma beni

ben o kuşun hayranıyım…” 

25-09-2001

 

*Referandum isimli kitabımdan (sayfa 107)