Kendi yurdundan uzakta...

                                                    

KENDİ YURDUNDAN UZAKTA…

Son üç dört yıldır bağlantımız kopmuştu… Yıllarca sürdürdüğümüz karşılıklı mektuplaşma (mailleşme değil) sağlık sorunları nedeniyle azalmış; rahatsızlığı artınca da kesilmişti…

İki yıl önce geçirdiği felçten sonra bir türlü toparlayamamış; bir süre  önce de  Haus Waldfrieden yaşlı bakımevine kaldırılmıştı.

İçi hep Kıbrıs özlemiyle yanan değerli edebiyatçımız Nevzat Yalçın’ı geçtiğimiz hafta sonu 86 yaşında yurdundan uzaklarda yitirdik…  

1926 yılında Poli de doğan Nevzat Yalçın ilk, orta ve lise tahsilini Kıbrıs’ta yaptıktan sonra, 1945′de Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine başladı. Ankara ve İngiltere’de çalıştıktan sonra 1970 yılında Almanya’ya yerleşip, 1988 yılında emekli olana dek İngilizce öğretmenliği yaptı.

Almanya’daki kültürel etkinlikleri dolayısıyla 1989 Yılında Alfred Müller Felsenburg Kültür ve Sanat Ödülüne layık görülen Yalçın, 1996’da ise Halver Şehir Meclisi, Kentin Onur Armasını almış aktif bir edebiyatçımızdı…

ODTÜ’ye İngilizce eğitmenliği yaptığı yıllarda, Ankara Radyosunda İngilizce haber ve program spikerliği yaptı.

İlk şiirleri Kıbrıs’ta yayımlanan gazete ve dergilerde çıktı. Yedigün dergisinde yazdı. Kuruluşundan itibaren Hisar dergisi kadrosunda yer aldı, sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Şiir dışında hikâye, deneme, inceleme ve röportajlar yayımladı. Başlangıçta “Millî bir edebiyattan” yana olan Yalçın’ın ilk şiirleri Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı duyarlığında, ve arûz ölçüsüyle yazılmış; sonradan serbest ölçüye yönelmiştir. Yurt dışına çıkışından sonra dünyaya bakışı da şiiri de çok değişmişti…

 

Eserleri

Şiir: A Sokağı (1969), Güneş ve Adam (1977)

Oyun: Bunalım (1980)

Üçgen", "En Eski, En Uzak(1988)

Daha Yeni, Daha Yakin (1991)

 

Onu kendi şiiriyle saygıyla anıyorum….

 

 “Bir tutsam ellerimle, bir tutabilsem gökyüzünü

Çürük, yaşlı bir çınarı silkeler gibi sarsacağım.

Sapır sapır yıldızlar dökülecek balkonuma,

Ay düşmeye görsün elime, ah, o sahtekar...

Makasım hazır, kırpacağım.

Allanıp, pullanıp, simsiyah saçlarında boncukları

Her gece bir zenci kadındır eğilen üstümüze.

Dayanılır şey değil her gece o zenci kadın

Ağlıyacağım!

Siyah, koca bir mendil gibi gökyüzünü

Tutup güneşin burnuna peşkeş çekmeliyim.

Bu karanlık, bu değişmez düzen ve kader

Belki rüzgarında dağılır, gider.

Saat onsekizde başlıyarak bir akşam üstü

Göz, gez, arpacık: İyice nişanlayıp her saat başı,

Geceyi oniki yerinden vuracağım,

Geceyi kana boyayacağım.

Sonra güneşle yanyana, iç içe bir sabah

Uykusuzluğa, tedirginliğe paydos!

Ve kollarımda tanrılar tanrısı Zeüs’ün gücü

Merhaba diyip Promete’ye Olympos’ta

Bir bitmeyen aydınlığa koşacağım.”

 

 (Nevzat Yalçın 1969)