KİTAP ÖLÜMCÜL OLABİLİR!...

 

Geçtiğimiz hafta’nın neredeyse yarısını İstanbul’da geçirdim…

Giderek artan keşmekeşi; hızla değişen demografik ve  doğal yapısıyla; ömür törpüsü bir şehir olmuş çoktan, İstanbul…

İnsanların mutsuzluğunu, tedirginliğini yüzlerinden okumak olası…

Herkes söz birliği etmişçesine 1Kasım sonrasından şikayetçi… “İyi de o %50 oyu kim vermişti?” diye sormadan edemiyor insan..

Geçen haftaki yazımda da belirtiğim gibi, 34. TÜYAP Kitap Fuarı’ndaki Panel ve imza etkinlikleri için gitmiştim İstanbul’a…

Perşembe gün otele yerleştikten sonra Metrobüsle kısa sayılabilecek bir sürede (45 dakika) Beylikdüzü’ndeki Fuar alanına ulaşmaktan oldukça memnun bir halde, Senih Çavuşoğlu’nun da eserlerinin sergilediği Sanat Fuarı’nı gezerek Kitap Fuarı alanına geçtik…

Son kitabımın (YER) yayıncısı Nezih-ER yayınlarının bulunduğu 2. Salona girerken Kara Bir Türbe gibi dizayn edilmiş “Kıbrıs Standı”yla karşılaşmak tam bir şok etkisi yarattı bende… Yıllardır “Kıbrıs Kitapları” ismiyle Kitap Fuarları’nda yer alan stant ismi Serdar Denktaş’ın bakanlığı döneminde “KKTC Yayınları” olarak değiştirilmişti… “O standta yalnızca devlet yayınları olmadığı için bu ismin yanlış olduğunu” defalarca söylememize ve uyarılarımıza karşın isim düzeltilmemişti…

Şimdi durum daha da vahim O “Kara Türbe”nin üstünde kocaman harflerle şöyle yazıyordu:

Bayındırlık Çevre ve Kültür Bakanlığı Yayınları…

Ne bakanlıkmış ama? Göreve başlayalı bir yıl olmadan yüzlerce kitap yayınlamış; helal olsun!

O resmi/asık suratlı standı kaç kişi ziyaret etti merak ediyorum doğrusu…

Oysa bu yıl (tüm olumsuzluklara karşın) biletle giriş yapan ziyaretçi sayısı, geçtiğimiz yıla oranla %11’lik bir artış göstererek 558 bine; fuarı okullarıyla birlikte ziyaret eden öğrenci sayısı ise %10’luk bir artışla 140 bine ulaşmış. Fuara ücretsiz girebilen Emekli, öğretmen, öğrenci, görevli ve yazarları da saydığımızda toplam rakam bir milyonu geçiyor… Dile kolay.

Gün içinde kitap imza ve şair dostlarla yapılan sohbetlerin ardından, saat 18.00’de Panel’imizin yapılacağı salona gidiyoruz…

 “Yalnızca senin için geldim ta buralara” diyen şair dostumuz Ayten Mutlu, Emine teyze (Demirağ) ve Uzay (Demirağ)  Kadıköy’den oralara gelmek için 2 saatlerini harcamış.. Bol bol sohbet edip; önümüzdeki hafta sonu Fikret Demirağ’ı (5. Ölüm yıldönümünde) anma etkinliklerinin ayrıntılarını konuşuyoruz…

Orada hoş bir sürpriz… İyice yaşlanmış Doğan Hızlan’la, müthiş bir kütüphanesi olan kendi salonuna giderken karşılaşıyoruz… Ayaküstü kısa bir sohbetin ardından kendi salonumuza geçiyoruz… İnsanların yoğun İstanbul trafiğini düşünerek fuarı terk etmeye başladığı saatler bunlar; tahmin ettiğimiz gibi katılım düşük…

Panel yöneticimiz Aba Müslim Çelik, TUYAP’a tepkisini koyarak başlıyor konuşmasına… “Panel adında sırf BARIŞ sözcüğü geçiyor diye; bu Paneli vermek istemeyen; sonra da Fuarın kapanış saatine 45 dakika kala yer verme lütfunda bulunanları buradan kınıyorum… Programa baktım da, zararlı olmayan(!) bir barış paneli var: “Genç Osmanlılık ve Barış”  diye”…

TUYAP’ın tutumu gerçekten de anlaşılır gibi değildi… “Dünya Çocuklarına Barış Mektupları” gibi bir başlığın neresi sakıncalı olabilirdi ki?

Belli ki, 1 Kasım’dan sonra Türkiye genelinde yaygınlaşan “Korku İmparatorluğu”nu rahatsız etmekten kaçınıyordu herkes…

 

Cumartesi daha erken gittim Fuara. Alınacak kitaplar, ziyaret edilecek stantlar (Yasak Meyve, Şiirden, TYS, Mühür, Sel, Kanguru,Yitik Ülke vd.) uzun bir liste oluşturuyor defterimde… 12-14 saatleri arasında da imza günüm var.. Yoğun bir güne, giderek yoğunlaşan kalabalık arasında giriyoruz.. Fuar sokaklarında yürümek giderek imkansızlaşıyor…

İyi ki Perşembe gün alcağım kitapların çoğunu almışım…

Yemek molasını kısa tutmak gerek diye düşünüyoruz ama; yolda karşılaştığımız şair dostlarla (Enver Ercan, Metin Cengiz, Küçük İskender,Hüseyin  Çakır, Ümit Çetin, Sezai Sarıoğlu Özge Kocatürk,

ayaküstü sohbetler iyice uzatıyor süreyi… İmza gününü paylaştığımız Mehmet Kuvvet ve Yayınevi sahibi Mine Ömer’le yürüyüşümüze, Hollanda’dan gelen Murat Tuncel dostumuz da katılıyor…

Sanat/edebiyat/şiir üzerine derin sohbetleri bir uyarı telefonu kesiyor… Fuar alanından Metrobüs durağına giden üst geçit yoğun kalabalık yüzünden yıkılma tehlikesi geçiriyormuş…

Oralarda oyalanmanın anlamı yok…

16.00 gibi Fuar alanından çıkıyorum… 100-150 metrelik “üstgeçit”i geçip metrobüs turnikelerine ulaşmam bir saat sürüyor…

Metrobüsten inenlerle; binmeye çalışanlar 5-6 adet turnikede birbirlerini ezerek ilerlemeye çalışıyor…, Atılan çığlıklar, ıslıklar ve protesto haykırışları sağır kulaklara ulaşmıyor… Tam bir mahşer yeri… Son üç yıldır, her hafta sonu yaşanan bu karmaşaya çözüm üretmek kimsenin aklına gelmiyor… Gelecek yıl önlem alınmazsa bu yıl (şans eseri) yaşanmayan, büyük bir felaket yaşanabilir…

Turnikelerin üstüne tırmanmış bir genç (yaşananları özetlercesine) bağırıyor: “Dikkaaat, kitap okumayın; öldürücü olabilir!”