Sanat direnmektir...


SANAT DİRENMEKTİR…

 2007 yılı sonunda “Küresel ısınma başta olmak üzere, yaşam alanlarına yapılan müdahaleler ve doğa katliamlarına dikkat çekmek, gelecek nesillere yaşanılabilir bir dünya bırakmak adına duyarlılığı artırmak amacıyla”  Karpaz’da yaptığımız estetik protesto etkinliğinde yaptığımız uyarıların dikkate alınmadığını görmek içimizi acıtıyor…

Sanatçı ve Yazarlar Birliği’nin (Rum yazar ve sanatçıların da katıldığı) o etkinliğinde, ülkemizde(dünyanın birçok yerinde olduğu gibi) doğal yaşama müdahalenin “olağan” kabul edildiği; hükümetlerin gösterdiği BARBAR tutuma karşı insanların da yeterince tepki göstermediği; bu yüzden de sanatçılar olarak, Karpaz’ın “hür eşeklerini” muhatap alıp; onlara görsel ve yazınsal bir şiir şöleni sunduğumuzu dile getirmiştik...

O günlerden bu güne, işlerin daha da kötüye gittiğini gördükce; halk düşmanlığıyla, doğa düşmanlığını gelenek haline getiren Hükümetlere karşı verilen kavganın artık farklı boyutlara taşınması gerektiğini görüyoruz…

Büyükkonuk’ta geri adım attı görünen hükümetin “petrol dolum tesisi” adını verdiği PİSLİK depolarını Kalecik ve Lefke’ye taşıma çabaları ısrarla sürüyor… Baraj genişletme adı altında Gambilli tepelerinde; Geçitköy çevresinde sürdürülen doğa katliamı da öyle… Haspolat’tan taşan lağım suları Mağusa körfezine akıyor… Kuzey Sahil Yolu adı altında sürdürülen doğa ve tarih katliamını çok yazdık… Ne Çed Raporu, ne plan var… SİT alanı; milli Park demeden şirolarını Karpaz’ın Altınkum plajına kadar soktular…

Yaşamın her alanına müdahale eden bu işbirlikçi, Taşeron hükümete DUR diyecek birileri yok mu? Polis, savcılık ne yapıyor? Bu suçlar cezasız kaldıkça; artarak sürecek… Bunu herkes biliyor… Karpaz Milli Parkını Koruyalım İnsiyatifi’nin Polis Genel Müdürlüğü’ne suç duyurusunda bulunması ve yarın Karpaz’da gerçekleştireceği eylem bu yüzden anlamlıdır… Ancak, sorumluluğu yalnızca bu insiyatifin üstüne yıkarak (diğer pek çok konuda olduğu gibi ilgili örgüt ya da örgütlere yeterli desteği vermiyoruz) bir sonuca ulaşmayı beklemek olmaz…

Topyekün bir SİVİL İTAATSİZLİĞİ/DİRENİŞ’i yükseltmez; insanımıza, adamıza, dünyamıza karşı işlenen bu suçlara karşı toplumsal bütünlükte kavga vermezsek; yapanlar kadar; sessiz kalan bizler de suçluyuz… Bunu unutmayalım…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Foto: Hasan sarpten

 

 

“Sanat Ve Direniş”

Ümit İnatçı, en güçlü direnişin SANAT yoluyla yapılabileceğini bilen az sayıdaki sanatçılarımızdan biri… Nitelikten ödün vermeden üreten ve ürettiklerini insanlarla paylaşmayı temel felsefesi kabul eden tepeden tırnağa bir sanatçı... “Benim yerime ürettiklerim/yaptıklarım konuşur” dercesine işin bezirganlığından uzak durur… O’nun işi ÜRETEREK DİRENMEK’tir…   Yanlızca İtalya’nın değil Avrupa’nın da en güçlü müzeleri arasında yer alan Cassino Çağdaş Sanat Müzesi’ne alınan yüzden fazla sanatçının, yüz elli küsur yapıtı arasında Ümit’in de eserinin bulunduğunu çoğumuz bilmeyiz örneğin… Ne, Prato kentinin Luigi Pecci Çağdaş Sanat Müzesi’nde de eserlerinin sergilendiğini; ne de (Mart ayında) Viyana ve Berlin’deki “ID Europe” sergilerine katılacağını…

Üretmekten çok, tüketmek ve yıkmakla meşgûl bir toplum olduğumuz için; kulak asmayız böyle BOŞ İŞLERE…

Ama Ümit’de bu durumu(Vurdumduymazlığı)ırgalamaz… Sanat’ın Direniş olduğunu bildiği için; hayıflanmadan; maddi beklentiler içine girmeden üretmeye devam eder…

Söylem Yayınlarından hafta başı dağıtıma çıkan 240 sayfalık son kitabı “Sanat ve Direniş” adlı sanat felsefesi kitabı ile yakında basılacak olan bir başka kitap (Ümit İnatçı’nın 1981-2011 yıllarını kapsayan 320 sayfalık monografisi. Akademi yıllarından günümüze tüm deneysel süreçleri içeren çalışmalardan seçkiler ve kendi metinleri yanında yapıtları üzerine yazılan diğer eleştiri metinlerini de içeren. “The Art of Ümit İnatçı” adlı İngilizce kitabı) da bunun en açık göstergesidir…