Aklın yolu demokrasi değil midir?


Aklın yolu demokrasi değil midir? 

Akil insanlar tartışması, listeleri, görev kapsamları vb. derken süreç tam da beklendiği gibi ilerliyor. 

Biri, “işte buyurun buradayım, listedeyim” diye böbürlenirken;  diğeri “peki listede neden ben yokum” diye surat ekşitirken, öteki “varım, ama dışarıdan destek vereceğim” diye yan çizerken, beriki; “ben yıllardır zaten bunu söylüyordum” diye kendini rahatlatırken, karşımıza tam bir alaturka karmaşa çıkıyor. 

Sazcısıyla, sözcüsüyle, cümbüşçüsüyle, düşünürleriyle, tam da bize özgü, “ne kadar ekmek, o kadar köfte” pazarlığıyla, son otuz yılın en can alıcı (sözün gerçek anlamıyla)  sorununun üzerine gidilmeye çalışılıyor ve daha da acısı, sorun “böyle” çözülebilir diye düşünülüyor. 

Hiçbir şey tesadüf değil. Eğer sahnelenen devasa bir “reality show”  olsaydı, elbette bu oyunun bir yönetmeni var ve yönetmen, görevde oldukça, “oyunu” istediği gibi sahnelemekte özgürdür, diyebilirdik 

Ancak, yönetmen oyunun kurgusu hakkında görüşlerini sormadığı seyircilerden, “neden alkışlamıyorsunuz” diye serzenişte bulunma hakkına ise sahip değildir, derdik. 

Alkışlamama ve hatta ıslıklama hakkı, bu oyunun seyircilerinin elinden asla alınamayacak bir haktır, diye vurgulardık 

Ancak,  şimdi oyundan gerçeğe dönelim: 

Demokrasi, eşit hakları yasalar tarafından güvence altına alınan taraflar arasında (bireyler, kurumlar vb)  özgürce tartışarak sonuçta (yeni) bir toplumsal sözleşmeye ulaşabilme rejimidir. Burada mutabakat “korkusuzca” gündeme getirilen “alternatifler” arasından “serbestçe” seçilen temeller üzerinde yükselir. 

Hiçbir şahıs, parti, ve toplumsal kesim “silaha ve güce” dayanarak görüşlerini zorla topluma kabul ettiremez. 

Toplumsal yapının dönüştürülmesi gibi önemli süreçlerde mutlaka “mutabakat” öne çıkar, buna ulaşmak ise  “özgürlük” gerektirir. 

XX yüzyıl Türkiye’sinin demokrasi konusunda ne kadar özürlü olduğu malum! Bu ülkede var olan çarpık rejime karşı olanlar “komünist”, “bölücü”, “dinci” yaftalarıyla hapislerde çürütüldü. Kuşaktan kuşağa aktarılan demokrasi talebi bayrağı, çekilen onca acıyla bugünlere getirildi. 

Yani bir şeylerin köklü olarak değişmesi talebi bugünkü iktidarın keşfettiği bir olgu olmadığı gibi, nelerin ve nasıl değişmesi gerektiği de yine iktidarın tekelinde olan bir reçete değildir. 

Eğer birileri, “demokrasi eksikliğini” kendi bildikleri gibi düzeltmeye çalışırsa,  farklı düşünenleri yok sayarsa, ortaya çıkacak olan rejim, demokrasi değil, yine “otoriter ya da totaliter” bir yapı olacaktır. 

Evet, başa dönersek, “akil adamlar” ne yapacak? Onlardan beklenen ne?

Ortaya çıkan tablo, hükümetin akil adamlardan halkı ikna etmeyi beklediğini ortaya koyuyor. 

Akil adamlar hangi konuda toplumu ikna edecek? Hükümet ve PKK arasında anlaşmaya varılan proje konusunda! Oysa toplumun önemli bir kesiminin bu proje konusunda köklü kuşkuları var! Yapılması gereken “ikna” değil samimi “tartışma” olmalı 

Ve en önemlisi de bu proje hakkında kuşkusu olanları “demek ki sen dökülen kandan yanasın” diye köşeye sıkıştıramazsınız!  

Çünkü demokrasilerde farklı projeler olabilir, ve bu projeler özgürce savunulur! 

Eğer bu olmazsa,  nasıl seçildiği bile belli olmayan “Akil Adamlar” karşısına başkalarının seçtiği başka “Akil Adamlar” çıkar, herkes kendi bildiğini okur ve toplumdaki çatlama derinleşerek devam eder. 

Sözün kısası aklın yolu, demokrasiden geçmelidir.

4 Nisan 2013