“AKP modern toplumla yüzleşirken.”


“AKP modern toplumla yüzleşirken.”

On küsur yıllık cesur ve özgüven dolu bir iktidarın ardından, Gezi’yle başlayan süreçte ne oldu da, AKP böylesine şoka girdi?

Gezi direnişinin daha önceki protestolardan, ya da AKP’nin topluma verdiği ayarların zaman zaman yarattığı tepkilerden farkı neydi?

Kanımca bu soruya verilecek cevap, AKP’ye hakim olan ideolojinin netleşmesine yardımcı olacak türden, yani anahtar nitelikte.

RTE’yi böylesine hırçınlaştıran ve AKP strateji atölyesini dumura uğratan gelişme, iktidarın bu kez hiç ummadığı birleşik bir toplumsal kalkışmayla yüzleşmiş olmasıydı.

Ancak şaşkınlık yaratan, direnişin niceliksel gücü değil, niteliksel özellikleriydi.

AKP, aslında kendisi de tabandan gelen ve devlet ve ordu sarmalının despot yapısına karşı topluma dayanan bir organizasyon sonucu iktidarı ele geçiren bir hareket olsa da, şurası bir gerçek ki, RTE ve AKP içindeki şahinler sivil toplumun gücüne asla inanmadılar.

Onlar, bütün meselenin iktidarın ele geçirilmesinde olduğunu sanıyorlardı.

Gerisi usta bir siyaset; 
devletin olanaklarıyla iyi manevra; 
kademeli bir şekilde yalnızlaştırılan hasımlar; 
medyanın ve güç odaklarının ele geçirilmesi;
hassas dengelere dayalı müttefikler ve komşuluk politikası; 
ve bolca da Kasımpaşa delikanlılık sosuna batırılmış hamaset edebiyatı sanıyorlardı.

Çünkü aslında “karnını kaşıyanlar” türü tanımlamalar nedeniyle başkalarını suçlasalar da, bu toplumun sıradan insanlarını küçümseyen, onları, ezan, cami, başörtüsü, “one minute” motifleriyle istedikleri yere götürebileceklerini sananlar tam da kendileriydi.

Çünkü onların hareket noktası, Cumhuriyet rejiminin topluma zorla kabul ettirilmiş bir toplumsal model olduğuydu.

Sanıyorlardı ki, ordunun saf dışı bırakılmasıyla, kuvvetler ayrılığına dayalı kurumların güçten düşürülmesiyle bu toplumda kendiliğinden muhafazakâr toplumsal yaşam rüzgârları esecekti.

RTE’nin bitmez tükenmez özgüveninin gerisinde yatan işte bu inançtı.

Gezi bu inancın ne kadar yanlış olduğunu gösterdi.

Modernite bu toplumda ne kadar asimetrik bir şekilde gerçekleşmiş olursa olsun, Türkiye’de artık hiç de küçümsenmeyecek güçte ve de Cumhuriyetin doğal tabanını oluşturan bir kesim vardı ve bu kesim, demokratik bir toplumda, bireylerin doğal haklarını oluşturan özgürlüklerden hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğinin sinyalini vermişti.

İşte bu çarpıcı gerçek, RTE’nin bütün düşünsel sermayesini altüst etmeye yetti.

Şimdi önünde iki yol var: 

Ya gerekli mesajı alacak ve devletin, otoriter bir kurumdan, başka bir otoriter yapının eline geçmesinin toplumda yarattığı fırtınanın gerçek boyutunu kavrayacak. 

Eğer bunu yapabilirse, şu gerçeği anlayacak: evet, on beş yıl önce Müslüman kesimi başörtüsü nedeniyle sokağa çıkaran dinamik nasıl güçlüyse, bugün “hayat tarzıma ve haklarıma dokunma” tepkisiyle sokağa çıkan kesimin yarattığı sinerji de aynı şekilde güçlüdür. 

Ya da Gezi’nin mesajını anlamayacak ve komplolara, dış mihraklara, faiz lobisine ve fesat odaklarına bağladığı toplumsal direnişi, kaba güç kullanarak kırmaya, yok etmeye çalışacak.

Birincisi, her şeye rağmen, Türkiye’de barış ve demokrasi sürecinin devamını sağlar.

İkincisi ise, bunu düşünmek bile istemiyorum… 

Ancak görünen o ki, RTE bu ikinci yolu tercih ettiğinin işaretlerini veriyor.