Türkiye’den insan manzaraları: Çaresizliğin resmi

Türkiye’den insan manzaraları: Çaresizliğin resmi

Fotoğrafta saçları kısacık bir genç kız! 
Daha çocuk! Elleriyle yüzünü kapatmış! 
Hayatın kendisini sürüklediği o andan utanç duyduğu ve nefret ettiği belli!
Cami çıkışında ağlıyor! 
Çaresizliğin bundan daha anlamlı bir fotoğrafı olabilir mi?
Çevresindeki takım elbiseli zevatın ise bu çocuğun neden ağladığı konusunda hiç bir fikri yok!
Bakan “para verdik işte, ilaç alsın dedik, ama anlamadım…” diyor.
Kanser tedavisi için bakandan yardım isteyen genç kız ise, “beni yanlış anladınız, ben dilenci değilim! Sizden tedavim için yardımcı olmanızı istedim, sadaka değil” diye hıçkırıyor, parayı, bakanın eline tutuştururken.
Para vermiş bakan, “al, bununla ilaç alırsın” demiş, sonra da “ama düşürme sakın, cebine koy” diye tembihlemiş.
Sanki mendil satan bir sokak çocuğuna, “git şuradan kendine bir dondurma al diyor!”
Dün, kendisinden iş isteyen bir vatandaşa“hadi önce bir takla at bakalım” diyebilme pervasızlığı ve çaresiz bir kanser hastası genç kızın cebine para sıkıştırarak, “git ilaç al, ama düşürme” aşağılaması birbirinden çok da uzak değil.

Bugün Türkiye’nin hamuru bu işte! 
"Aşağıdakilerin" var olabilme mücadelesinin dayanılmaz “ağırlığı” ve "yukarıdakilerin" tahammül edilmesi zor “hafifliği”.

15 Nisan 2013


İnsan manzaralarına devam: „Devlet altın dağıtırsa”

Devletin kaymakamı, çocuğuna peygamberin ya da onun kızlarının adını verene altın dağıtacakmış!

Kaymakam altını neyle alacak? 
Maaşından değil herhalde. Senin benim vergimle!
Kaymakam, bir birey olarak çocuğuna istediği adı verebilir, ancak, başkalarının çocuklarına “şu” ya da “bu” adın verilmesi için devlet kaynaklarını dağıtmaya kalkarsa, bu fiilin adı nedir?

Yasada elbette bir yeri, paragrafı vardır, onun ne olduğunu hukukçular söylesin!

Benim açımdan etik anlamda suçtur!

Devletin yetkilisi, “bir dinin, bir ideolojinin” propagandasını, devlet bütçesinden yapmamalı! 
O bütçe ki, Sünnilerin, Alevilerin, Ortodoksların Katoliklerin, Musevilerin ve de Dine inanmayanların vergileriyle oluşuyor.

Eğer bir ülkede hukuk devleti varsa, savcılar bu kaymakam hakkında işlem yapar.
Bu uygulama kaymakamın “densizliği” midir, yoksa merkezi bir “politikanın yansıması” mıdır, ortaya çıkar.

Evet, gerekli olan şey “Hukuk Devleti”.

Devletin kaynaklarının ve otoritesinin bir ideoloji uğruna hayata geçirilmesine engel olacak bağımsız bir kuvvetler ayrılığı!

İnsanların, hayatın her alanında serbestçe görüş bildirmelerine imkân tanıyacak güvenceleri sağlayan, bireyi koruyan bir adalet sistemi!

Yani DEMOKRASİ!

Yoksa, istediğin kadar akil adamların “akıl dağıtsın” 

Dağıtılan akıl sadece senin kurnazlığın olarak algılanacaktır.


16 Nisan 2013