20 Soruda Kürt Sorunu Ve Çözümü


Muhterem Kardeşim,
Çeşitli yayın organlarının Kürt sorunu konusunda bana sıkça sordukları
kimi soruları topluca yanıtlayan uzunca bir yazı hazırladım."20 Soruda
Kürt sorunu ve çözümü" başlıklı  yazımı KÜYEREL'de yayınlamak için gönderiyorum.

1-Kürt Sorunu İçin Ortak Bir Türkiye Partisi Düşüncesine Nasıl Geldiniz?

  Aktif siyasete başladığım 1950’li yıllarda Kürtlerden söz etmek ve Kürt sözcüğünü kullanmak suçtu. Kürtler yok sayılıyor, varlıkları inkâr ediliyordu. Devletin yok dediği bir halkın var olduğunu söylemek tehlikeliydi. Bu ağır koşullarda Türkiye toplumuna Kürtlerin varlığını benimsetmek ve sorunlarını dile getirmek göreviyle karşı karşıyaydık. Bunu gerçekleştirmek için de toplumun demokratikleşmesi gerekiyordu. O halde ilk aşamada demokrasi için mücadele etmeliydik. Yıllarca süren bu mücadele sürecinde 1960’larda önce yasak olan sol düşünce gündeme geldi. Sol düşüncenin yaygınlaşması ve giderek partileşme noktasına gelmesi bize umut verdi. Çünkü evrensel sol “halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunucusuydu”. Bunu biliyorduk. Basının da katkısıyla Sol düşünce görece meşruluk kazanınca Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruldu. Düşünce birliği içinde olduğum Kürt arkadaşlarımla birlikte TİP’e katıldık. Parti gelişti. Bizi izleyen Kürt aydın ve emekçilerin katılımı ve katkılarıyla TİP’te etkin bir Kürt grubu oluştu. Parti içinde Kürt sorunu konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı. Çözüme ilişkin düşünceler üretildi. Partinin 1964’teki ilk Büyük kongresinde kabul edilen programda Kürt sorunu DOĞU KALKINMASI başlığı altında yer aldı. Konu siyasal ortamın elverdiği oranda örgütün her kademesinde dile getirildi ve parti üyeleri o güne kadar bilinmeyen Kürt sorununu öğrendiler.  1967 yılı boyunca Doğu ve Güneydoğu illerinde DOĞU UYANIŞ MİTİNGLERİ yapıldı. Üniversiteli Kürt gençlerinin İstanbul ve Ankara’da kurdukları Devrimci Doğu Kültür Ocakları’na (DDKO) paralel olarak Güneydoğu il ve ilçelerinde de yerel DDKO’ları biz kurduk. Bu örgütlerde Kürt sorunu tartışmaya açıldı. Nihayet 1970’te partinin 4. Büyük Kongresinde Kürt sorununa ilişkin özetle şu içerikte bir karar alındı:  “Türkiye’nin Doğusunda Kürt halkının yaşadığı, Kürt halkı üzerinde zaman zaman kanlı zulüm niteliğine bürünen baskı, terör ve asimilasyon politikası uygulandığı, Kürt halkının yaşadığı bölgenin geri kalmış olduğu tespit edilmiş ve Kürt halkının karşı karşıya olduğu ırkçı, milliyetçi, şoven burjuva ideolojisiyle mücadele edileceği” açıklanmıştır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir siyasi partinin kongre kararı ile Türkiye’de Kürt halkının yaşadığı, bu halkın baskı ve zulüm gördüğü, temel haklarının tanınmadığı tescil ve ilan edilmiş oluyordu. Bu kararın alınmasını sağlayan partideki Kürt grubuydu.  Öncülük ettiğim grubun yıllar süren çabaları olmasaydı, Kürt sorununun gündeme gelmesi ve anılan tarihi kararın alınması mümkün değildi. Ne var ki, bu karar kamuoyuna açıklandıktan sonra Türkiye İşçi Partisi’ne karşı kapatma davası açıldı ve TİP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. 

2-TİP’in Kapatılmasından sonra nasıl bir gelişme oldu?

 TİP’in kapatılması davası 12 MART Askeri darbesinin yapıldığı döneme denk geldi. Darbeyle birlikte Ankara’da TİP yöneticileri, Diyarbakır’da da TİP ve DDKO üyeleri ile solda mevzilenmiş ve TİP’e yakın Kürt aydınlarının tümü tutuklandı. Diyarbakır Cezaevinde çoğunluğu sol eğilimli gençlerden oluşan Kürt aydınları artık Türkiye solu içinde mücadele etmenin yararlı olmadığını tartışmaya ve ayrı örgütlenmenin gerekli, hatta zorunlu olduğunu savunmaya başladılar. Ne var ki, gençlerin tümü solda olmalarına karşın aralarında ideolojik birlik olmadığı için farklı gruplar halinde kümeleştiler. Bu ayrışma mahkemedeki savunma evresinde daha da netleşti. Tahliyelerden sonra cezaevindeki gruplar yasadışı bağımsız örgütlere dönüştü. Böylece onlarca bağımsız sol eğilimli Kürt örgütleri ortaya çıktı. Kürt kamuoyunun yakından tanıdığı bu örgütler Kürdistan Sosyalist Partisi (KSP), Peşenk (DDKD), Rızgari, Ala Rızgari, Kawa, KUK ve benzeri örgütlerle sonradan kurulan PKK oldu. Yayımladıkları dergi ve gazetelerde Marksist-Leninist ideolojiye bağlı olduklarını açıklıyorlardı. Farklı örgütlenmelerinin nedeni grupların bağlı oldukları Marksist ideolojinin farklı yorumundan kaynaklanıyordu. Bu örgütlerin tümü başlangıçta bağımsız bir Kürdistan için mücadele ediyorlardı. TİP’te yürüttüğümüz mücadele biçiminin henüz aşılmadığını, Kürt sorununu çözmek için ya Türkiye sol hareketi, ya da yığınsal radikal bir Türkiye demokrasi hareketi içinde Türk solcu ve demokratlarıyla birlikte mücadele etmenin gerekliliğine inandığım için bağımsız örgütlenmeye karşı çıktım. Bugün de aynı görüşteyim. Yaptığım sosyolojik çözümlemeye göre Türkiye Kürdistan’ında bağımsız bir devlet kurmanın dolayısıyla da ayrı örgütlenmenin koşulları yoktur.

           3-Kürt Sorununun Çözümünde Neden Ortak Bir Türkiye Partisi Zorunlu Görüyorsunuz?  Türkiye Kürdistan’ında belirleyici üretim biçimi kapitalizmdir. Kapitalist bir toplumda bağımsızlık talebi burjuva sınıfının kendi Ulusal Pazarına egemen olma dürtüsüyle oluşur. Örneğin İspanya’nın Katalonya ve Bask bölgelerinin zengin ve gelişmiş Ulusal Pazarları vardır.  Her iki toplumda da burjuvazi bağımsızlık hareketine öncülük etmekte... Keza, İngiltere’nin İskoç bölgesinde de sanayileşme ile birlikte petrol gelirine dayalı zengin bir ulusal Pazar oluşmuş. İskoç burjuvazi de bu zengin pazara tek başına egemen olma isteğiyle bağımsızlıktan yanadır. Türkiye Kürdistan’ında ise ulusal Pazar gelişmemiş ve çok yetersizdir. Kürt burjuvazisi gelişmiş Türkiye Pazarında etkinlik göstermeyi, küçük ve geri bir Kürt Pazarında egemen olmaya tercih ettiği için bağımsızlığa karşıdır. Bu nedenle de Kürt sorunu ancak Türkiye’nin bütünlüğü içinde ve demokrasi çıtasını yükselterek çözülür. Oysa Kürtlerin Türkiye’de tek başlarına ileri bir demokrasiyi kurmaları mümkün değil. Türkiye’de hukukun üstünlüğünü benimseyen, insan haklarına saygılı, vatandaşlar arasında ayrım yapmayan, eşitlikçi her türlü kültürel, etnik ve dinsel farklılıklara saygı gösteren, bölgelerarası dengesizliği giderecek yeni ve ileri bir demokrasinin kurulmasıyla çözülür Kürt sorunu. Keza Kürt sorununu çözmek demek, Türkiye’ de ileri bir demokrasiyi kurmak demektir. HDP bu görevi yapmak amacıyla kuruldu. Ancak bugünkü eklektik yapısından ötürü aşması gereken kimi sorunları vardır. Zamanla yığınsal çağdaş radikal bir demokrasi hareketine dönüşmesi gerekir. HDP’nin toplumsal ilerlemeye koşut olarak bu değişimi başaracağını umuyorum.           

4-Nasıl bir Türkiye partisi düşünüyorsunuz?

Benim öngördüğüm Türkiye partisi yalnız Kürtleri ve yalnız Türkiye’nin sol örgütlerini kapsayan bir parti değil… İster Türk, ister Kürt olsun tüm demokrasi güçlerini kapsayan ve Kürt sorununun çözümünü demokratikleşmenin merkezine alan ve çağdaş, ileri bir demokrasi için mücadele edecek güçlü radikal bir demokrasi hareketi düşünüyorum. Bu siyasi hareket aynı zamanda iktidara aday olacak güçte ve yığınsallıkta olmalı. Kürtler çağdaş demokrasiyi benimseyen bir siyasal hareketin iktidarında bütün sorunlarını rahatlıkla çözebilir ve özgürce yaşayabilirler. Kürt sorununa köklü bir çözüm getiren demokratik düzen ayni zamanda Türkiye demokrasi güçlerinin özlemini çektikleri hukukun üstünlüğüne bağlı özgürlükçü ve her alanda hak eşitliğini sağlayan bir düzen olacak. 



            5- Kürt burjuvazisi ayrı bir devlet olgusuna neden karşı?

 Kürt burjuvazisi Kürtlerin ulusal demokratik haklarına kavuşmasından yanadır ama onların Türkiye’den ayrılıp bağımsız bir devlet kurmalarına asla taraftar değildir. Çünkü ayrı bir Kürt devleti kurulduğu takdirde Kürt tarım burjuvazisi devlet desteğinden yoksun kalacak… Kürt ticaret burjuvazisi de işbirliği içindeki Türkiye sanayi burjuvazisinin desteğini kaybedecek… Yukarıda da açıkladığımız gibi Türkiye Kürdistan’ı devletleşirse burjuvazi küçük bir Kürdistan pazarında kendi başına yaşamaya mahkûm olacak. Bu, Kürt burjuvazisinin sonu olur.  Bu nedenle Türkiye Kürdistan’ında Kürt devletinin kurulmasına öncülük edecek bir burjuva sınıfından söz edilemez. Keza Kürt burjuvazisinin bağımsız bir Kürt devleti talebi olduğu da söylenemez. Çünkü Kürt burjuvazisi yapısal nedenlerle gelişmiş Türkiye Pazarında kalmayı bağımsız Kürt pazarına egemen olmaya tercih etmektedir. Bu somut sosyolojik gerçeğe dayanarak “Türkiye’de Kürt sorunu ancak Türkiye’nin bütünlüğü içinde ve demokrasi çıtası yükseltilerek çözülür” diyorum.

 

6-     Kürtler İçin Bağımsız Bir Devlet Olmanın Önü Ebediyen Kapalı mı? 

Hayır! Ben “bugünkü koşullarda Türkiye Kürdistan’ında bağımsız bir Kürt devleti kurmanın koşulları yoktur” diyorum. Bu, Ortadoğu’da ebediyen bağımsız ve birleşik bir Kürt devleti kurulamaz demek değildir. İleride değişen Dünya ve Ortadoğu koşullarında Irak,  İran,  Suriye ve Türkiye’deki Kürt hareketlerinin gelişen sosyopolitik konumlarına bağlı olarak bağımsız, birleşik bir Kürt devletinin kurulması ihtimal dışı değil.  Bunun nasıl ve ne zaman gerçekleşeceğini söylemek kehanet işidir. Ben kâhin değilim. Kehanetle bir ilgim yok… Ama bugünkü koşullarda Ortadoğu’da bağımsız, birleşik bir Kürdistan devleti için koşullarının olmadığı açıktır. Buna karşılık, Türkiye’de ilerici bir demokrasi için mücadele etmek ve demokrasiyi yükselterek Kürtlerin ulusal demokratik haklarını demokratik bir ortamda savunmak ve gerçekleştirmek mümkündür.


            7-‘Türkiyelileşme’ projesi hayata geçirildiği takdirde Kürtler, diğer parçalardaki                      Kürtleri dışlamış olmaz mı?

            Diğer parçalardaki Kürtlerin durumu farklıdır. Mesela Kuzey Irak Kürt siyasetinde belirleyici olan feodal güçlerdir.  Bir tarafta Barzani’nin,  diğer tarafta ise Talabani’nin başını çektiği biçimsel modern partilerde örgütlü iki feodal yapı vardır. Son zamanlarda gelişmekte olan burjuvaziyi temsil eden ve aydınların öncülük ettiği Goran hareketi de bunların arasına katıldı. Goran hareketi bir demokratik burjuva hareketidir. Feodal ilişkilerin çözülmesi ve kapitalizmin gelişmesine koşut olarak ABD ve AB başta olmak üzere büyük dünya güçlerinin de muvafakatiyle yakın bir gelecekte Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan kurulabilir. Bir de Suriye Kürtleri var. Benim gördüğüm kadarıyla Suriye Kürtleri verili koşullarda ülke bütünlüğünün korunmasından yanadır. Ve Suriye devletinden ayrılmayı düşünmüyorlar.

            8-‘Rojava’da devrim yaptık’ deniliyor, katılıyor musunuz?

            Rojava’da nasıl bir devrim yapılmış? Hareketin ayrı bir devlet kurma talebi yok. “Biz Suriye’den ayrılacağız” demiyorlar. Rojava birden bire yoktan var olan bir hareket değil. Rojava Kürtleri büyük oranda Şeyh Said isyanından sonra Türkiye’den Suriye’ye göçmek zorunda kalan Kürtlerden oluşan bir topluluktur. Bu topluluğun bugünkü önderleri çok akıllıca bir politika izlemekte... Suriye’nin bütünlüğü içinde kalmayı ve özerk yaşamayı istiyorlar. “Bağımsız bir Kürdistan istemiyoruz” demektedirler. Sanırım PKK de onlara bunu tavsiye ediyor. Fakat Barzani hareketiyle uzlaşamıyorlar. Suriye’deki Kürt hareketi Rojava Suriye’nin bütünlüğü içinde özerk bir Kürdistan’ın kurulmasına öncülük etmektedir. Bu politika sayesinde Esad’tan da destek aldıklarını sanıyorum. Kürtlerin bulundukları ülkelerde demokratik haklar ve özerk yerinden yönetim için mücadele etmelerini gerçekçi buluyorum. Bu mücadelenin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi şayanı temennidir. Bilinmeyen bir geleceği gerçeklikmiş gibi sunmak hayalciliktir. Bugünkü koşullarda Ortadoğu’da birleşik bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması düşüncesi bir ütopyadır. Ama Kürtlerin bulundukları ülkelerde demokrasiyi yükselterek özerk yerinden yönetim bölgeler oluşturmaları doğru ve yerinde bir yöntemdir. Yarının işini bugünden yapmaya kalkışmanın Kürt hareketlerine yarar değil zarar vereceğini düşünüyorum.


            9- Türkiye Kürtlerinin Bugünkü Talebi Ne olmalı?


            Türkiye’de bugünkü mesele; evrensel nitelikle bir demokrasiyi kurmaktır. Bunun için  de iktidara aday güçlü bir siyasi hareketi oluşturmaktır. HDP’yi aşacak güçte böyle bir hareket ortaya çıkarsa Kürtler bu hareketin destekçisi olmalıdır. Çünkü böyle bir hareket Kürtlerin her türlü demokratik talebinin samimi destekçisi olur. Kürtler ileri bir demokrasi için mücadele edecek bir Türkiye Partisini mutlaka desteklemeli ve koşullar elverirse kurulmasına kendileri öncülük etmelidirler. Bugün için bu işlevi HDP üstenmiştir. Kürtler HDP’yi desteklemeli ve gelişip iktidar olması için çalışmalıdırlar. Ama illa dizginler bende olmalı, tartışmasına girmeden demokrasiye ve Türkiye demokrasi güçlerine güvenerek mücadele etmelidirler.

            10-Bu tartışmanın ortasında HDP’nin sürece yanıt verdiğini düşünüyor musunuz?


            HDP’nin bugünkü yapısı ile güçlü bir siyasal hareket olduğunu söylemek gerçekçi olmaz. Nicel bakımdan güçlü ve yeterince kapsayıcı değildir. Demokratik bir Türkiye iktidarını kurabilecek güce sahip olduğu iddia edilemez. Bugünkü yapısını sonsuza dek sürdürülemez. Hareketin içinde örgütsel yapısını korumakta direnen ve sosyalist devrim idealine bağlı bağımsız partiler var.  Bu nedenle HDP yeni bir Türkiye partisi görünümünde değil, seçim ittifakı için bir araya gelen örgütler topluluğu izlenimi veriyor. Bağımsız bir partinin tüm üyeleri için bağlayıcı olan ortak bir programının olması şarttır. Bu programda Kürtlerin, Türklerin ve diğer tüm ulusal ve dinsel toplulukların din, dil ve kültür hakları başta olmak üzere, vatandaşların tümünün her alanda eşit haklara sahip oldukları belirtilmeli. Bana göre bir siyasal Partinin işlevsel olması için tüm üyelerini bağlayan ortak bir programının olması şarttır. Ve partideki herkes bu ortak programın yaşama geçmesi için çalışmalıdır. Bu programda yerel yönetimlerin özerk olmasına yer verilmeli. Bu, eyalet sistemini öngören bir özerklik olmalı. Örneğin Güneydoğuda Diyarbakır, Mardin,  Urfa bir eyalet, Doğu’da da Erzurum, Erzincan, Ağrı ve çevre illeri kapsayan bir başka eyaletin kurulması savunulabilir. İstanbul büyük bir il olduğu için tek bir eyalet olarak planlanabilir. Türkiye ileri bir demokrasi perspektifine bağlı 15 eyalete ayrılmış bir ülke olarak düşünülmelidir. Kürt sorunu da ülkenin diğer tüm sorunları gibi eyalet sistemi uygulamasıyla çözüme kavuşulabilir. Bugün birçok demokratik Batı ülkesi eyalet sistemiyle yönetilmektedir. HDP kimi Batı ülkelerinde uygulanmakta olan eyalet sistemini örnek alarak Türkiye’de de bunun uygulanmasını isteyebilir. Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri de ileri bir demokrasiyi kurmak için bu sistemi esas alarak mücadele edebilir ve etmelidirler. Ne var ki, HDP henüz demokrasi güçlerine, Kürt sorununun çözümü de dâhil ileri bir demokrasinin tüm öğelerini içeren kapsamlı bir program sunmuş değil.

            11- HDP’nin Yanında Ayrı Bir Bölge Partisi Gerekli midir?
           
  HDP’nin omurgasını oluşturan bugünkü Kürt siyasi hareketi, bir yandan Türkiyelileşmeye çalışırken diğer yandan Doğu ve Güneydoğu’da bir bölge partisi olarak kurulan DBP ile varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. İkili bir siyaset güven verici değildir. İleri bir demokrasiyi kurmanın ve Kürt sorununu çözmenin tek bir yolu vardır: O da tüm demokrasi güçlerinin üzerinde mutabık kalacağı ortak bir programı olan radikal bir demokrasi hareketinin demokratik yoldan iktidara gelmesidir. Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşamaları için en uygun sisteminin eyalet sistemi olduğunu düşünüyorum.  Özerk meclisleri olan eyaletlere dayalı yönetim biçimi hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Kürt sorununun çözümü için en uygun ve gerçekçi bir yönetim tarzıdır. Kürtler için federasyon sistemini savunanlar da vardır. Ben federasyonu gerçekçi bulmuyorum. Türkiye’nin bütünlüğü içinde federe bir Kürt bölgesi kurulunca İstanbul, İzmir, Adana vb. illerde yaşayan Kürtler ne olacak, ulusal demokratik hakları nasıl sağlanacak, bunları asimilasyona mı terk edeceğiz? Türkiye Kürtlerinin ayrılıp bağımsız bir devlet kurmasını savunanlara da aynı soruyu sormak gerekir. Batı illerinde yaşayan Kürtler ne olacak, onları kendi kaderlerine mi terk edeceğiz? Yoksa yerleştikleri Batı illerinden zorla koparılıp Kürdistan bölgesine mi göndereceğiz? Böyle bir düşünceyi uygulamak mümkün olmadığı gibi, insani de değildir.  


            12-Kürtler İçin Türkiyelileşme’ projesi Gerçekçi midir?

            Türkiyelileşme politikası Kürt burjuvazisinin onayladığı, gerçekçi bir projedir. Ama önemli olan bu politikanın uygulanması için Kürtlerin sorunlarına çözüm getiren ve taleplerine yanıt veren kapsayıcı ortak bir programın hazırlanmasıdır. Keza bu partiye katılan herkesin bu partinin ortak programını benimseyerek, yaşama geçirmek için mücadele etmeyi kabul etmesidir. Diğer bir deyimle Kürtler ne istiyorlarsa bütün istekleri bu ortak programda yer almalı. Bu hareket Türkiye demokrasi güçlerinin tümünü kapsayacak genişlikte olmalı. Ortak siyasal hareket ya iktidar olmalı ya da iktidara aday güçlü bir muhalefet partisi olmalıdır. Bugüne kadar bölge partisi olarak mücadele eden partiler ancak 30 kadar milletvekilli çıkarabildi. Sesleri bu oranda yankı buldu. Çünkü daha ötesini yapacak güçleri yoktu. Ortak Parti’nin 150- 200 milletvekili olursa Mecliste daha güçlü ses çıkarır. Bunu da tek başına Kürtler gerçekleştiremez. Ne DTP ne de BDP bölyle bir güce sahip olabildi. Sınırlı bir siyasal güçle ortaya atılacak doğru fikirlerin, tezlerin ve ileri sürülen taleplerin yaşama geçirilmesi mümkün değil. Sınırlı bir güçle ancak iktidardan ricacı olunabilir. Hükümet ne yapıyor? Bu ricaları küçük tavizlerle karşılıyor. Verilen tavizlerin sağlanan sözde demokratik hakların çoğu hukuki dayanaktan yoksundur. Salt bağımsız Kürt hareketinin gücüyle Türkiye’de Kürtlerin taleplerine yanıt verecek ileri bir demokrasiyi kurmak mümkün değil. Ama Türkiye demokrasi güçlerinin birliğini sağlayacak güçlü bir Türkiye Partisini örgütlemenin başarılması halinde halk yığınlarını ikna ederek iktidara gelmek ve ileri bir demokrasi kurmak mümkündür.  

            13-Kürtlerin Tümü böyle bir örgütlenmeyi kabul eder mi?

            Kürt burjuvazisi başından beri Kürtlerin taleplerine ileri bir demokrasi içinde çözüm bulunmasından yanadır. Kürt aktivistleri ise uzun süre bağımsız bir Kürt devleti için mücadele ettiler. Kürt halkının büyük can ve mal kaybına, 4.000 Kürt köyünün haritadan silinmesine yol açan ve 30 yıl süren silahlı mücadele yöntemi denendi. Bu uzun süreçte yenmenin ya da yenilmenin mümkün olmadığı anlaşıldı. Kürt halkı da savaştan bıkmış ve sorunlarının çözümü için barışçı bir yol bulunmasını istemekte. Savaşın yol açtığı kısırdöngüyü kırmak ve halkın barış isteğine yanıt verecek tek bir yol vardı: O da demokrasi mücadelesini yükseltmek ve demokrasi içinde Kürtlerin taleplerini yaşama geçirmekti. Kürt siyasal hareketinin Türkiyelileşmesi ya da Halkların Demokrasi Partisi (HDP) düşüncesi bu ihtiyaçtan doğdu. Bu, gerçekçi, doğru ve ilerisi için ümit vaat eden bir projedir. HDP projesi Kürt toplumunu oluşturan bütün sınıf ve katmanların tasvip ettiği ortak bir Türkiye projesidir. Türk demokratları ve emekçileri de bu yönde imale edildiği takdirde hareketin başarılı olmaması için hiçbir neden yoktur. Sözünü ettiğim Türkiyelileşme projesi, bugün hayatın bir gerçeği olarak ortaya çıkmış ve Kürtlerin tümü tarafından desteklendiği de yadsınamayacak kadar açıktır.         

   14-Türkiyelileşme projesinin Kürtler açısından başarılı olmasının koşulları nedir?


            Kürt ulusal demokratik hareketinin Türkiye toplumu tarafından sempatiyle karşılandığı ve desteklendiği söylenemez. Bu destek ancak siyasi mücadele ile sağlanır. Hükümet Kürtlerin ulusal demokratik taleplerini tanımanın bir hak olduğunu halk kitlelerine benimsetmek için hiçbir çaba içinde olmadı. Oysa hükümetin demokrasiyi ve ortak yaşamı sağlamak için halk yığınlarına dönük bir kampanya başlatması gerekirdi. Birlik ve bütünlük yanlısı bir hükümetin halkı aydınlatması “Kürtlerin de Türkler gibi, ana dillerinde eğitim görmeleri,  kültürlerini geliştirmeleri, özgürce örgütlenmeleri vb. temel insan haklarının tanınması gerektiğini” benimsetecek kampanyalar yapması gerekir. Ama şimdiye kadar böyle bir görev yapılmadı. Hükümet, Kürtlerin talepleri gündeme geldiğinde çelişkili yaklaşımlar sergilemekte ya da ertelemektedir. Hükümet Kürt taleplerini ertelemek için durmadan söylem değiştiriyor. Bugün söylediklerine karşılık ertesi gün tamamen karşıt bir görüş açıklayabiliyor. . Hükümetle yapılan görüşmelerde verilen sözlerle yetinmemek bunların yasal güvencelere bağlanmasını istemek gerekir.  Örneğin muhatap kabul edilen ve son iki yıldır devlet adına kendisiyle çözüm için görüş teatisinde bulunulan Abdullah Öcalan’ın durumunun hukuksal bir güvenceye kavuşturulması istenmelidir. Artık görüş teatisi aşamasından müzakere aşamasına geçilmesi istenmeli ve bunun belli hukuksal kurallar içinde yapılması güvenceye bağlanmalıdır.

            Unutmamak gerekir ki Kürtlerin uzun mücadeleler sonunda elde ettikleri kimi biçimsel haklar hala muktedirlerin bir lütfü gibi gösterilmekte ve daha ileri taleplere set çekilmek istenmektedir. Örneğin dünün Başbakanı bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kürtlerin elde ettikleri kazanımları kendisinin bir lütfü olduğunu iddia etmekte ve Kürtler için başka bir hakkın söz konusu olmadığını söyleyebilmektedir.

            15- Dinci Akımların Kürtlere Bakışını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


            Türkiye’de Kemalist devlet ideolojisi Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren mahkûm ettiği iki temel akımdan birisi İslami hareket, diğeri de Kürt ulusal demokratik hareketidir. Bu iki akımın birlikte Kemalizm’e karşı mücadele etmeleri gerekirken dinci akımı temsil eden siyasal hareketler Kürtlere karşı ikircikli davranmakta. Fethullah Gülen cemaati başta olmak üzere dünün mazlumları bugünün muktedirleri olan dinci akımlarının tümü Kürt özgürlük hareketine karşıdır. AK Parti’nin şahsında iktidar olan İslami akım ise devletle bütünleşmeyi ve devletin inkârcı Kürt politikasını özünde koruyarak sürdürmeyi amaçlamakta. Bu belirsizlik içinde Kürtler için tek çıkış yolu tüm demokrasi güçlerinin birlikte mücadele ederek Türkiye’de ileri bir demokrasiyi kurabilmelerindedir.

   16-Kürt karşıtı geniş yelpazedeki bloğa karşı Kürtlerin projesi ne olmalı?  


            Siyasette belirlenen hedefe varmak için tutarlı bir projenin ya da programın olması önkoşuldur. Projesiz yol almak ve bir yerlere varmak mümkün değil. Siyasal bir örgütlenmenin gerçekleşmesi ve taraftar bulması için de yandaşların üzerinde ittifak edecekleri bir programa ihtiyaç var. Örgütlü siyasal bir hareketin gelişip güçlenmesi için de tutarlı bir programın varlığı yadsınamayacak kadar önemlidir. Bir siyasal harekete yön veren program onun uzun vadeli stratejisidir. Program bugünden yarına değişecek bir araç olmamalı. Tutarlı bir program ya da proje toplumun tarihsel ve sosyal yapısı, sınıf ilişkileri ve karşıtların güç dengesi göz önüne alınarak hazırlanır. Oysa Kürt aktivistleri başlangıçta hayali bağımsız ve birleşik bir Kürdistan programıyla ortaya çıktılar. Daha sonra öz savunma güçleri olan demokratik öz yönetim vb. proje aşamalarından geçilerek bugüne gelindi. Diğer bir deyimle deneme-yanılma yöntemiyle bugün savunulan radikal demokrasi perspektifine dönük Türkiyelilik projesine gelindi. HDP’ye varlık veren parti programı ve son iki seçimde açıklanan seçim bildirgeleri ile ortaya konulan düşünce ve önerilerin tümünün Türkiye demokrasi güçlerini toparlamada ne ölçüde etkili olacağını zaman gösterecek. Kanımca bazı konuların tartışılarak açıklığa kavuşturulması gerekir. Örneğin yalnız Kürtlere özerklik tanınması düşüncesini Türkiye demokrasi güçlerine benimsetmek mümkün olmaz. Ancak Türkiye’nin bütünü için geçerli olan bir özerklik projesini savunarak Kürtlere de özerklik sağlanabilir. Bunun, için yukarıda belirttiğimiz gibi, gelişmiş demokrasilerde uygulanmakta olan eyalet sistemini tüm Türkiye için savunmanın gerçekçi olacağını düşünüyorum. Bu, aynı zamanda ileri bir demokrasiyi kurmanın da koşuludur. Programdaki düşünceler ve öneriler açık olmalı, örtülü ifadelerle geçiştirilmemeli. Program demokrasi güçlerini bütünleştirebilmeli ve hiçbir muhtemel bileşeni dışlamamalıdır. Demokratikleşmenin iç dinamikleri yanında dış dinamiklere de önem verilmelidir. Örneğin Türkiye’nin demokratikleşmesinde Avrupa Birliği üyeliği olmazsa olmaz bir koşuldur. Öte yandan andığımız partinin programı Türkiye’deki bütün Kürt aktivistlerini kapsayacak bir muhteva ile hazırlanmalıdır. Bunun için bağımsızlık ve federasyon önerilerinin kabili tatbik olmadığı tartışarak kanıtlanmalı. Bugünkü koşullarda ileri bir demokrasiyi kurmanın ve Kürt sorununu özerklik temelinde çözmenin ancak eyalet sistemiyle mümkün olduğu açık seçik ortaya konulmalı.  


  17- HDP İle Kürt Siyasal Hareketi Türkiyelileşebildi mi?

            HDP eklektik bir partidir. Bileşenleri arasında devrim amacına bağlı Marksist-Leninist partiler de vardır. Bunlar kendi programlarını savunmaktadırlar. Kürt siyasi hareketinin amaçlarıyla çelişen programatik yaklaşımlarından söz edilebilir. Sınıf mücadelesini öne çıkarmak suretiyle demokrasi güçlerinin birliğini zayıflatacak zorlamalar, sosyalist devrim amaçlı propagandalar ve AB karşıtlığı ile demokrasinin dış dinamiklerini zaafa uğratacak davranışlar Türkiyelileşme projesini akamete uğratacak açılımlardır. Bu birliktelik ancak ileri bir demokrasiyi inşa etmenin amaçlarıyla bağdaştığı sürece devam edebilir. HDP bileşenlerinin demokrasiyi aşan talepleri birliğin dağılmasına yol açabilir. Böyle bir tehlikeyi bertaraf etmek için partileşme sorununu açık yüreklilikle tartışmak ve sağlıklı bir çözüm bulmak gerekir. Baraj ve benzeri yasal engelleri aşmak için yapısal sorunları ertelemenin ya da sessizce geçiştirmenin daha büyük sorunlara yol açabileceği unutulmamalı.

     18-Kürtler İçin Avrupa Birliği Üyeliğinin Anlamı Nedir?

                   Unutmamak gerekir ki, Avrupa Birliği üyeliği demokratikleşmede etkin bir dinamiktir. İkinci Dünya Savaşından sonra Küreselleşme olgusu ivme kazanarak ilerlemekte. Dünya adeta tek bir Pazara dönüşmüş. Ekonomiler karşılıklı etkileşim içinde, farklı fikirler, ideolojiler süratle yayılmakta. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, eşit haklı vatandaşlık kavramları ön plana çıkmaktadır. Ulus-devlet konsepti geriliyor; yerini çok kültürlü, çoğulcu devlet anlayışı almakta... Bu süreçte Avrupa Birliği (AB) aşama katederek bir barış ve demokrasi projesi olarak temayüz etmiş bulunuyor.

                   Türkiye, Batı Avrupa ülkelerinin öncülüğünde kurulan Avrupa Konseyine 1949’da üye oldu ve İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1954’te onayladı. Uzun yıllar sonra da Konsey bünyesinde yer alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru hakkı tanıdı. Türkiye, artık AB ülkeleri ile ortak değerleri benimseyen bir ülke konumunda. 2005’te AB ile üyelik müzakerelerine başladı. Ancak, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında AB standartlarına ulaşamadığı ve başta Kıbrıs olmak üzere kimi dış politika sorunlarını aşamadığı için üyelik müzakereleri tıkanmış durumda.

       Bugünkü dünya koşullarında demokrasinin en gelişmiş biçimi AB ülkelerinde uygulandığı için Türkiye’nin AB’ye üyelik başvurusu gerçekçidir. AB’nin yaptığı öneri ve uyarılar Türkiye’nin demokratikleşmesine ivme kazandırmakta.  HDP’nin özgürlükçü bir demokrasi kurma amacı da ancak AB üyeliğiyle somutluk kazanır. Bu nedenle de HDP’nin AB üyeliğini savunması ve bunu parti üyeliğinin bir koşulu olarak benimsemesi kuruluş amacının gereğidir. 

   

           19- Yakın Gelecekte Kürtler Nasıl Hareket Etmelidir?


            Hükümet demokratikleşme yolunda ileri adımlar atmaya yanaşmadığı Sürece Kürtlere verdiği sözlerin hiçbir önemi yoktur. Oysa demokrasiyi geliştirmek bir yana AK Parti’ye egemen olan Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan otoriter bir başkanlık sistemine geçmenin özlemi içinde.  Erdoğan 7 Haziran seçimlerinden sonra Anayasa değişikliği yaparak devlet yönetiminde tek yetkili otoriter bir Başkan olma sevdasına kapılmıştı. 1982 Anayasası parlamenter sistemi ve Cumhurbaşkanının tarafsızlığını öngörmektedir. Buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan “beni kimse meydanlarda konuşmaktan alıkoyamaz” diyerek AK Parti için seçim kampanyası yürütmüş ve partisine oy istemiştir. Kampanya boyunca Başkanlık sıfatını elde ettiğinde açıkça parti genel başkanlığı ile devlet başkanlığını birlikte yürüteceğini ve yargı erkini denetim altına alacağını ifade etmekte hiçbir sakınca görmüyordu. Çoğunluk grubunun başkanı olarak dilediği yasayı çıkarabileceği gibi tek başına kararname çıkarma yetkisini de istemekteydi. Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemi kurulduğunda artık demokrasiden ve Kürtlerin ulusal demokratik haklarından söz etmek olanaksızdı. Ne var ki HDP’nin barajı geçmesiyle Erdoğan’ın Türk tipi başkanlık projesi akamete uğradı. Ama Erdoğan bu arzusunu gerçekleştirmekten vazgeçmiyor. Güvenlikçi siyasete dönerek savaşı devreye sokmuş ve HDP’yi barajın altına düşürmenin hesabını yapmakta. Yapılacak erken bir seçimde AKP’nin büyük bir çoğunlukla iktidara geleceğini hayal etmektedir. 

  20- Kürtler Barışa Ulaşmak İçin Nasıl Bir Politika İzlemeli?

            Hükümetle müzakere takıntısı ile demokrasi mücadelesi ihmal edilmemeli. Konjonktürel olarak Kürt halkının talepleri için hükümetle görüşme ya da müzakere etme zarureti gündeme geldiğinde, hak talepleriyle demokratikleşmenin birlikte ve eşzamanlı olarak yürütülmesine özen gösterilmelidir. Örneğin İç Güvenlik yasası ve benzeri faşizan yasalar meclisten geçirilirken Kürtlere verilecek hiçbir sözün önemi olamaz. Kürtler, bu yasalar geri çekilmeden, hükümetle yapacakları görüşmelerin anlamsızlığına vurgu yaparak görüşmelere son vermelidir. Demokratikleşme olmadan ve etkin bir hukuksal güvence sağlanmadan siyasal iktidarların sözde hayırhah davranışlarıyla Kürt sorununun çözüleceğini beklemek hayalciliktir.