Başbakan yargıya ve Kürt seçmenlere itiraf ediyor

 Tarık Ziya Ekinci - 13/04/2009 22:59:34 (525 okunma)


Başbakan yargıya ve Kürt seçmenlere itiraf ediyor

Başbakan Erdoğan G-20 toplantısına katılmak için gittiği Londra’da yaptığı basın toplantısında bir soru üzerine, DTP’ninGüneydoğu’da tehditle oy aldığını ima eden şu açıklamayı yapmıştır: “Ben de şu anda yetkili konumdayım ve o bölgede seçim yarışının içinden çıkmış birisiyim. Hangi şartlarda, nasıl bir seçim yaşadığımızı açıkladık. Yani tehditlerle bir seçim yarışı orada yaşanmıştır. Vatandaşlar, evlerinin altından atılmış mektuplarla ciddi tehditler almıştır. Yani demokratik ortamdadır, bunu diyemem. Sıkıntılı bir ortamda ne yazık ki Güneydoğu’da bir seçim yaşanmıştır.”(Milliyet, 4 Nisan 2009, S:18) Sayın başbakan bu açıklama ile hem seçimleri yönetmekle görevli Türk yargısına hem de Kürt seçmenlere açıkça bühtanda bulunmuştur. Bir başbakan seçimlerin yargı denetiminde, gizli oy ve açık tasnifle yapıldığı ülkesinde seçimleri yönetmek ve denetlemekle yükümlü devlet görevlilerini ve kapalı hücrede vicdanı ile baş başa oy kullanan vatandaşlarını bu kadar pervasızca karalama hakkına ve yetkisine sahip değildir. Başbakan söylediği her sözün sonuçlarını ve ne anlama geldiğini düşünmek zorundadır. Sorumsuz bazı kişilerin ortaya attıkları iddiaları tekrarlamanın ne gibi riskler taşıdığını hesaba katmadan rast gele konuşan bir siyasetçi başbakanlık yapamaz. Ne yazık ki, Recep Tayip Erdoğan, Londra’da, dünya kamuoyu önünde seçimlere ilişkin yorumları ile hem kendisinin hem de ülkemizin itibarını zedelemiştir. 

Türkiye 1946 ve öncesinde yapılan ‘açık oy gizli tasnif’ sistemini geride bırakmış, 60 yıldır yargı denetiminde, ‘gizli oy açık tasnif’ esasına göre seçim yapmaktadır. Artık Türkiye’de seçmene baskı yaparak tehditle oy alma dönemi kapanmıştır. Bunu, seçimlerin ilk defa gizli oy açık tasnifle yapıldığı 1950’de devleti egemenliği altında tutan CHP bile başaramadı. O dönemde güvenlik güçlerinin, pek çok yerde, CHP lehine yaptıkları ağır baskılara karşın DP’nin kahir bir ekseriyetle iktidara gelmesi önlenemedi. 2009 yılında halka baskı yaparak ya da tehdit mektupları yazarak, vatandaşlardan zorla oy alındığını iddia etmek bir sorumsuzluktur. 

1-Unutmamak gerekir ki, bugünkü seçimler yargıç denetiminde yapılmakta, her türlü yasa dışı girişim sandık başında bulunan siyasi parti temsilcileri tarafından denetlenmekte ve tutanaklarla saptanabilmektedir. Yapılan kanunsuzluklar önce sandık kurulları tarafından anında önlenmekte... Bu yoldan sonuç alınamazsa sorun ilçe seçim kurullarına, gerekirse üç yargıçtan oluşan il seçim kurullarına götürülebilir. Oradan da Yüksek Seçim Kuruluna kadar itiraz etmenin yolları açıktır. Böyle bir sistemde vatandaşa baskı yapılarak oy alındığı ve seçim sisteminin ifsat edildiği iddiasının yürütmeden sorumlu bir başbakan tarafından dillendirilmesi son derece hazindir. 

2- Seçmenler, sandık kurullarının denetimi ve siyasi parti temsilcilerinin gözetimi altında kapalı hücrelerde oy atacakları partiyi gizlice belirledikten sonra oylarını kapalı bir zarf içinde kurul üyelerinin önünde seçim sandıklarına atmaktadırlar. Oy kullanma eyleminde seçmen tamamen özgür olup sadece vicdanı ve inancıyla davranır. Sandık-seçmen listeleri en az 500 kişiden oluşur. 500 seçmen arasından tehdit edilen kişinin hangi doğrultuda oy kullandığını belirlemek mümkün olmadığına göre, tehditle oy alınabileceği iddiası bir karalama olmaktan öteye anlam taşımaz.

3- Bir farzı muhal olarak tehditle oy alınması gerçekleşmişse, bu, ancak ilçe seçim kurulları ile sandık kurullarının ve seçimleri düzenli şekilde yürütmekle görevli idarenin ve güvenlik güçlerinin işbirliğiyle mümkün olabilir. Başka hiçbir güç tehdit ve korkutmayla vatandaşın gizlilik içinde kullandığı oyunu alamaz. Bu açık gerçek karşısında DTP’lilerin tehditle oy aldıklarını iddia etmek, sandık kurullarını, onları denetleyen yargıçları ve seçimlerin düzenli şekilde yapılmasını sağlamakla görevli idareyi suçlamak anlamına gelir. Yürütmenin başı olan sayın başbakanın kendisine bağlı idareyi, güvenlik güçlerini ve devletin yargı erkini temsil eden ilçe seçim kurulu başkan ve üyelerini töhmet altında bırakmaya hakkı ve yetkisi yoktur. 

Başbakan, seçimlerdeki yenilgilerini hazmedemeyen ve başarısızlıklarını örtbas etmek için DTP’lilerin baskı ve tehditle oy aldıklarını iddia edenAKP’lilerin iğvasına kapılmakla büyük bir yanlışlık yapmıştır. Sayın Erdoğan bu davranışıyla hem seçimleri yöneten bağımsız yargıyı, hem düzeni sağlamakla görevli idareyi, hem de vicdanından başka hiç kimseye karşı sorumlu olmayan vatandaşlarını töhmet altında bırakmak suretiyle kamu vicdanını rahatsız etmekle kalmamış, vatandaşın devlete olan güvenini de sarsmıştır.