Faili meçhul cinayetler nasıl gizleniyor?

Faili meçhul cinayetler nasıl gizleniyor?


90’lı yıllarda sözde terörle mücadele adı altında masum Kürtleri hedef alan on binlerce cinayet işlendi. Failleri herkesçe bilinen, ama devlet tarafından korundukları için kovuşturulmayan bu öldürme olayları ‘faili meçhul cinayet’ olarak saklı tutuldu. Bunlardan cüzi bir bölümü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşındı ve devlet mahkûm oldu. Buna karşın öldürme olayları on yıllarca devam etti. Büyük basın bu cinayetlere ilgisiz kaldı. Sanki olaylar Türkiye dışında geçmişçesine basından ve kamuoyundan anlamlı bir tepki gelmedi. Kaçırılıp katledilen çocukları için polis copları altında Galatasaray’da sessizce gösteri yapan Cumartesi Anneleri yeterince destek görmedi. Bugün de devam eden bu gösterilere karşın kaybedilen insanların akıbetiyle ilgilenen kimse yok. Tesadüfen gün ışığına çıkan cinayetler ise ya savsaklanarak zaman aşımı kapsamına sokulmakta ya da salt devlete hizmet için var olan yargının çarkları içinde sönümlemekte. Oysa devletin varlık nedeni, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumaktır. Vatandaşlarını katlettiren ya da katilleri koruyarak işlenen cinayetleri örtbas eden bir devlet, 21. Yüzyılda uluslararası toplumda menfur sayılır ve itibar görmez. 

İki gün önce zaman aşımının sınırında olan Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın davasının ilk duruşması yapıldı. Bu dava başında Mehmet Ağar’ın bulunduğu faili meçhul cinayetleri planlayan ve uygulayan kadronun ilk defa toplu olarak yargılandığı bir dava olduğu için ASRIN DAVASI olarak anılmayı hak ediyor. Buna karşın, ilk duruşma büyük basında arka sayfalarda küçük bir haber olarak verildi. Oysa faili meçhul cinayetlerin geçmişini ve bugününü analiz ederek ülkemizde nasıl bir devlet anlayışının egemen olduğunu teşhir etmek ve bu sakat anlayışı aşabilmenin yollarını göstermek her Gazeteci-yazarın topluma karşı yükümlü olduğu bir görevdir. Bu, ayni zamanda toplumun geçmişiyle yüzleşmesini ve rayından çıkan devletin kendisine çeki düzen vermesini sağlar. Ne yazık ki, büyük basında, ASRIN DAVASI olarak nitelediğim Mecit Baskın davasının ilk duruşmasını izleyerek sözde ‘devletin bekası’ adına cinayet işlemeyi meşru gören zihniyet sahiplerinin hastalıklı devlet yönetme algılarını eleştiren tek bir yazı çıkmadı. 

‘Devletin bekası’ uğruna seri cinayetler işlemeyi, banka soymayı, köy ve kasaba yakmayı meşru sayan kimi sözde devlet adamlarının, sakat zihniyetlerini en iyi gösterecek olan kamuoyunca bilinen somut olaylardır. Burada anlatacağım ve tesadüfen yargıya intikal eden kimi Kürt aydın ve işadamının dava dosyalarının seyri ve muhtemel akıbeti, bu hastalıklı zihniyet sahiplerinin davranış kalıplarını bütün çıplaklığı ortaya koymaktadır. 

Örneğin, Ankara Barosu Avukatlarından kardeşim Yusuf Ekinci salt varlıklı bir Kürt olduğu için, Başbakan Tansu ÇİLLER’in ölüm listesine alınıyor (Milliyet, 31.12.2012, MİT Raporu başlıklı yazı). Ve takriben yirmi yıl önce, 24 Şubat 1994 günü, Emniyet İstihbarat Şefi İBRAHİM ŞAHİN başkanlığındaki infaz timi tarafından kaçırılarak Gölbaşı ilçesinde katledildi. O tarihte cinayetin aydınlatılması için yaptığımız bütün başvurulara hükümet ve devlet yetkilileri ilgisiz kaldı. Serdettiğimiz somut delillere dayanarak cinayetin organize bir suç olduğu yolundaki iddiamız da kabul görmedi. Bu nedenle cinayet dosyasının olay mahalli olan GÖLBAŞI ilçe savcılığından Ankara DGM savcılığına intikal ettirilmesi yolundaki talebimiz de reddedildi. Olayın örtbas edilmek istendiği açıktı. Devlet adına işlenen bu menfur cinayetin karanlıkta kalmasını önlemek ve failinin bir devlet çetesi olduğunu kanıtlamak için davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdık. Mahkeme, ortaya koyduğumuz somut verilere dayanarak cinayetin aydınlatılması için etkin bir soruşturma yapmadığına hükmederek TC. Devletini para cezasıyla cezalandırdı. Artık acımızı içimize gömerek tevekkül etmekten başka yapacağımız bir şey kalmamıştı.

Nihayet 2,5-3 yıl önce anılan çete mensuplarından Özel Harekâtçı polis memuru AYHAN ÇARKIN vicdanının sesini dinleyerek başka cinayetlerle yanında Avukat Yusuf Ekinci ve Nüfus Müdürü Mecit Baskın’ın, kendisinin de aralarında bulunduğu, 5 kişilik bir infaz timi tarafından alınıp GÖLBAŞI ilçesine götürdüklerini ve orada katledildiklerini detaylı bir şekilde basına açıkladı. Aynı günlerde İtirafçı Çarkın ve infaz timindeki arkadaşları Ankara Özel Yetkili Savcılığının talebi üzerine tutuklandılar.

Yusuf Ekinci dosyasıyla birlikte 90’lı yıllarda Ankara ve İstanbul’da işlenen faili meçhul cinayetlerden birkaçının soruşturulması ile C.Savcısı Hakan Yüksel görevlendirildi. Savcı Yüksel dosyayı hayli ilerletmiş sonuna yaklaşmıştı. İddianamenin taslağı dahi hazırdı. İnfaz timinin bağlı olduğu yüksek makamlardaki kişilerin de dinlenmesi gerekiyordu. Savcı 29 Kasım 2011 günü eski MİT Kontr-terör daire başkanı Mehmet Eymür’ü gözaltına aldırttı. Eymür cinayetlerin Mehmet Ağar’ın bilgisi tahtında işlendiğini iddia ediyordu. Bu ifadelerin basında yer almasının ardından Mehmet Ağar 2 Aralık 2011’de bir basın toplantısı düzenledi: Daha önce Mumcu cinayetini takiben sarf ettiği belirtilen “bir tuğlayı çekersem bütün duvar yıkılır” sözlerini hatırlatır şekilde “kusurlarımız olmuştur, bilerek değildir. Hizmet kusurudur, ben de konuşmak istiyorum, çok doluyum ama susuyorum” diyerek daha üst mercileri dolaylı biçimde suçluyordu. Bu açıklamayı takiben önce Eymür gözaltından serbest bırakıldı. Sonra da itirafçı Ayhan Çarkın ve Ziya Bandırmalıoğlu dışındaki tutuklu özel harekâtçı polisler tahliye talepleri olmadan aylık incelemede resen tahliye edildiler. Muhtemelen Mehmet Ağar’ı gözaltına alarak sorgulamaya hazırlandığı için savcı Hakan Yüksel de görevden alındı. Dosya, Kozmik Oda ve 28 Şubat soruşturmasını yürüten Savcı Mustafa Bilgili’ye verildi. Savcı Bilgili 28 Şubat dosyası gibi ağır bir dosya ile meşgul olduğu için faili meçhuller dosyasını ikinci planda tuttu. 28 Şubat davası açıldıktan sonra savcı Bilgili önce zaman aşımına girmek üzere olan Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın’a ilişkin davayı açtı. Bu davada Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin ve Özel Harekâtçı polisler hakkında ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis’ isteniyor. Anılan dava ile birlikte, daha önce denetimli serbestlikten faydalanarak tahliye edilen Mehmet Ağar’ın derhal tutuklanması gerekirken, onlarca emsal uygulamaya karşın Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi infazın durdurulmasına karar verdi. Ağar tutuklanmadı ve ilgili kanun maddesi anayasaya aykırılık iddiasıyla yüksek mahkemeye gönderildi. Bir hafta önce de, faili meçhuller dosyası, Ağar’ın müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasını isteyen savcı Mustafa Bilgili’den alındı ve Savcı Sadık Bayındır’a verildi. Yeni savcının yüzlerce klasörden oluşan dosyaya nüfuz ederek dava açabilmesinin uzun zaman alacağı açıktır. Oysa Yusuf Ekinci cinayeti üç ay sonra zaman aşımına girecek ve ortadan kaldırılacaktır. Kimi yetki sahiplerinin, sözde “devletin bekası” adına cinayet işleyenleri korumak amacıyla cinayet dosyalarını zaman aşımı kapsamına sokarak ortadan kaldırma gayreti içinde oldukları biliniyor. Bu bağlamda Mecit Baskın cinayetinin 27.11.2013 günlü ilk duruşmasında açılan davanın sönümlemesini sağlama gayreti de dikkat çeken bir başka olgudur. Nitekim, sanık ve itirafçı tanık konumundaki AYHAN ÇARKIN içinde bulunduğu ekibin işlediği cinayetleri detaylı olarak sanıkların yüzüne karşı, büyük bir samimiyetle ve nedamet getirerek anlattığı halde mahkeme inkâr yolunu seçen diğer sanıkların savunmasına itibar etmeyi tercih etti. Tutuklu Ziya Bandırmalıoğlu’nun tahliyesine, Ayhan Çarkın’ın tutukluluk halinin devamına ve akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespiti için gerekli tıbbi muayenenin yaptırılmasına karar verdi.         

Çarkın’ın yer göstererek, isim vererek yaptığı açıklamalar olayların oluş şekliyle birebir örtüştüğü ve delillerin tümü toplandığı halde dosya üç yıldır bir türlü yargıya intikal etmiyor. Hiçbir yasal neden olmadığı halde dosya hakkında gizlilik kararı alınmış ve soruşturmanın safahatı gizli tutuluyor. Kimi benzer nitelikteki davaların zaman aşımı gerekçesiyle ortadan kaldırıldığı biliniyor. Kardeşim Yusuf Ekinci ile diğer maktullerin cinayet dosyalarının da zaman aşımıyla ortadan kaldırılmasına 3-4 ay gibi çok az bir zaman kaldı. Anladığım kadarıyla cinayeti azmettiren güçlerin devlet içindeki etkileri devam ediyor. Dava dosyasına bakan savcıların peş peşe değiştirilmesi, Ayhan Çarkın’ın isimlerini verdiği infaz timindeki arkadaşlarının bırakılmaları ve kendisinin akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespitine karar verilmesi ister istemez, bu işlemlerin etkili bir müdahaleyle gerçekleştirildiği kanısını uyandırıyor.

Faili meçhul cinayetlerin prototipi olan Ankara ve İstanbul’daki Kürt aydın ve işadamlarının cinayet davaları 20 yıl sonra tesadüfen gün ışığına çıkmış ve yargıya intikal etme aşamasına gelmiştir. Anılan dosyaların zaman aşımına girmesini önlemek ve davaların yargıya intikal etmesine yardımcı olmak insani bir görev olduğu kadar bir yurttaşlık görevidir de. Başta Mehmet Ağar olmak üzere faili meçhul cinayetleri uygulamaya koyanların adalet önünde hesap vermeleri devlet yetkisini kullanan daha üst makamlarda bulunan şahsiyetlerin de yargılanmasını mümkün kılabilir. Böylece toplumun devletle ve kendi geçmişiyle yüzleşerek sağlıklı bir barış ortamına doğru yol alması mümkün olur, diye düşünüyorum.