Kürt Bölgesinde Toplumsal Yapı...

Tarık Ziya Ekinci - 10/06/2006 14:37:22 (935 okunma)

Kürt Bölgesinde Toplumsal Yapı...

 Feodalizmden gelen büyük toprak sahipleri sınıfı en karanlık gericiliğin kalesini meydana getirir. Bu sınıf iktidar ve mülkiyet üzerinde tarihçe aşılmış hak ve iddialarına tüm olanaklarıyla sarılarak her türlü demokratik gelişmeye karşı var gücüyle savaşır
G.HOELL 

Üretim Biçimi ve Sosyal Sınıfların Konumu 

Türkiye’nin Kürt bölgesinde egemen üretim biçimi kapitalizm olmasına karşılık, sosyal ilişkileri belirleyen feodal değerler sistemidir. Diğer bir deyimle bölgede, feodal üstyapı değerlerini baz alan bir kapitalist dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu ikili yapının arka planında güçlü bir tarihsel birikim ve devlet kaynaklı etkin bir siyasal irade vardır. 

Osmanlı döneminde Kürtler feodal beyler aracılığı ile yönetildi. Kurtuluş Savaşına da kapitalizm öncesi kurumları temsil eden aşiret ve tarikat liderlerinin öncülüğünde katıldılar. Mustafa Kemal Kürt liderlerine yaptığı çağrıda “saltanat ve hilafeti ecnebi hakimiyetinden ve kutsal topraklarımızı Ermeni tasallutundan kurtarmak için” birlikte savaşmaya çağırdı. Çünkü Kürt feodalleri 1915 Ermeni toplu kırımına katıldıkları ve mallarına el koydukları için itilaf (bağdaşık) devletlerin dayatmasıyla sağ kalanların geri dönmelerinden endişe ediyorlardı.

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte tek kültürlü, laik, otoriter ve merkeziyetçi bir ulus-devlet oluşturuldu. Kürt feodallerinin Kurtuluş öncesi sahip oldukları özerklik beklentileri gerçekleşmedi. Üstelik, merkezi ve yerel otoriteye itaat etme mecburiyeti, silahların toplanması, vergi tarhı, askere alınma gibi uygulamalarla yetkileri büyük ölçüde kısıldı. Ama, halka dayanan köklü bir düzen (altyapı) değişikliği yapılmadı. Düş kırıklığına uğrayan Kürt feodallerinin öncülüğünde 1925 tarihli Şeyh Sait isyanı patlak verdi. İsyan üç ay içinde bastırıldı. Girişilen ağır tedip hareketi, yapılan idamlar, toplu öldürme ve yığınsal sürgün olaylarından sonra 1938 Dersim ayaklanmasına kadar Kürt bölgesinde korkuya dayanan tam bir sükunet oluştu. Bölgedeki işbirlikçilerle sürgünden dönen Kürt feodalleri üretim ilişkilerini değiştirmeden ‘toprak ağalığını’ benimsedi. Feodal ilişkileri koruyan yeni toprak ağaları ile merkezi devlet arasında zımni (örtülü) bir ittifak oluştu. Bu ittifak uyarınca devlet ağaların mülkiyet haklarına müdahale etmeyecek, onların Kürt köylüleri üzerindeki otoritelerinin devamına yardımcı olacak. Ağalar da denetledikleri Kürt köylü yığınlarının devlete itaat etmelerini sağlayacak ve yeni düzeni koruyacaklardı. Bugün de pekişerek devam eden bu ittifak nedeniyle Kürt köylü yığınlarının bağımsız üreticiler konumuna gelmelerini sağlayacak toprak reformu yapılmadı. 1945’te çıkarılan ‘Toprak Reformu Kanunu’ ağaların tepkisi karşısında uygulanamadı ve 1950’den sonra kaldırıldı. 1972’de çıkarılan ‘Toprak ve Tarım Reformu Ön Tedbirler Kanunu’ da ağaların ağır saldırısına uğradı. Şanlıurfa’da başlatılan kısa süreli uygulama yaygınlaşmadan kanun anayasa mahkemesince iptal edildi. 2. MC Hükümeti döneminde MHP’ye bağlanan müsteşarlık kaldırıldı ve kamulaştırılan topraklar sahiplerine geri verildi. Bu tarihten itibaren toprak reformu düşüncesi Türkiye’nin gündeminden çıktı ve ağalık kurumu anayasal güvenceye kavuştu.


Ağalık Siyasal Güçle Teçhiz Edildi

Demokrat Parti iktidarında toprak ağalarına sağlanan tarımsal işletme ve destek kredileriyle tarımda junker tipi kapitalist ilişkiler kuruldu. Kapitalist işletme sahibi ağalar çok partili yaşamın sağladığı olanakları da kullanarak köylüler üzerindeki geleneksel egemenliklerini pekiştirdiler. Bugün de süren bu ilişkiler ağalara siyasal partilerin il ve ilçe başkanlıklarını, il genel meclisi üyeliklerini, belediye başkanlıklarını ve milletvekilliğini sağlayarak güçlerine güç katıyor. Bölge milletvekilleri ya kapitalizm öncesi kurumların temsilcilerinden ya da ağalara bağımlı aydınlardan seçiliyor. Kürt köylü yığınları ise feodal değerlere ve köylülük (dinsel) ideolojisine bağlı oldukları için siyasal ve sosyal yaşamın dışındadır. Seçimlerde ortaya çıkan irade Kürt köylü yığınlarının (halkının) değil, kapitalizm öncesi değerleri temsil eden ağaların, şeyhlerin ve aşiret reislerinin iradesidir. Örneğin 1995 seçimlerinde bölgeden gelen milletvekillerinin 21’inin aşiret reisi ve 14’ünün de şeyh kökenli olduğu biliniyor. 1999’da seçilenlerin 18’i aşiret reisi, 15’i de şeyhtir. 2002’de de büyük bir değişiklik olmamış, şeyh kökenlilerin sayısı artmıştır. Doğu ve Güneydoğuda dinsel ideolojinin belirleyici olduğu gerçeği 3 Kasım 2002 seçimlerinde çok açık biçimde ortaya çıktı. Bu seçimlerde dinsel ideolojiyi temsil eden AKP Doğu’da oyların yüzde 33’ünü, Güneydoğuda yüzde 30’unu almış olmasına karşın Kürt ulusal demokratik hareketini temsil eden DEHAP ise sırası ile ancak yüzde 20 ve yüzde 25 oy toplayabildi. 2004 yerel seçimlerinde ise SHP etiketi altında seçimlere giren DEHAP bir önceki seçimde bölgede aldığı 745 bin oydan 184 binini AKP’ye kaptırmış ve oyları dinsel ideoloji lehine yüzde 24 oranında gerilemiştir. 

Dinsel dogmatizmin yaygınlığını gösteren en son örnek ‘kutlu doğum haftasına’ gösterilen büyük ilgiyle netlik kazandı. Nisan ayı başlarında Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde Türkiye çapında kutlanan ‘kutlu doğum haftası’ en çok doğu ve güneydoğuda itibar gördü. Diyarbakır’daki kutlu doğum haftası, yüz binlerin katıldığı ve oransal açıdan Türkiye’nin en büyük katılımlı toplantıları olduğu basında yer aldı.

Kürtler için savaştığını iddia eden PKK 20 yıl boyunca etkinliğini ortalama 5-6 bin militanla yürüttüğü halde, aşiret liderleriyle şeyh ve ağaların oluşturdukları devlet yanlısı köy korucuları sayısının 75 bini bulması bölgede kapitalizm öncesi kurumların gücünü gösteren bir diğer somut örnektir. 

Sosyal ve Politik Geriliğin Nedeni Dengesiz Toprak Dağılımıdır

Kürtlerin yüzde 70’i tarım sektöründe yaşadığı halde, topraktaki mülkiyet dağılımı son derece adaletsizdir. Örneğin, Türkiye’de 500 dekardan büyük araziye sahip işletmelerin oranı yüzde 0,7 ve işledikleri arazi miktarı yüzde 11.4 iken, Güneydoğuda bu oran yüzde 2.1 ve işledikleri arazi miktarı da toplam arazinin yüzde 25.4’üdür. Keza Güneydoğuda topraksız köylülerin oranı yüzde 40’tır. 50 dekardan küçük araziye sahip az topraklı küçük köylülerin oranı ise yüzde 53.1 olup işledikleri toplam arazi miktarı ancak yüzde 9.9’dur. 

İnsan odaklı bir kalkınma projesi olan GAP’ın hedef kitlesi olması gereken topraksız ve az topraklı köylü yığınlarının bu dengesiz mülkiyet dağılımı nedeniyle anılan projeden yararlanmaları maddeten mümkün değildir.

Tüm bu gerçekler Kürtlerin kapitalizm öncesi ilişkiler içinde yaşayan bir milli topluluk olduğunu, henüz millet (ulus) aşamasına gelmediklerini gösteren sağlam kanıtlardır. Bu nedenle bugünkü aşamada Kürtlerin temel sorunu kapitalizm öncesi evreyi aşmak ve kulluktan kurtularak vatandaş olabilmektir. Bu da ancak demokrasiyle ve Kürt köylü yığınlarının bağımsız üretici bireyler konumuna gelmeleriyle gerçekleşebilir.

Kürtler Neden Kapitalizm öncesi Değerlere Bağlı Kaldı 

Doğu ve Güneydoğuda feodal değerlere dayalı bir yapıyı koruyarak köylülük ideolojisini (dinsel dogmatizmi) canlı tutma politikası, devletin öncülük ettiği ve düzen partilerinin benimseyerek uyguladıkları bir siyaset biçimidir. Bu siyasetin bir gereği olarak toprak ve tarım reformuna karşı çıkılmakta, Kürt köylü yığınlarının bağımsız üretici bireyler konumuna gelmeleri önlenmektedir. Düzeni temsil eden çevreler reform düşüncesine, genelde, dağıtılacak toprak olmadığı savıyla karşı çıkıyor. Bir bölümü de toprak dağıtımının üretimi gerileteceğini ileri sürüyor. Ama hiç kimse milyonlarca insanın feodal baskılardan ve dinsel dogmalardan kurtularak özgürleşmesinin demokrasiye ve toplumsal gelişmeye yapacağı katkıyı düşünmüyor ya da düşünmek istemiyor.

Kürt Ulusal Demokratik Hareketini Hangi Sosyal Güçler Temsil Ediyor?

Kürt toprak ağaları ekonomik çıkarları ve onlara güç sağlayan devletle ve kurulu düzeni temsil eden siyasal partilerle bütünleşmişlerdir. Gelişmekte olan ticaret burjuvazisi de Türkiye’nin büyük sanayi ve ticaret burjuvazisiyle organik bütünlük içindedir. Sonuç olarak Kürt burjuvazisi düzenden yana olup Kürt ulusal demokratik hareketine karşıdır. Toprak ağalığı biçimine dönüşen Kürt feodallerinin (aşiret reisleri, beyler, şeyhler ve tarikat liderleri) denetledikleri geniş köylü yığınları ise aktif siyasetin dışında tutulan pasif katmanlardır. 

Ulusal demokratik hareketi temsil eden sosyal güçler, devlet-ağa ittifakından kopan aydınlarla tarım sektöründen itilen ve şehir varoşlarında yığılan proleter nitelikli küçük burjuva katmanlardan oluşuyor. Hareketin öncülüğünü aydınlar yapıyor. Bunlar temel toplumsal sınıflardan kopuk oldukları için çatışma içindeki karşıt gruplara bölünmüşlerdir. Geliştirdikleri siyasetlerde köylü yığınlarının geleceğine ilişkin dönüşüm ve kalkınma projeleri yoktur. Kendi iradelerini Kürt halkının iradesi saymakta ve halk için siyaset yaptıklarını düşünmektedirler. Talepleri politiktir. Bağımlı köylülerin nasıl kalkınacağı, nasıl bağımsız bireyler olarak siyasal ve sosyal yaşama katılacaklarına ilişkin hiçbir tasavvurları yoktur. Değişik eğilimdeki bu siyasetçiler salt kültürel haklara odaklanmış olup farklı gruplar biçiminde örgütlenmişlerdir. Bu dağınıklığı gözleyen yazar ve düşünürler haklı olarak Kürt siyasetçilerinin ne istediklerinin bilinmediğini iddia ediyorlar.

Devlet-ağa ittifakının dışına çıkmış ve Kürtlerin ulusal demokratik hakları için mücadele eden Kürt aydınları da tıpkı düzen partileri gibi toprak ve tarım reformuna karşı çıkıyorlar. Gerekçe olarak da dağıtılacak toprak kalmadığını ve var olanın parçalanmasıyla Kürt köylülerinin açlığa maruz kalarak göçe zorlanacaklarını ve bölgenin Kürtsüzleşeceğini iddia ediyorlar.

Sözde milliyetçi geçinen bu kadroların tezlerinde Kürt köylüsünün özgürleşmesi, ekonomik ve siyasal yaşama aktif biçimde katılarak kendi yazgılarını belirleme bilincine kavuşmaları düşüncesi yoktur. Kürtlerin yazgısını belirleme hakkını da, tıpkı toprak ağaları gibi kendileri kullanmayı tahayyül etmektedirler. Bu yaklaşımın nesnel bir dayanağı yoktur. Oysa ağalık kurumunun temel dayanağı büyük toprak mülkiyetidir. Feodal değerlerin ve dinsel dogmatizmin temeli olan köylülük ideolojisinin bekasını sağlayan da büyük toprak mülkiyetidir.

Kürt Ulusal Demokratik Hareketini Temsil Eden Gruplar

Kürtlerin ulusal demokratik hakları için mücadele eden, siyasal parti ya da sivil toplum oluşumları biçiminde örgütlenmiş ve aydınların öncülük ettikleri pek çok grup vardır. Temel toplumsal sınıflardan kopuk, temsil yetenekleri sınırlı, siyasette belirleyici olma gücünden yoksun bu siyasal grupları dışa yansıyan düşüncelerine bakarak şöylece sınıflandırmak mümkündür. 

1-Demokratik Cumhuriyet yandaşları: 
En büyük Kürt grubudur. Gelinen aşamada Kürt sorununu, Türkiye’nin bütünlüğü içinde ve ‘demokratik cumhuriyet’ projesi çerçevesinde çözmeyi düşünüyorlar. Kürtlerin Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda Türklerle birlikte iki asli unsurdan biri olarak kabul edilmesini, Kürtçe’nin ikinci resmi dil olmasını ve bu hususların anayasada tescil edilmesini istiyorlar. Bu çerçevede Kürtlerin Türklerle eşit sosyal, kültürel ve ekonomik haklarla teçhiz edilmesini ve bağımsız siyasal partilerde örgütlenerek siyasal yaşama aktif biçimde katılmalarına olanak tanınmasını talep etmektedirler. Hareketin Türkiye genelindeki oy oranı %5-6 arasındadır. Doğu ve Güneydoğu’daki temsil gücü %18- 20 arasında değişmektedir. Kuzey Irak Kürt Partilerine mesafeli olmakla birlikte 4 ayrı ülkedeki Kürt hareketlerinin “demokratik konfederasyon” çatısı altında ve bir üst örgütlenmede temsil edilmelerini önermektedirler. Kürtlerin bir Türkiye partisi içinde örgütlenmesi söylemini kullanmalarına karşın fiiliyatta bağımsız örgütlenmeyi yeğliyorlar.

2-Federasyon Yanlıları 
Örgütlü Kürt grupları arasında ikinci konumda bulunan bir siyasal akımdır. Türkiye Kürtlerinin sömürge statüsünde olduğunu iddia ediyorlar. Kürt halkının çoğunlukta olduğu Doğu ve Güneydoğu’da özel parlamentosu olan, dış politika ve Milli savunma dışındaki alanlarda özerk davranacak federe bir Kürt devletinin kurulmasını talep etmektedirler. Bu hareketin Türkiye genelindeki oy oranı on binde bir civarındadır. Bölgedeki temsil gücü demokratik cumhuriyet yandaşlarına bakarak zayıftır. Kuzey Irak’ın Talabani liderliğindeki Kürt partisine yakın durmaktadır. Kürt siyasal hareketinin bağımsız olmasını ve ulusal demokratik haklar mücadelesinin bağımsız şekilde yürütülmesini savunuyorlar. 
PKK yandaşlarını kendi saflarına çekmek için amansız bir PKK düşmanlığı yapmaktadırlar. 

3-Özerklik yanlıları 
Özerk yerinden yönetim ilkesini savunmakta, Kürtlerin dil, kültür ve anadilde eğitim haklarının tanınmasını ve bu hakların anayasada tesciledilmesini istemektedirler. Kuzey Irak’taki Kürt partilerinden IKDP’ye yakın duruyor ve onunla işbirliğini önemsiyorlar. Özü itibariyle gelenekçi bir harekettir. Demokrasiyi savunmalarına karşın, Kürt aşiret reisleriyle şeyh ve ağalarının temsil ettikleri kapitalizm öncesi kurumları korumayı ve bu kurumlardan destek almayı öngören ikicikli (dualist) bir politika izlemektedirler. Temsil güçleri düşüktür. Kürt hareketinin bağımsızlığından yana olup PKK karşıtlığı yapmaktadırlar.

4-Çağdaş Bir Demokrasi İçinde Çözüm Arayanlar 
Bunlar Kürt sorununun, Türkiye’nin bütünlüğü içinde ve Avrupa Birliği perspektifine dönük, emek eksenli, insan haklarına saygılı, özgürlükçü, çokkültürlü, hukukun üstünlüğüne bağlı, Batılı normlarda, modern bir demokrasiyle çözüleceğine inanıyorlar. Türkiye Kürtlerinin azınlık olduğunu ve evrensel azınlık haklarından yararlanmaları gerektiğini savunmaktadırlar. Bağımsız Kürt örgütlenmesinin çözüm sağlamada yetersiz kalacağını iddia etmekte Türk ve Kürt demokratlarının ortak örgütlenmesini önermektedirler. 

Bu yaklaşım, Kürt sorununun çözümünü Türkiye’de demokratikleşmenin önkoşulu sayan ve henüz var olmayan emek eksenli liberal sol bir partinin kurulacağına umut bağlayan örgütsüz Kürt aydınlarının bir tahayyülüdür. 

5-Bağımsız Kürdistan yandaşları 
Bunlar devlet ideolojisine bağlı egemen güçlerin, hiçbir zaman, Kürt sorununun evrensel normlarda çözülmesine olanak tanımayacakları inancındadırlar. Bu nedenle Türklerle ortak hiçbir etkinlikte bulunmamaya özen göstermekte ve bağımsız bir Kürdistan için mücadele etmeyi kaçınılmaz bir zorunluluk saymaktadırlar.

6--Düzene Bağlı Ağa milliyetçileri 
Ekonomik çıkarları gereği düzen partileri içinde devletle ve egemen burjuvazi ile bütünleşen Kürt toprak ağaları, köylü yığınlarını denetlemek amacıyla, Kürt oldukları için bölgede yeterli yatırım yapılmadığını ve bu nedenle de bölgenin geri kaldığını propaganda malzemesi olarak kullanmaktadırlar. Tuttukları siyasal partinin iktidara gelmesi halinde bu ayrılıkların son bulacağını, yokluğun, açlığın ve sefaletin ortadan kalkacağını iddia ederek bir tür Kürt milliyetçiliği yapmaktadırlar. Bu yöntemle halkın duygularını okşayarak hem ağalık düzeninin sürdürülmesini, hem de statükonun devamını sağlanmaktadırlar.

Çok partili düzene geçtiğimiz tarihten bu yana devletin bilgisi ve denetimi altında devam eden bu sözde milliyetçilik türünün ‘ağa milliyetçiliği’olarak adlandırılmasının uygun olacağını düşünüyorum. Bugün de sürüp giden bu milliyetçilik türüne, tanınmış Kürt aydınlarından, münfesih Yeni Türkiye Partisi eski lideri Yusuf Azizoğlu’nun izlediği siyasal pratik örnek olarak gösterilebilir. 

7- Milliyetçi Şaklabanlar 
Bunlar günün modasına uyarak Kürt sorunu ile ilgileniyor görünen kimselerdir. Kürt aydını sıfatını kullanarak görsel ve yazılı medyada övgüler alma karşılığında liberal Türk yazarlarının asimilasyoncu politikalarına argüman sağlamakta ve PKK düşmanlığına dayanan milliyetçi şaklabanlıklaryapmaktadırlar. 
PKK düşmanlığı dışında Kürt sorununa ilişkin hiçbir görüşleri ve çözüm önerileri yoktur. 

Nesnel Koşullara Uygun Nasıl Bir Kürt Siyaseti Gerekir ?
Kürtler yalnız başlarına, 1982 anayasasını değiştirecek ve Kürt sorununu çözerek AB normlarında çağdaş bir demokrasiyi kuracak güç ve olanaklara sahip değildir. Böyle bir amaca ulaşmak için mutlaka Türk demokratlarıyla birlikte ortak bir mücadele yürütmeleri gerekir. Unutmamak gerekir ki, Kürt sorunu sadece Kürtlerin değil, tüm Türkiye’nin sorunudur. Bu sorun çözülmeden Türkiye’nin gelişmesi, kalkınması ve demokratikleşmesi mümkün değildir. Keza bu sorun çözülmeden Türkiye’de insan haklarına saygılı özgürlükçü bir düzen kurulamaz ve bu ülkede hiçbir aydın, hiçbir yazar, hiçbir sanatçı, hatta hiçbir siyasetçi ‘ben özgürüm diyemez !” Çünkü Kürtleri hedef alan şiddet ve hukuksuzluk aynı zamanda Türk düşün yaşamını da baskı altında tutmaktadır. O halde, bugünkü baskıcı ve otoriter düzeni aşmak ve başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin tüm sorunlarını çözecekçağdaş normlarda bir demokrasiyi kurup işletmek için Türklerin ve Kürtlerin ortak bir siyasal mücadele yürütmelerinden başka bir çözüm yoktur. 

Böyle bir demokrasi için mücadele ederken Kürt sorununun ekonomik, sosyal ve politik boyutları olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Birbirleriyle bağlantılı ve karşılıklı etkileşim içinde olan bu öğelerin bir arada ve birbirine koşut olarak ele alınması ve bir bütünsellik içinde çözülmesi gerekir. Kimi Kürt aydınlarının yaptıkları gibi sorunun siyasal yönüne öncelik tanımak, ekonomik ve sosyal boyutlarını göz ardı etmek çözüm olamaz. Bir yandan topraksız ve az topraklı köylü ailelerini toprak sahibi yaparak tarım reformuyla destekleyip bağımsız ve özgür üreticiler konumuna getirirken, öte yandan siyasal yaşama aktif biçimde katılmalarını sağlayacak kanalların açılması gerekir. Bunlara koşut olarak Kürtlerin kimliği, dili, kültürü ve anadilde eğitim hakları tanınmalı, basın, radyo ve TV’den en geniş biçimde yararlanmaları sağlanmalıdır. Yerel yönetimler, özerk ve yerinden yönetim ilkesi çerçevesinde ve eyalet sistemine göre yeniden düzenlenmelidir.

Türkiye’nin AB ile üyelik müzakereleri başlamıştır. Bunun başarıya ulaşması AB normlarında bir demokrasinin kurulup işlemesine bağlıdır. Ne var ki, bugüne kadar salt yüzeysel düzenlemeler yapıldı. Oysa, Türkiye için gerekli olan insan haklarına, düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne saygılı,laik, hukukun üstünlüğüne bağlı, eşitlikçi, çokkültürlü, ırkçılık karşıtı, çoğulcu, katılımcı, sosyal devlet ve yerinden yönetim ilkelerine bağlı modern bir demokrasidir. Bunu da ancak demokrat Türk ve Kürt aydınlarının öncülüğünde ve ortak bir program etrafında bütünleşen Türkiye demokrasi güçlerinin oluşturacağı emek eksenli bir Türkiye Partisi gerçekleştirebilir.

Sonuç olarak, bugünkü nesnel koşullarda Türkiye’de çağdaş bir demokrasiyi kuracak siyasal bir örgütlenmeyi gerçekleştirmek için çaba göstermek yurtseverliğin ve demokratlığın olmazsa olmaz koşulu haline gelmiştir. Hangi gerekçeyle olursa olsun hiçbir gerçek aydının bu görevden kaçınması mümkün olamaz. 09. 06. 2006

1-Taha Akyol, AKP, CHP, Kürtler, Milliyet, 11.10.2003, S:11
2-Taha Akyol HADEP’in Oy Kaybının Nedenleri, Milliyet, 15.06.2004, S:19
3-Doç.Bülent Gülçubuk, Cumhuriyet, Tarım-Hayvancılık eki, 11.01.2005, S:9