KÜRT SORUNU ÇÖZÜLECEKSE VARSIN BAŞKANLIK OLSUN DİYEN KÜRT AYLDINLARINA

                                                                                                 

            1 Kasım seçimlerinden sonra başta Sayın Erdoğan olmak üzere AK Parti yöneticileri başkanlık sistemini yeniden Türkiye’nin gündemine getirdiler. Konu yeni anayasa girişiminin öncelikli meselesi olarak tartışılıyor. Adeta, ‘başkanlık sistemi benimsemeyecekse yeni anayasa yapmaya gerek yok’ havası estiriliyor.

            Kürt aydınları da bu tartışmaya katmakta. Hemen her gün birkaç Kürt aydını Başkanlık sistemine ilişkin görüş açıklıyor. Bunların çoğunluğu “Kürt sorunu çözülecekse başkanlık sistemi tartışılmalıdır” demekte. Hatta açık ya da dolaylı biçimde başkanlık sistemini savunanlar da az değil.

Bu son derece tehlikeli bir davranıştır. Kürt kamuoyu Başkanlık sistemine imale edildiği takdirde Türkiye’de demokratik gelişme önlenecek ve Kürt sorunu çözümsüz kalacak. Unutmamak gerekir ki, Kürt sorunu, Türkiye’de, ancak, özgürlükçü bir demokrasinin kurulması ve toplumda kök salmasıyla çözülür. Aksi halde, çekilen onca acıya, yıkıma ve ölümlere karşın devlette egemen güçler Kürtlere karşı havuç sopa politikası izlemekten vazgeçmeyecek. Unutmamak gerekir ki, Kürt sorununda sağlanan kimi iyileşmeler, egemenlerin bir lütfü değil, her an yok edilebilecek fiili kazanımlardır. Son dönemdeki uygulamalar, bu aldatıcı siyasetin açık kanıtıdır.

            Basın özgürlüğünün rafa kaldırıldığı, basın organlarına hukuk dışı yollardan el konulduğu basın çalışanlarının tehditle görevden alındığı, yargının denetim altında olduğu, Terörle Mücadele Kanunu ile İç Güvenlik Kanunu gibi temel hak ve özgürlükleri tahrip eden yüzlerce antidemokratik kanunların yürürlükte olduğu bugünkü Türkiye’de Başkanlık sistemine hayırhah bakmak bilgisizlik değilse, siyasal bir aymazlıktır. 

            Türkiye’de parlamentoyu, yargıyı, ekonomik, siyasal ve kültürel yaşamı kararnamelerle yönetme yetkisine sahip bir kişinin iradesine bağlayan Başkanlık sistemi kaçınılmaz olarak kişisel yönetime ve otoriter bir rejimin kurulmasına yol açar.

            Bugünkü nesnel koşullarda demokrat olmanın birinci şartı başkanlık sistemine karşı çıkmaktır. Keza Türkiye’de özgürlükçü bir demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından ve Kürt özgürlük hareketinden yana olan herkesin Başkanlık sistemine karşı çıkmasının demokratik bir görev olduğu unutulmamalıdır.