'Kürt sorunu evrensel normlarda çözülmeli'

 Tarık Ziya Ekinci - 24/06/2009 2:03:07 (1082 okunma)



'Kürt sorunu evrensel normlarda çözülmeli'

Türkiye'de kimi zaman 'Terör sorunu' kimi zaman 'kültürel sorun' kimi zaman da 'ekonomik sorun' diyerek tartışılan Kürt sorununa yönelik değerlendirmelerde bulunan Dr. Tarık Ziya Ekinci, sorunun çözüm aşamasına geldiği beyanlarını ciddiye almadığını belirtti. Ekinci, 'Çünkü Türkiye'de ikili bir devlet yapısı var. Asıl devleti yöneten militarizmin öncülüğündeki bürokrasidir. Militarizm ve onun öncülük ettiği bürokrasiyi oy birliğiyle Kürt sorununu evrensel normalde çözmeye karar vermediği taktirde, siyasi iktidarların başarılı olacağını zannetmiyorum' dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'Çözüm çok yakındır' şeklindeki açıklamasının çok ciddiye alınmaması gerektiğini belirten Dr. T arık Ziya Ekinci, 'Çünkü Cumhurbaşkanının iradesini aşan bir durumla karşı karşıyayız, bu durumu ya iyi değerlendiremiyor Cumhurbaşkanı ya da bazı yüzeysel tedbirlerle bu sorunun çözülebileceğini düşünüyor' dedi. Kürt sorununun çözümü konunda yapılan birçok girişime destek veren Araştırmacı Dr. Tarık Ziya Ekinci Kürt sorunu ve çözümüne ilişkin DİHA'nın sorularını yanıtladı.

Kürt sorununun geldiği son aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Çözüm aşamasına gelindiğine dönük beyanlar var. Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürt sorunu çözüm aşamasına geldiği ve şartların elverişli olduğu yönündeki beyanatları ben ciddiye almıyorum. Çünkü Türkiye'de ikili bir devlet yapısı var. Asıl devleti yöneten militarizmin öncülüğündeki bürokrasidir. Militarizm ve onun öncülük ettiği bürokrasiyi oy birliğiyle Kürt sorununu evrensel normalde çözmeye karar vermediği taktirde siyasi iktidarların başarılı olacağını zannetmiyorum. Genelkurmay Başkanı'nın ABD'deki son açıklamalarına bakıyorum dehşete düşürüyorum. Diyor ki 'Irak'ta artık barınma imkanı kalmayan PKK bitme noktasında gelmiştir. Demek istiyor ki, 'Biz Irak ile mutabakat halindeyiz ve er geç Irak onlara yaşam imkanını ortadan kaldıracak, biz de buradan baskı yaparak PKK'yi bitireceğiz'. Şimdi bu açıklamalar ortadayken, Cumhurbaşkanının 'Çözüm çok yakındır' şeklindeki açıklaması bence fazlaca ciddiye alınacak bir açıklama değildir. Çünkü Cumhurbaşkanının iradesini aşan bir durumla karşı karşıyayız bu durumu ya iyi değerlendiremiyor Cumhurbaşkanı ya da bazı yüzeysel tedbirlerle bu sorunun çözülebileceğini düşünüyor. Dağlardaki yazıları silmeniz, köy isimler, TRT 6 çözüm değildir. Bu kanal bir bakıma olumlu bir hareket ama terk başına yeterli değil. Bunun kanunun yok. İstediği zaman kaldırabilir. Sadece genelkurmayın yaptığı bir açıklamaya dayanarak ve MGK'daki mutabakat sonucu böyle bir karara varıldı. Onlar bu kararla her şeyi yapabileceklerini zannediyor ama yanılıyorlar. Bu kadar mücadeleden sonra buna boyun eğmek ve bu iş burada bitti demek bence kendi kendini kandırmak olur.

CHP'nin söyledikleri ciddiye alınacak gibi degildir.

Devletin üst düzey yöneticilerinin açıklamalarına bakıldığında bir çözüm görülebiliyor mu? Bir mutabakat söz konusu mu acaba? Ya da bu açıklamaları samimi buluyor musunuz?

Çözümden kasıt nedir. Şimdiye kadar ifade edilen iki cümle var. Birincisi dağlardaki 'Ne mutlu türküm diyene' ifadelerinin kaldırılması. İkincisi köy ve kasaba isimlerinin eski haline getirilmesi. Bunun dışında bir şey yok. Af konusunda CHP'nin dile getirdikleri pek ciddiye alınacak şeyler değil. CHP Lideri açıkça şunu söylüyor; 'Kültür birliğini zedeleyecek herhangi bir adıma izin vermeyeceğiz' nedir kültür birliği? Yani Türkiye'de tek kültürlü bir ulus anlayışının ilelebet sürdürülmesi anlamına gelen bir anlayıştır. Bu Türkeş'in yaptığı bir kanun tasarısından geliyor. Bu tasarı Türkiye'de faşist bir anlayışı hakim kılmaya çalışan bir tasarıydı. Kültür Birliği Kanun Tasarısıydı. Böyle bir görüşü kabul etmek mümkün değildir. Yani Türkiye'de tek millet, tek vatan, tek kültür diyeceksin. Eee, Kürt sorununu nasıl çözeceksin. Kürtlerin ayrı bir halk olduğu ve Kürtlerin kendi kültürlerini özgürce geliştireceği, Kürt kimliği önündeki bütün engellerin kaldırılacağı, herkesin istediği bir dilde eğitim göreceği bir düzen getiriyor musun? Bizim taleplerimiz bunlardır. Ayrıca, Kürt bölgesinde özellikle bütün Türkiye'yi kapsayacak biçimde özerk, yerinden yönetim ilkesini kabul ediyor musunuz? Yerel yönetim meclisleri, eyalet meclisleri kurulacak ve herkes kendi eyalet meclisinin alacağı kararlarla güncel sorumalarını çözecek. Merkezi meclisin yetkileri olacak, ama eyalet meclisi kendi kararlarını kendi verecek. Bunun dışında Kürt sorununun çözüleceğini söylemek bence gerçekçi değildir.

'Samimiyet bulamıyorum'

Yerel seçimlerle birlikte DTP'nin bölgede aldığı ciddi bir oy var. Ama hala DTP ile ciddi bir ilişki kurulmuş değil. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine Cemil Çiçek'in 'Ermenistan sınırına dayandılar dikkatle izlemek lazım' yönündeki beyanatlarını nasıl karşıladınız?

Şimdi bütün bunlar gerçekten Kürt sorununun samimiyetle çözülmek istendiği intibasını vermiyor. Tamamen farklı bir intiba veriyor. Ne ekonomik, ne sosyal, ne ekonomik bakımdan ciddi bir adım atılmadı. Şimdiye kadar onlarca adım atıldı. Ekonomik anlamda hiçbir şey yapılmadığı gibi, yakılan binlerce köyle ekonomik hayatı alt üst ettiler. Ben bir samimiyet görmüyorum, bir ilerleme görmüyorum devletin düşüncelerinde. Bürokrasi düşüncelerinde bir değişiklik yok. Ermenistan sınırına dayandılar demekle ne demek istiyor. Yani diyor ki 'Kürtler bu ülkeyi bölecekler, Ermenistan sınırına dayanması onlara yeni bir olanak tanıyor' bunun altında yatan amaç budur. Aslında sosyolojik olarak Kürtlerin ayrılıp başka bir devlet kurmanın nesnel bir temeli yoktur. Çünkü bir ulusun bağımsız devlet olmasında öncülüğü yapan burjuvazidir. Burjuva kendi sınırlarını oluşturup kendi pazarını kurmak ister. Ama Türkiye'nin somut koşularında Kürt burjuvazisinin böyle bir talebi yoktur. Türk mallarını alıp satan bir Kürt burjuvazisi vardır. Burjuvazinin öncülük etmediği bir ulusun bağımsızlık talebi olamaz. Bu işin temel motor gücü eşit vatandaşlıktır. Yani diğer etnik gruplarla eşit haklara sahip olmaktan ibarettir bu hareketin amacı. BM Azınlıklar Al Komitesi'nin hazırladığı raporda da tanım aynen böyledir. Gerek DTP, gerek PKK'nin yıllardır verdiği mücadelenin sonunda geldikleri nokta budur. Bu realist noktaya gelmişlerdir. Buna rağmen, Türkiye'nin bürokrasisin ve militarizminin öncülüğünde, özellikle milliyetçi ırkçı, ulusalcılar kanadıyla bir Kürt düşmanlığı oluşturulmuştur. Kürtlerin ayrılıp bağımsız bir devlet kuracağı mantığı üzerinden oluşturuluyor bu. Bunun hiçbir bilimsel zemini yoktur. Kamuoyunu Kürt düşmanlığı üzerinden hazırlıyorsun, sonra da sorun çözülecek diyorsun. Önce kamuoyunu hazırlamak zorundasın. Kürtlerin diğer tüm grupların haklarından yararlanma hakkı olduğu konusunda kamuoyuna telkinde bulunmak zorundasın. Böyle bir telkin olmadığı gibi kamuoyuna sürekli Kürt düşmanlığı pompalanıyor.

DTP'nin ve PKK'nin 'Bu gün biz Kürt sorununu çözmek istiyoruz' diyen ve Kürt sorununun çözümüne yaklaşıldı diyenlere ortam hazırlayabilmek ve onların gerçek niyetlerini ortaya çıkarmaları için onlara olanak tanımalarında yarar görüyorum. Bu da her türlü silahlı mücadelenin durdurulması ve öbürlerine provokasyon için olanak vermemek için olanak hazırlanması gerek. Görelim bakalım iyi niyetli olup olmadıklarını. Bürokrasinin nasıl bir tavır alacağını görmek için fırsat yaratmak lazım. Mesela Başbakan Diyarbakır'a gitti ve dedi ki 'Kürt sorunu hepimizin sorunudur. Kürtler büyük sorunlar yaşadı. Bunları çözmek için çalışacağız' bunun hemen akabinde başbakanın samimi olup olmadığını görmek için ve bu iddialarını hayata geçirmek için DTP'nin harekete geçmesi lazımdı.

Hemen ardından DTP randevu talebinde bulundu ancak randevu verilmedi?

Böyle bir şey olmadı, yapılmadı ve yapılmayınca da kendisini haklı buldu. Çatışmalar başladı ve silahlı mücadelenin devam ettiği izlenimi verildi.Kürtlerin barıştan yana olmadığı izlenimini topluma yaymaya başladılar ve başbakan düşüncelerini değiştirdi veya değiştirmeye zorlandı. PKK çatışmasızlık kararı alıyor ve buna rağmen 53 operasyon yapılıyor. Operasyonla üstüne gittiğinizde kendisini korumak zorunda. O zaman da savaş sürüyor, PKK saldırıyor şeklinde iddialarda bulunuyor. Yani karşı taraf barışa yanaşmıyor zemini hazırlanmaya çalışılıyor. Kamuoyuna göstermek lazım. Bizim de bir kamuoyu hazırlamamız lazım. Onlar nasıl düşman bir kamuoyu hazırlıyorlarsa, biz de bir dost kamuoyu hazırlamak zorundayız. Gerek DTP gerek PKK buna olanak sağlamalıdır. Biz barıştan yanayız, her türlü barışçıl görüşün tartışılmasından yanayız, başbakanın açıklamaların gerçekçi buluyoruz ama bunların uygulamaya geçtiğini de görmek istiyoruz, bunun için her türlü silahlı çatışmayı durduruyoruz denmesi lazım. Tabi bu kolay değil. PKK tüm güçlerini sınır dışına çekmeli, kamuoyuna barıştan yana olduğunu kesin kez kanıtlamalı. Elbette üstüne gidildiği zaman kendisini savunmak durumundadır. Buna imkan vermemek için de bence yurt dışına çakmasında yarar var. Tabi yurt dışına çıkması kolay mıdır? Değil elbet. Ama bazı şeyleri göze almak lazım. Her şeye rağmen bunların samimiyetini test etmek lazım.

'Devlet oyalama içindedir'

Daha önce seçim süreci boyunca alınmış bir çatışmasızlık kararı vardı PKK'nin ve bu karar söz konusu açıklamaların ardından 15 Temmuz'a kadar uzatıldı. Ama herhangi bir gelişme kaydedilmedi devlet tarafından. Nereye gidiyor bu sorun?

Yani Türkiye'de bulunan PKK kadrolarına sürekli saldırı yapılıyor. Saldırı yapıldığı zaman ne yapacak bu adam? Kendini korumak zorunda kalacak. Bu da PKK'nin saldırmazlık ve çatışmasızlık ortamında samimi olmadığı izlenimi yaratmaya çalışacaklardır. Bu silahı ellerinden almak lazım. Devletin bir adımı görünmüyor. Devlet tamamen oyalama içindedir. Ciddi bir açılım getireceği inancında değilim.

Kürt sorununun çözümü konusunda ortaya çıkmış bazı realiteler var. Ve bu realiteler de çeşitli kereler çözüm için adres gösterildi. Örneğin, Öcalan, PKK, DTP gibi veya akil insanlar komisyonu. Siz bu noktada neler söylersiniz?

Tek partili dönemden beri gelen bir alışkanlık var. 'Ne yapacaksam ben yaparım. Sen ne karışıyorsun, sen kim oluyorsun' gibi. Oysa bir talep sahibi var ortada. Talep sahibiyle görüşüp konuşulmadan, taleplerinin ne olduğu alınmadan bir sorun çözülemez. Demokrasinin temel ilkelerinden birisi sivil toplum örgütlerinin taleplerini ortaya koyması ve talepleri için mücadele etmesidir demokrasinin temel kuralı. Oysa bizim devletin anlayışında bu var. 'Ne gerekiyorsa ben yaparım. Talep malep dinlemem, ne gerekiyorsa ben yaparım, tartışmam kimseyle' yani zihniyet bu. 'Türkiye'de Kürt sorunu çözülecekse ben çözerim diyor. Nasıl çözeceksin? 'Ben istediğim gibi çözerim.' Böyle bir şey olur mu? Kimin için çözüyorsun. Bu ülkede Kürtler ilk defa ortaya çıkmadı ki. 80 yıl boyunca Kürt sorununun ağza alınmasına bile izin vermedin. Uzun yıllar Kürtçeyi yasakladın. Kürtçe eğitimi yasakladın. Anadilim Kürtçe ama okuma imkanım olmadığı için ben bir Kürtçe makale okumakta zorluk çekiyorum. Böyle bir ortamdan geliyoruz. Niye şimdiye kadar çözmedin de şimdi çözüyorsun. O zaman sen bir muhatap bulmak zorundasın. Muhatap ortada. İşte Kürt halkı temsilciler seçmiş, 20 milletvekili seçip meclise göndermiş. Bunlarla oturup ortak bir yol bulmak zorundasın. 'Elini sıkmam' diyorsun. Böyle şey mi olur? Sen nasıl hükümet başkanısın. Genelkurmay başkanı bunu söyledi diye aynısın takip edeceksin ve hükümet yönetiyorum diyeceksin. Gayrı ciddi, gayri samimi bir davranıştır. Ben bunların samimiyetine güvenmiyorum, inanmıyorum. Yani akil adamları kim seçecek. Bu akil adamları Kürt sorununun tarafı olan Kürt halkı seçemeyecekse, sen kendine akil adam bulmuşsun neye yarar. Mutlaka Kürt halkının taleplerini dile getirecek akil adamlar varsa olabilir. Ama tek taraflı, hükümetin seçeceği kişilerle bu işin görüşülmesine ben kani değilim.

'Kürtler siyasi iradelerine sahip çıkmalı'

Peki şu son süreç itibariyle Kürtler tavrını nasıl ortaya koymalı, neyden yana tepki koymalı, nasıl pozisyon almalı?

Kürtlerin yapacağı şey kendi siyasi partilerini sürekli desteklemektir. Ama bu da zor. Yani DTP hakkında kapatma kararı verilecek. Bu kadar kişi tutuklanmış. Mahkeme kararlarının sonuçlarını bekliyorlar. Bu sonuçlar gelince de DTP kapatılacak. Yeni bir parti kurulacak ve durmadan böyle devam edip gidecek. Halkın yapabileceği şey, taleplerine sahip çıkmak ve onun taleplerini dile getiren siyasi partiye destek vermektir. Halktan başka bir şey istenemez. Kendi belediyelerine destek vermek ve başarılı olması için çalışmak. Temsilcisine hayatiyet kazandırmaktır. Ama gördüğüm kadarıyla bu gün DTP'nin karşısında İslami düşünceyi ön planda tutan akımlar devletçe desteklenmekte. Bunların etkisinin de unutulmaması gerektiğini düşünüyorum.

'Her şeye karşı teyakkuz halinde olunmalı'

Bu güne kadar ilan edilen çatışmasızlık veya barış süreçlerinde hep kötü şeyler olduğu kanısı hakim. Yani 'İyi şeyler olacak' söyleminin ortaya her çıktığı dönemde büyük yıkımlar ve acılar yaşandı. Bir kaygı söz konusu. Sizce aynı noktada mıyız yoksa bir fark var mı?

Şimdi imkan bulunduğu taktirde genelkurmay yaptığı açıklamaya uygun bir şey yapar. Yani birtek kişi kalmayana kadar bunlar her türlü mücadeleyi sürdüreceklerdir. Açık söylüyorlar. Daha bir hafta önce ABD'de bunu söyledi. Yani ortam hazırlansın ama teyakkuz hali devam etsin. Uyanık olmak lazım. Yani gördük ne oldu. DTP'nin tüm lider kadrosunu topladılar. DTP'yi ortadan kaldırmaya çalışarak, muhatapsız bir çözüm yolu arıyorlar.Burada ben açıklamalara nasıl inanabilirim. Ben şahsen karamsarım. Somut adım görmeden, siyasi iktidarın ve ona yön veren asker sivil bürokrasinin bu sorunu çözeceklerine ihtimal vermiyorum.

Peki siz ne öngörüyorsunuz? Yani bu sorun bir evrim halinde sürüp gidecek mi yoksa başka bir yolu var mı?

Kürt sorunu bu gün devleti temsil eden kadroların kafasındaki çözüm şekliyle çözülmeyecek. Çünkü artık Türkiye'de önü alınamayacak kadar küçük burjuva aydın kitlesi oluşmuştur. Bu kitle kendi anadiline son derece duyarlıdır. Kendi çocuklarının anadilde okuyup yazmasına son derece duyarlıdır. Bunu önlemeye kimsenin gücü yetmez. Günden güne bu katman artmaktadır. Yapılan bütün faili meçhul cinayetlere ve engellemelere rağmen bu kitleyi bitiremeyecekler. Bu kitle DTP'yi desteklesin desteklemesin son derece duyarlıdır. Dil hakkına, onurlu yaşama hakkına, kültür ve vatandaşlık hakkına son derece duyarlıdır. Bu aydın kesimin çok büyük duyarlılığı var ve bunu kimse öldüremez. Kürt sorunu, devlet benim diyen asker bürokrasiyle çözülemeyecek. Mutlaka evrensel boyutlarda, dünyanın çeşitli yerlerinde olduğu gibi farklı yollar bulunmak zorunda. Bu da Kürtlerle oturup konuşarak, onların fikirleri alınarak çözülebilir.

İsmail YILDIZ / Yunus TOSUN
DİHA