Kürt Sorununda Yanıtlanmayan Sorular ve Çözüm Önerisi

 Tarık Ziya Ekinci - 08/12/2007 16:47:52 (758 okunma)


Kürt Sorununda Yanıtlanmayan Sorular ve Çözüm Önerisi

Devlet acısından Kürtler asimile olmaya mahkûm ve mecbur Türkiye
Vatandaşlarıdır.
 Bugüne kadar uygulanan politika bu anlayış
Çerçevesinde yürütülmüştür. 1991’de Kürt realitesinin tanınmış olması sonucu değiştirmemiştir. AB üyeliği surecinde tanınan kimi hakların kullanılması da fiilen olanaksızdır.

I – Türkiye’deki Kürtlerin sosyolojik açıdan konumları nasıl
tanımlanmalıdır
?

Bu soruya farklı Kurt kesimlerinden 4 ayrı yanıt verilmektedir.

a) DTP çevreleri için Kürtler Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu
Asli unsurudur
: Ne TC. Devletinin kuruluş belgesi olan Lozan antlaşmasında, ne 1921 ve 1924 anayasalarında böyle bir kayıt yoktur. Kaldı ki, devletin kurulusunda Kürtlerin ortak bir devlet oluşturma talebi de olmamıştır.

Dünyada iki ya da üç ulusal topluluğun kurucu asli unsur olarak ortak
Bir devlet kurduklarına ilişkin az örnek vardır. Bu da kuruluş statüsünde belirlenmiştir. Birden çok ulusal topluluğun birer asli unsur olarak oluşturdukları ortak devletler için Belçika (Vagonlar ve Flamanlar), 1989 öncesi Çekoslovakya (Çek ve Slovaklar) ve 1971 öncesi Pakistan (Urdu Dili konuşan halk ile Bengali dilini konuşan Benglades) örnek gösterilebilir.

b) Katılımcı Demokrasi Partisi için Kürtler Bir halktır: Bu açıklama
‘malumu ilami’ anlamına gelen bir tanımlamadır. Halk olmayan hiçbir ulusal Topluluk yoktur. Kürtler halk oldukları gibi, Türkler de, Rumlar ve Ermeniler de birer halktır. Bu beyanın hiçbir tanımlayıcı değeri yoktur.

c) HAKPAR, Kürdistan Sosyalist Partisi ve onlara yakin duran kimi sivil Toplum örgütleri (TEVKURD gibi) için Türkiye’de Kürtler Sömürgedir:Bu, gerçeklerle bağdaşmayan ve sosyal/politik dayanağı olmayan afakî bir iddiadır. Çünkü Türklerle Kürtlerin birlikteliği tıpkı İngilizlerle İskoçların birlikteliği gibi, kapitalizm öncesi ilk ortaçağa kadar uzanır. Oysa sömürgecilik kapitalizmin emperyalist asamaya geldiği yeniçağın ürünüdür. Sömürge ilişkileri talan ekonomisi üzerine kurulmuştur. Emek ve sermayenin dolaşımı özgür değildir. Kürt halkının maruz kaldığı sömürü Türkiye’nin genelinde olduğu gibi sınıfsaldır. Kürt emek ve sermayesinin dolaşımı özgürdür, dolaşımda bir kısıtlama yoktur. Tüm bu nedenlerle Türkiye Kürtlerinin sömürge statüsünde oldukları öne sürülemez.

d) Türkiye Kürtlerinin statüsü azınlıktır: ‘Azınlık’ deyimi
Osmanlı İmparatorluğunda salt gayrimüslimleri tanımlamak amacıyla kullanıldığı için Müslüman çoğunluk açısından aşağılayıcı bir deyim olarak algılana gelmiştir.

Osmanlı devletinde halklar etnik ya da dilsel farklılıklarına göre
değil, din ve mezhep farklılıklarına göre tanımlanmıştır. Bütün Müslümanlar, hangi etnik gruptan olursa olsun “İslam Milleti” diğer bir deyimle “millet-i Hakime” olarak tanımlanmışlardır. Bu dönemde ‘millet’ deyimi bugünkü anlamda ulus karşılığı olarak değil, ‘ümmet anlamında’kullanılmıştır. Gayrimüslimler ise ayrı ‘millet’ olarak ikinci sınıf tebaadan sayılmışlardır. Andığımız tarihsel nedenlerle bugünkü Türkiye’de de azınlık deyimi ‘ikinci sınıf’ insani konumda görülen gayrimüslimleri çağrıştırdığı için Kürtler azınlık olarak anılmayı şiddetle reddetmektedirler. Devlet de,Kürtlerin azınlık olarak tanımlanmasının onlara evrensel azınlık haklarının verilmesini gerekli kılacağı için böyle bir tanıma karşı çıkmaktadır. 

Öte yandan Türkiye, devletin kurulusundan başlayarak Kürtlerin asimilasyonunu öngördüğü için, azınlık statüsünü buna engel görmektedir. Devlet buna gerekçe olarak da Lozan Antlaşması’nda Kürtlerin azınlık olarak sayılmadığını göstermektedir. Böylece, Kürt sorununda karşıt görüşte olmalarına rağmen, Kürt siyasetçileri ile devlet, farklı nedenlerle de olsa,Kürtlerin azınlık olmadığı konusunda görüş birliği içinde azınlık tanımına karşı çıkmaktadırlar. Oysa, tarihsel, sosyolojik ve ekonomik olarak Türkiye’deki Kürtler azınlıktır. Konumları BM’nin azınlık tanımına tıpa tıp uymaktadır. BM’nin solcusu Capotorti’nin geliştirdiği ve Örgütün kabul ettiği azınlık tanımı şöyledir: “Devlette egemen konumda olmayan ve sayı olarak azınlığı oluşturan, nüfusun çoğunluğunun karakteristiklerinden farklı etnik, dinsel ya da dilsel karakteristiklere doğuştan sahip, aralarında bir dayanışma duygusu bulunan, örtük bir şekilde de olsa varlığını sürdürmek kolektif iradesiyle harekete gecen, fiilen ve hukuken çoğunlukla eşit olmayı amaçlayan bir vatandaşlar grubudur.” Capotorti bir topluluğun azınlık olarak tanımlanması için 6 öğe öngörüyor.Türkiye Kürtleri bu 6 öğeyi taşımaktadır.

1. Türkiye Kürtleri devlette egemen konumda değildir.

2. Türkiye Kürtleri sayı olarak azınlıktadır.

3. Çoğunluğun karakteristiklerinden farklı etnik ve dilsel
Karakteristiklere sahiptir.

4. Aralarında bir dayanışma duygusu vardır.

5. Keza Kürtler varlıklarını sürdürmek kolektif iradesine sahiptir.

6. Türkiye Kürtlerinin amacı ayrılmak değil, çoğunluktaki toplulukla
Fiilen ve hukuken eşit olmaktır. 


Bu 6 öğeye azınlık olmada önemli gördüğüm bir 7. öğeyi eklemek gerekir.

Bu da azınlık topluluklarının devlete egemen toplulukla birlikteliğinin
Kapitalizm öncesi dönemde var olması ve kapitalist ilişkiler oluştuktan
sonra eski birlikteliğin azınlık statüsüne dönüşmesidir. Türklerle
Kürtlerin birlikteliği ortaçağdan beri devam ediyor. Feodal düzendeki
birliktelik, kapitalizme geçişte azınlık statüsüne dönüşmüştür.

*Devlet Kürtleri hangi konumda görüyor?*

Devlet, Kürt siyasal örgütlerinin öne sürdükleri tezlerin tümünü
reddetmektedir
. Onların ne sömürge, ne kurucu asli unsur, ne ayrı bir halk, ne de azınlık olarak tanınmalarını kabul etmek istemiyor. Devlet acısından Kürtler asimile olmaya mahkum ve mecbur Türkiye vatandaşlarıdır. Bugüne kadar uygulanan politika bu anlayış çerçevesinde yürütülmüştür.

1991’de Kürt realitesinin tanınmış olması sonucu değiştirmemiştir. AB üyeliği sürecinde tanınan kimi hakların kullanılması da fiilen olanaksızdır. II – Kürtlerin eşit hakli vatandaş olma ya da ulusal demokratik hak taleplerine hangi toplumsal sınıflar onculuk ediyor.

A. Burjuvazi: Genelde bir halkın ulusal mücadelesine burjuva sınıfı öncülük eder. Burjuvazinin öncülük etmediği ya da desteklemediği bir hareketin uluslaşma sansı yoktur. Türkiye’deki Kürt burjuvazisi tarım ve Ticaret burjuvazisinden oluşur. Tarım burjuvazisi (toprak ağalığı) devlet desteğiyle gelişmiş ve devletle bütünleşmiştir. Ticaret burjuvazisi de Türk sanayi ve ticaret burjuvazisinin temsilcisidir ve onunla bütünleşmiştir. Kürt burjuvazisi Türkiye pazarı dışında kendi ulusal pazarını oluşturmaya istekli değildir. Bu nedenle Kurt burjuvazisinin, Kürtlerin ulusal demokratik taleplerine onculuk etmesi söz konusu olamaz.

B. Köylülük: Kurt bölgesinde köylülüğü oluşturan nüfusun büyük
Çoğunluğu topraksız ve az topraklı köylülerdir. Yapılan incelemede tarım Sektöründe yasayan koylu nüfus içindeki topraksız ailelerin oranının %59 olduğu saptanmıştır. Bunların çoğunluğu (yüzde 47.8)kiracı ya da yarıcıdır. Toprak sahibi olanların yüzde 67’sinin toprağı 50 dönümden azdır. 100-200 Dönüm arasındakilerin oranı yüzde 3.1’dir. 200 dönümden büyük toprak Sahiplerinin oranı ise yüzde 2.5’tir. Bu yapı bağımlılığı birlikte getirdiği için Kürt köylüleri özgür bireyler değildir.Ekonomik ve siyasal bakımdan kapitalizm öncesi kurumları temsil eden güçlü ailelere bağımlıdır. Siyasal bakımdan aktif değildir. Bağımlı olmaktan kurtulmaları toprak ve tarım reformu ile
bireysel üretici konumuna gelmeleriyle mümkündür.

C. Aydınlar: Kürt ulusal demokratik hareketine onculuk eden aydın katmanlardır. Son yıllarda sayıları gittikçe artan Kürt aydınları
ulusal demokratik haklar konusunda son derece duyarlıdırlar. Her alandaki mücadelede öncülük görevini üstlenmişlerdir. Kürt aydın küçük
burjuvazisi temel toplumsal sınıflardan kopuk olduğu için, en sağdan en sola kadar geniş bir yelpazede politika yapmaktadır. Talepleri çok farklıdır. Sınıfsal konumları itibariyle hayalcilikleri ağır bastığı için gerçeklerle bağdaşmayan yönelimler içinde olmaları kaçınılmazdır.

D. Proleter Küçük Burjuvazi: Kürt illerinde tarımda kapitalistleşme surecinin başladığı 1950’den itibaren köylerden şehirlere yönelen göç, güvenlik gerekçesiyle köylerin boşaltılmasıyla en üst düzeye çıktı.

Bugün büyük şehirleri çevreleyen gecekondu bölgelerindeki Kürt nüfus sayısal olarak doğu ve güneydoğuda yasayanlarla ayni düzeydedir. Bunların büyük çoğunluğu sanayi sektörü dışında yari issizler ordusunu
oluşturmaktadır. Ayak isleri ya da küçük esnaf olarak yari aç yari tok bir yasam sürdürmektedirler. Bunlar ne isçi ne de köylüdür. Köylülük değerlerini koruyan bu konumdaki yığınların ‘proleter küçük burjuva’ olarak adlandırılması uygundur. Bunlar, Kürt aydınlarının öncülüğündeki Kürt ulusal demokratik hareketinin aktif destekçisidir.

Sonuç olarak, bugünkü Kürt ulusal demokratik hareketi aydın küçük Burjuvazi ile Kürt proleter küçük burjuva yığınlarının desteklediği bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Bu toplumsal katmanlar sosyolojik konumları gereği duygusal ve kararsızdır. Tutarlı ve müstakar bir politikaları yoktur. Günlük politika geliştirmektedirler. Bu harekete dönük bölücülük suçlamasının nesnel dayanağı yoktur.

III – Kürt ulusal hareketinin ayrılmayı amaçladığı iddiası gerçekçi
değildir.


Çünkü;
a) Kürt burjuvazisi Türk burjuvazisiyle bütünleşmiştir. İsçi sınıfı
yoktur. Kürt Hareketine öncülük eden sosyal katmanların konumu ayrılmaya engeldir.
Nüfus dağılımı da bu amacın gerçekleşmesi için elverişsizdir.

b) Bölge ekonomisi geridir. Sanayi yoktur. İlkel koşullarda yapılan
tarım ve hayvancılık fiilen yok olma noktasına gelmiştir. Bu nesnel ekonomik koşullarda Kürtlerin ayrılıp bağımsız bir devlet kuracakları iddiası dayanaksızdır.

c) Bağımsız bir devleti yönetecek yetişmiş, eğitimli kadroları yoktur.

d) Türkiye Kürtlerinin coğrafi konumları ve bugünkü jeopolitik koşullar
bağımsız bir devlet olarak varlıklarını sürdürmelerine engeldir.
Tüm bu nedenlerle Türkiye Kürtlerine yönelik bölücülük suçlaması
 

Mesnetsiz bir iddiadır. Bunun, politik bir suçlama aracı olarak kullanıldığı açıktır.

IV – Türkiye’de bir sorun haline gelen Kurt sorunu nasıl çözülür?

1. Devlet odaklı bugünkü anayasa ilga edilerek yerine insan odaklı yeni
Bir anayasa yapılmalıdır.

2. Türkiye’de özgürlükçü, insan haklarına saygılı, ırkçılık karşıtı,
çoğulcu, katılımcı, cokkültürlü, laik, hukukun üstünlüğüne ve sosyal
devlet ilkelerine bağlı çağdaş bir demokrasinin eksiksiz bicimde kurulup
İsletilmesi sağlanmalıdır.

3. Bugün uygulanmakta olan ikili devlet sistemine son verilmeli,
Ordunun yetki ve işlevi AB ülkelerindeki standartlara indirgenmelidir.

4. AB üyeliği hedefine bağlı kalarak Kopenhag kriterleri çerçevesinde
Özerk yerinden yönetim sistemi benimsenmeli ve özerk bölgelerin kendi
Meclisleri tarafından yönetilmesine olanak tanıyan düzenlemeler yapılmalıdır.

5. Kürtlerin varlığını, dil, kültür ve anadilde eğitim haklarını
Tanıyacak anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

6. Bir etnik kökene dayalı vatandaşlık tanımı yerine nötr bir
Vatandaşlık tanımı benimsenmelidir. Örneğin (Türkiye Cumhuriyeti devletinin tabiiyetindeki herkes Türkiye vatandaşıdır) gibi yeni bir tanım
benimsenebilir. Bu esaslar çerçevesinde kurulacak demokratik bir düzen içinde ülkenin ve ulusun birliği pekişir ve Kurt sorunu da koklu bicimde çözülür.