Nasıl Bir Anayasa İstiyoruz?*

 Tarık Ziya Ekinci - 18/10/2007 21:31:16 (1240 okunma)


Nasıl Bir Anayasa İstiyoruz?*

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Monarşisi’nin Devamıdır 
Birinci Dünya Paylaşım Savaşında yenilgiye uğrayan Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasını takiben imparatorlukta görev yapan asker-sivil bürokrasisinin öncülüğünde yürütülen Kurtuluş Savaşının kazanılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyetin kurucuları Osmanlı monarşisini tasfiye etmekle birlikte onun devlet geleneğini tevarüs ettiler. Başka türlüsü de mümkün değildi. 6 yüz yıllık bir devlet geleneğinin yok olup buharlaşması söz konusu olamazdı. Kaldı ki, gerek kurtuluş hareketine gerekse Cumhuriyetin kuruluşuna öncülük eden kadrolar Osmanlı devletinin dağılmasından önceki yönetimin en ön saflarında görev almış kimselerdi. Osmanlı yönetim anlayışından tamamen kopuk davranmaları insanın ve eşyanın doğasına aykırıydı. 

Böyle bir sosyo-psikolojik temelde kurulan yeni devlet, padişahlığı ve hilafeti tasfiye etmekle birlikte, bu devletin başında padişahın yetkilerine haiz bir cumhurbaşkanına ihtiyaç vardı. Bu görevin, kurtuluş ve kuruluş hareketlerine liderlik yapan Mustafa Kemal tarafından üstlenilmesi doğaldı. Mustafa Kemal, salt temsil görevi yapan bir cumhurbaşkanı değildi. Devlet yaşamına ilişkin tüm yetkileri kullanıyordu. Onun iradesi ve bilgisi dışında hiçbir devlet görevinin yapılması düşünülemezdi. TBMM kararıyla kendisine Atatürk soyadı verildi ve Milli Şef unvanıyla anıldı. Onun öncülüğünde, devlet buyruğuyla kimi üst yapı reformları yapılmasına ve Batı’nın hukuk sisteminin ithal edilmesine karşın, 1961 yılına kadar ülkede ‘kuvvetler birliği ilkesi’ uygulandı. Yasama,yargı ve yürütmenin denetimindeydi. Monarşik Cumhuriyet pratiğinde, toplumun din işleri de tıpkı padişaha bağlı Şeyhülislamlık kurumu gibi devlete bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülüyordu. Bu gelenek bugün de sürdürülmektedir.

Bu nitelikleriyle kuruluş evresindeki [b]Cumhuriyetin Monarşik Cumhuriyet olarak tanımlanması uygun düşmektedir [/b] (Prof. Ahmet İnsel). Monarşik Cumhuriyetin Osmanlı monarşisinden temel farkı, devleti yönetme yetkisinin bir hanedanın temsilcisine intikal etmemesiydi. Atatürk’ün, 1938’de, ölümünden sonra yerine gelen İsmet Paşa (İnönü) da Osmanlı askeri bürokrasisinden geliyordu. İkinci Cumhurbaşkanı sıfatıyla o da Atatürk’ün yönetim anlayışına sadık kaldı. Kendi adına para bastırdı, ülkeyi tek şef olarak ve ‘kuvvetler birliği’ ilkesine göre yönetti. 

Faşizmin yenilgisiyle sonuçlanan İkinci Dünya Paylaşım Savaşı’ndan sonra değişen dünya koşullarına uyum sağlamak ve ülkedeki sosyal gelişmelerin gereklerini karşılamak için çok partili sisteme geçildi. Devletin temel felsefesinde hiçbir değişiklik yapılmadı. Sınıf partilerinin kurulmasına ve etnik hakların savunulmasına izin verilmedi. Monarşik Cumhuriyetin temel değerleri korundu.

Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar yapılan anayasalarda özde Monarşik Cumhuriyet felsefesine bağlı kalındı. Bu anayasalarda Padişahın ya da otoriter Cumhurbaşkanının yerini soyut bir ‘devlet’ kavramı almaktadır. Temelde bir hizmet örgütü olması gereken devlet, Türkiye Cumhuriyeti anayasalarında, ülkenin ve milletin mutlak sahibi olan kutsal bir varlık olarak tanımlanmaktadır. Çağdaş toplumlarda geçerli olan ‘devlet insan içindir’ ilkesinin aksine bu anayasalar ‘insan devlet içindir’ ilkesini esas almaktadırlar.

Yeni veya sivil bir anayasa yapılması tartışılıyor. Bu anayasanın bundan öncekilerden farklı olabilmesi için adının ne olduğundan çok, mutlaka monarşik cumhuriyet ideolojisinden arındırılmış, ‘devlet insan içindir’ ilkesine bağlı ve onu bir hizmet örgütü olarak algılayan demokratik bir anayasa olmalıdır. 

Bu niteliklere sahip yeni bir anayasanın yapılması için aşağıdaki ilkelerin esas alınması ve bu ilkeler çerçevesinde çalışmalar yapılmasını öneriyorum:

1-Anayasa Hangi Yöntemle Yapılmalıdır? Anayasaların yapılmasında iki yöntem vardır:

A) Ya anayasalar devletle toplum arasında ve devletin buyruğuna göre oluşturulan bir mutabakatla yapılır. Ki bu anayasalar kaçınılmaz olarak otoriter ve buyurgan anayasalardır. 

B) Ya da toplumu oluşturan sınıf ve katmanlarla, farklı etnik, dinsel ve kültürel gruplar arasında sağlanan bir mutabakatla yapılır. İkinci yöntemle yapılan anayasalar doğası gereği demokratik anayasalardır. Biz ikinci yöntemle bir anayasa yapılmasından yanayız. Bu amaçla ‘milli bakiye sistemi’ uygulanarak toplumu en geniş biçimde temsil eden bir kurucu meclis oluşturulmalıdır. 

2- Anayasanın felsefesi: Bugüne kadar yapılan Anayasaların temel felsefesi “Birey devlet içindir” ilkesine dayanmaktadır. Çağdaş demokratik anayasalarda devlet bir hizmet örgütü olarak algılanmaktadır. Diğer bir deyimle çağdaş anayasalar Türkiye Anayasalarının aksine “Devlet birey içindir” ilkesini esas almaktadır. 

Örneğin 1982 Anayasası’nın 14. maddesinde ifadesini bulan anayasanın temel felsefesi şu şekilde formüle edilmiştir. Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, ‘Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü’ bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasadaki bu ifade 14 kez yinelenmiştir. Burada her şeyi yaratan ve her şeye egemen bir devlet öngörülüyor ve onun oluşturduğu bir millet ve sahip olduğu bir ülkeden söz ediliyor. Bu anlayış son tasarıda da yer alıyor.

3- Devlet Milliyetçiliği: Tüm anayasalarda 1925’te Başbakan İsmet İnönü tarafından tarif edilen bir devlet milliyetçiliği anlayışına dayanmaktadır. İnönü şöyle diyor: “Milliyet yegane vasıta-i iltisakımızdır. Diğer anasır Türk ekseriyeti karşısında haizi tesir değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecekleri kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.” Bu anlayışın egemen olduğu bir anayasanın demokratik bir anayasa olarak telakki edilmesi düşünülemez.

4- Anayasada Devlet İdeolojisi: Türkiye’de zihinlerde yerleşik dayatmacı bir devlet ideolojisi vardır. Belli ölçülerde ve değişik formülasyonlarla başta anayasa olmak üzere pek çok yasada ifadesini bulan bu ideolojiyi Büyükanıt Paşa şöyle tanımlıyor: “Türkiye’de kabul edilebilir yegane ortak payda Atatürkçü düşünce sistemidir. Bu ortak paydada birleşmeyen her siyasal hareketin ‘ulusun ve vatanın düşmanı oldukları’ bilinmelidir.”Bu temel ideolojiye aykırı olan düşüncelerin siyaset alanına çıkması ve örgütlü mücadeleye katılması vatan hainliği olarak telakki edildiğine göre yasaktır. Yeni anayasa Atatürkçü düşünce sistemini dayatmaktan uzak olmalıdır.

5- Vatandaşlığın Tanımı: 1924’ten beri yapılan anayasalarda Türkiye’de vatandaş olmak ‘Türk olmak’ koşuluna bağlanmıştır. Bu zorunluluk mutlaka önlenmelidir. Örneğin şöyle bir formülasyon kullanılabilir. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes vatandaştır”

6- Yerel Yönetimlerin Özerkliği ve Yerinden Yönetim İlkesi: Toplumun demokratikleşmesinde temel kural çoğulcuğa saygılı bir katımcılıktır.Katılımcılığın gerçekleşmesi de büyük ölçüde yerel yönetimlerin yerinden yönetim (ademi merkeziyet) ilkesi çerçevesinde uygulanacak bir özerkliğe sahip olmasıyla mümkündür. Bunun en ileri biçimi Eyalet sisteminin benimsenmesi ve eyaletlerin kendi meclislerince yönetilmesidir. Yeni anayasada eyalet sisteminin benimsenmesini öneriyoruz.

7- Kapitalizm Öncesi Kurumların Tasfiyesi: Toplumdaki kapitalizm öncesi kurumların tasfiyesi demokratikleşmenin olmazsa olmaz koşuludur. Bu da anayasada köklü bir toprak ve tarım reformuna olanak sağlayacak bir düzenlemenin yapılması ile gerçekleşebilir. 

8- Militarizm etkisizleştirilmelidir: Türkiye iki başlı bir devlet görünümündedir. Türkiye’nin mutlaka iki başlılıktan kurtarılması gerekir. Aksi halde ülkenin demokratikleşmesi ve çağdaşlaşması mümkün değildir. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti devletini iki başlı olmaktan kurtaracak bir anayasa yapılmalıdır. Bunun gerçekleşmesi de militarizmin etkisizleştirilmesiyle mümkündür. Yapılacak şey ordunun sahip olduğu yetkilerin AB ülkelerindeki orduların normları çerçevesinde sınırlandırılmasıdır.

9- MGK Kaldırılmalıdır.

10- Yargı AB normları Çerçevesinde bağımsızlaştırılmalıdır

11- Her Eyaletin İlköğretim ve Lise eğitimini özgürce yönetme yetkisi tanınmalıdır.

12- Türkçe’den başka dillerde eğitim yapma özgürlüğü ve siyasal propaganda yapma hakkı tanınmalıdır. 

*Bilgi Üniversitesi / 06. 10. 2007