SEÇİM SONUÇLARINA İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME



                                                             

            Seçim sonuçlarını değerlendirirken öncelikle seçimin tek galibi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (Ak parti) nicel gücünün dayanakları ve sosyolojik konumunu değerlendirilmeli.  

            AK parti, Recep Tayip Erdoğan’ın başkanlığında ve onun düşünsel hâkimiyeti altında geçirdiği 13 yıllık iktidarı boyunca toplumda iki önemli konum sağlamıştır. İlk olarak kendi özgün ideolojisine bağlı etkin bir ticaret ve sanayi burjuvazisi ile güçlü bir Orta Sınıf oluşturdu. Parti ideolojisinin taşıyıcısı olan bu yeni katmanlar AKP iktidarının toplumda kök salmasını sağlayan en büyük dayanak oldu. İkinci olarak da, Sayın Erdoğan’ın yönlendirmesiyle, Ak Parti toplumda kültürel ve ideolojik bir hegemonya kurdu. AK Parti’nin toplumda kök salmasını ve büyük çoğunlukla bütünleşmesini sağlayan bu iki temel dayanak, örgütü Türkiye siyasal yaşamının rakipsiz bir partisi konumuna yükseltti.

                        Bugünkü nesnel koşullarda AK Parti iktidar yarışında rakipsiz bir konuma sahiptir.  Sayın Erdoğan Ak partinin dayandığı Türk-İslam ideolojisini yaygınlaştırırken MHP’nin şoven milliyetçi politikasını da dayanaksız bıraktı. CHP ise geçmişte yaşayan ulusalcı Kemalist kalıplar içinde toplumdan kopuk ve donmuş bir şekilde varlığını koruyor. Kendisini tekrarlamaktan öteye bir gelişme gösteremediği için AK Parti ile rekabet etmesi olanaksız.

                        Siyaseten donmuş bugünün Türkiye’sinde toplumsal gelişmeye öncülük edecek ve AK parti ile rekabet edecek tek siyasal güç hukukun üstünlüğüne bağlı özgürlükçü ileri bir radikal demokrasi hareketidir. Bu hareketin siyasal yaşamdaki karşılığı şimdilik HALKLARIN DEMOKRASİ PARTİSİ’DİR (HDP). Ancak HDP’nin yeni ve deneyimsiz olması, eklektik yapısı ve PKK’nin gölgesinde kaldığı algısı nedeniyle kısa sürede AK PARTİ ile rekabet edecek bir siyasal güç olması beklenmemeli.

                        Buna karşın, HDP 7 Haziran seçimlerine örgüt olarak katıldı ve 13 yıl boyunca tek başına iktidar olan AK Partiyi tahtından indirmeyi başaran ilk siyasal parti oldu.

 

      Erdoğan ve AK Parti HDP’yi Tek Rakip Parti Olarak Görüyor

      1Kasım seçim kampanyasının mimarı ve gerçek yürütücüsü olan Recep Tayip Erdoğan HDP’ye karşı saldırgan bir üslup kullanarak ve sahip olduğu iktidar olanaklarını sonuna kadar seferber ederek HDP’yi geriletmeyi başardı. Ve AK Partinin yeniden tek başına iktidar olmasını sağladı. Bunun için saldırı, korku ve Kaos stratejisini kullandı.

  • HDP’nin parti olarak seçimlere katılma kararı alması ile birlikte ortaya çıkacak sonuçları tahmin eden Sayın Erdoğan önce barış sürecini rafa kaldırdığını ilan etti. Sonra da üç yıldan beri devam eden çatışmasızlık dönemine son verdi.
  • 7 Haziran kampanyası boyunca HDP’lilere ve HDP binalarına cana ve mala kast eden saldırılar yapıldı. Bu saldırılar devletçe himaye gördü ve saldırganlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı.
  • Sayın Erdoğan 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra PKK’ye karşı savaş kararı aldı. PKK’nin de savaş çağrısına olumlu yanıt vermesi Erdooğan’ın kaos siyaseti için güçlü bir destek oldu. PKK’nin savaş çağrısını kabul etmesi demokrasi cephesini zaafa uğrattı.  Büyük bir basiretsizlikti.    
  • HDP Erdoğan ve Davutoğlu tarafından PKK ile özdeş gösterildi. Yandaş medya aracılığı ile bir terör örgütü olduğu algısı yaratıldı. HDP dışlandı ve kriminalize edildi.
  • HDP’nin gayri milli ve halk düşmanı bir parti olduğu iddiası da ayni sıklıkla yinelendi. Bu suçlamalar yaygınlaştırıldı. Kamuoyunda HDP=PKK=Şiddet algısı oluşturuldu.
  • Bu ağır husumet ortamında 5 Haziran’da Diyarbakır mitinginde HDP’ye ilk büyük bombalı saldırı yapıldı, 4 kişi öldü, yüzlerce insan yaralandı, pek çoğu sakat kaldı. 20 Haziran’da Suruç’ta yine HDP’ye yakın gençlere bir terör saldırısı düzenlendi. 34 genç hayatını kaybetti, pek çoğu yaralandı.  10 Ekim’de ise Ankara’da ‘BARIŞ, EMEK VE DEMOKRASİ’ mitingi için toplanan HDP yandaşlarına yapılan terörist saldırıda 102 aydın hayatını kaybetti, yüzlercesi de yaralandı. Bu son olayın geçtiği günlerde seçim kampanyasını izlemek için Türkiye’de bulunan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) heyetinin başkanı Andreas Gross gazetecilere ‘Ankara katliamının güvenlik güçlerinden habersiz olarak yapılması imkânsızdır.’ dedi.  Gross bu açıklamanın ardından “Böylesine güçlü güvenlik kurumları olan bir ülkede, böylesine güçlü güvenlik servisi olan bir ülkede, birisinin bu kurumun bilgisi olmadan böyle bir saldırıyı yapabileceğini düşünüyor musunuz?” diye sormaktan kendisini alamadı. (Hürriyet Gazetesi, 06. 11. 2015)  
  • TBMM’de AKP, MHP’nin de desteğini alarak HDP’yi izole etmeye girişti. Ve HDP Koalisyon görüşmelerinde yok sayıldı.
  • Basın yayın organlarında HDP sözcülerinin konuşmaları ve tartışma toplantılarına katılmaları fiilen yasaklandı. 7 Haziran seçimlerinin aksine hiçbir TV kanalı HDP sözcülerini davet etme cesaretini gösteremedi. Büyük bir TV kanalının sözcüsü “HDP’den bir konuşmacı çağıramıyoruz” diye itirafta bulundu.
  • Doğu ve Güneydoğu’da savaş bütün şiddetiyle sürdürüldü. Şehir, kasaba ve mahallelerde sık, sık “dışarı çıkma yasağı” ilan edildi. Bölgeden peş peşe ‘faili meçhul’ cinayet haberleri geliyordu. Halkla temas etmek ve Seçim çalışması yapmak HDP için imkânsızdı. HDP’li milletvekilleri, hatta Kabinedeki iki Bakan yasak şehir ilan edilen Cizre’ye sokulmadı.
  • Erdoğan, Davutoğlu ikilisinin belirlediği KAOS stratejisi uyarınca koalisyon görüşmeleri usta manevralarla geçiştirilerek bir ortaklık hükümetinin kurulması önlendi. Ve Sayın Erdoğan Anayasa’nın 116/2 maddesini işleterek ülkeyi yeniden seçime götürdü
  • HDP, bu tehlikeli ortamda üye ve yandaşlarının güvenliğini sağlamanın mümkün olmadığı düşüncesiyle meydanlarda ve salonlarda seçim toplantıları yapmaktan imtina etti. Diğer partiler rahatça seçim çalışmaları yaparken HDP hiçbir çalışma yapmadı, yapamadı. Seçim kampanyası boyunca pasif kalarak halkın sağduyusuna güvenmekle yetindi.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti sözcüleri “Türkiye koalisyonlarla yönetilemez.  Aksi halde ekonomi rayından çıkar, iş hayatı sekteye uğrar, yatırımlar geriler, işsizlik artar” yollu tehditlerle kamuoyunda büyük bir korku ve endişe yaratmayı başardılar.
  • Sayın Erdoğan, HDP’nin tabanını oluşturan Kürt seçmenleri caydırmak için Bölgede etkinliği olan ŞEYH, AĞA, TARİKAT ERBABI ve AŞİRET Liderlerini Saray’da topladı. Bu zevatın uçak paraları ve özel masrafları “gizli ödenekten” karşılandı. Ankara’da özel şekilde ağırlandılar. Doğu ve Güneydoğu’da çözülmeye başlayan feodal ilişkiler canlandırılmak isteniyordu. Halk yığınları, yeniden, devlet otoritesini arkasına alan feodal güçlerin denetimi altına girmeye zorlanıyordu. Son yıllarda Kürdistan’da yükselen sekülerleşme dalgası sayesinde eski günlere dönmek kolay değildi. Ama henüz manevi otoritesini tamamen kaybetmeyen feodal liderlerin köylü üzerindeki etkisinden yararlanmak mümkündü. Böylece HDP, Bölgede yüzde onlara varan bir oy kaybına uğratıldı.
  • Doğu ve Güneydoğu’da halk silahlı özel harekâtçıların oluşturduğu korku ortamında,  Feodal liderlerin ve AKP’li feodal adayların baskısı altında oy kullanmak zorundaydı. Bu nedenle 1 Kasım’da katılım düştü. Bu da AK Partinin yararına, HDP’nin zararına oldu.
  • Düşünsel ve eylemsel yöntemlerle oluşturulan KAOS ortamında istikrarlı bir hükümetin ancak tek parti iktidarı ile mümkün olduğu düşüncesi yaygılaştırıldı. Halk savaş, istikrarsızlık ve KAOS korkusuyla tek başına iktidar olma şansına sahip olduğu düşüncesiyle AK Partiyi iktidara getirdi.    
  • Sayın Erdoğan, yıkım, şiddet, faili meçhul cinayet ve yasaklarla yürüttüğü savaşta iki yönlü bir kazanç sağlamayı amaçlıyordu. Bir yandan HDP’yi geriletiyor, diğer yandan da milliyetçi vurgular yaparak ve baskı dozunu arttırarak, MHP’yi en büyük kozundan yoksun bırakmak suretiyle onun oylarını AKP’ye imale ediyordu.  

          Sonuç olarak yaratılan korkulu kaos ortamından yararlanan AK parti 1 Kasım’da MHP’den ve HDP’den apardığı oylarla %49.8 oranında oy almak suretiyle tek başına iktidar olmayı başardı.

          Başkanlık sistemi tasvip görmediği için 1 Kasım’da gündeme gelmedi. Ama Başkanlık sevdasından asla vazgeçmeyen Sayın Erdoğan, seçimlerden hemen sonra, AK parti yöneticilerini de arkasına alarak Başkanlık sistemini yeniden ülke gündemine getirdi. Yeni Anayasa çalışmalarında AK parti için Başkanlık sisteminin belirleyici bir unsur olarak devam edeceği kesin görülüyor. Anlaşılan Sayın Erdoğan ve yandaşları açısından HDP’nin önünü kesmek ve AK parti’nin tek başına iktidar olmasını sürdürmek amacıyla Türk tipi otoriter Başkanlık sistemine geçmekten başka bir yol yoktur. Bu hedefe ulaşmak için her yol denenecek, demokrasi güçlerine karşı amansız bir mücadele yürütülecektir. 

          Bu tehlikeli gidişi önlemek ve Türkiye’nin önünü açmak demokrasi güçlerine düşen bir sorumluluktur. Yıllarca devam edecek karanlık bir dönemin önüne geçmektir. Bu ağır görevin başarıya ulaşması, ancak, demokrasi güçlerinin otoritarizme karşı bir bütün olarak örgütlü ve etkin bir mücadele yürütmeleriyle mümkündür.

          Bu sorumluluğun bilinçle algılanması ve gereğinin yapılması dileğiyle…