TEKLİK BİRLEŞTİRİCİ DEĞİL BÖLÜCÜDÜR

 Hüseyin Çakır - 01/11/2005 21:34:46 (537 okunma)


TEKLİK BİRLEŞTİRİCİ DEĞİL BÖLÜCÜDÜR

Türkiye garip bir ülkedir; ileri ve çağdaş düşüncelerle gerici ve tutucu düşünceler birlikte savunulabildiği gibi, modern ve çağdışı değerler de bir arada yaşayabilmektedir. Bunun en belirgin örneğini vatandaşlık ve ulus kavramlarına dönük yaklaşımlarda görüyoruz. Örneğin, 1991’de Başbakan Süleyman Demirel Diyarbakır’da devlet adına yaptığı açıklamada “...Türkiye Kürt realitesini tanımak zorunda. Artık ‘Sen Kürt değilsin, Orta Asya’dan beraber yola çıktık, dillerimiz yolda değişti’ falan diyemeyiz. Bu devleti beraber kurduk” diyerek modern vatandaşlığa doğru ilk adımı atmıştır. 
Yine Başbakan Demirel 1992’de Budapeşte’de Uluslararası Basın Enstitüsü Genel Kurulunda Anayasal Vatandaşlık kavramına sahip çıkmış ve “...anayasal vatandaşlık bağı ile bir devlete bağlı olan her bireyin (...) kendi etnik kimliğini arayıp, koruması vatandaş olarak meşru hakkıdır.” açıklamasını yapmıştır. 
Alman düşünür Habermas’ın geliştirdiği anayasal vatandaşlık kavramı, çokkültürlü ülkelerde var olan dil, kültür ve etnik çeşitliliğin eşitlik içinde ve bütünlük bilinci çerçevesinde algılanması gereken modern bir anlayıştır. Örneğin, anayasal vatandaşlık kavramına göre, Türkiye’deki Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkezler vb. halkların dil, kültür ve etnik haklar konusunda eşit haklara sahip olmaları ve bunun bir bütünlük anlayışı içinde uygulanması gerekir.
Demirel’in devlet adına yaptığı bu açıklamalar, Türkiye’de genel kabul görüyor, basında, kamuoyunda ve bürokraside olumlu tepkiler alıyor. Diğer bir deyimle Türkiye vatandaşlık ve ulus anlayışında köklü bir değişiklik yapıyor. Toplumu oluşturan çeşitli etnik, dilsel, dinsel ve kültürel toplulukların kimlik, dil inanç ve kültür hakları konusunda ayırım yapmadan eşit biçimde yaklaşan modern bir vatandaşlık anlayışı ile bu çeşitliliğe dayalı çokkültürlü, çağdaş bir ulus anlayışını benimsemiş oluyor.
AB aday üyeliğinin bir gereği olarak 2003’te kurulan Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’na bağlı sosyal haklar grubunun hazırladığı Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu ÜST KİMLİK VE ALT KİMLİK kavramları ile anayasal vatandaşlık kavramına yeni bir açılım getiriyor. Raporu kaleme alan Prof. Baskın Oran, Türkiye’de yaşayan farklı etnik ve dinsel toplulukların farklılıklarına saygılı bir vatandaşlık anlayışının (modern vatandaşlık) uygulanabilmesi için her topluluğun eşitlik içinde Türkiyelilik Üst Kimliğine bağlı alt kimlikler olarak benimsenmeleri gerektiğini öneriyor. Buna göre, Türkiye’de yaşayan Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler vb. toplulukların her biri alt kimliklerdir. Diğer bir deyimle Türkiyelilik (Türklük) üst kimliği içinde bulunan alt kimliklerden Türkler, Kürtler, Çerkezler, vb. azınlıklar, hak ve ödevler bakımından eşit olmalı ve eşit muamele görmelidirler. Sayın Oran, Mustafa Kemal’in, Kurtuluş Savaşı boyunca çeşitlilik içinde birliği sağlamak için Türkiye Halkı, Türkiye Milleti ve Türkiye Devleti deyimlerini kullanmaya özen gösterdiğine vurgu yapmış ve “teklik birleştirici değil, bölücüdür” yargısına varmıştır. 
Ne var ki, Danışma Kurulunun onayından geçen bu rapor, 1 Kasım 2004 günü, Başkan Prof. Kaboğlu tarafından basına açıklanırken, gerici bir üyenin saldırısına uğramış ve bölücülükle suçlanarak yırtılıp atılmıştır. Raporun içeriği kimi hükümet üyeleri tarafından da suçlandığı için raportör Prof. Oran hakkında bölücülük suçlamasıyla kovuşturma açılmış ve Kurul hükümet kararıyla dağıtılmıştır. Oysa, sayın Oran’ın geliştirdiği ‘üst kimliğe’ bağlı alt kimlikler’ önerisi , Başbakan Süleyman Demirel’in 13 yıl önce devlet adına taahhüt ettiği ‘anayasal vatandaşlık’ kavramı ile eşanlamlı bir öneridir. 
Böylece, 14 yıl önce, Kürtlerin varlığı ve ‘anayasal vatandaşlık hakları’ kabul edilerek Türkiye’de modern vatandaşlık ve çağdaş ulus dönemi başlatıldığı halde, 2004 yılında, resmi bir kurulun hazırladığı ‘azınlık hakları raporu’ reddedilerek geriye dönüş başlatılmıştır. Türkiye yine herkesi Türk sayan tek tip vatandaşlık ile tek kültürlü homojen ulus anlayışına dönmek arzusundadır. 
Hükümetin olumsuz tutumu ile başlayan bu geri dönüş süreci, devlet kurumlarını da kapsayacak biçimde yaygınlaşmaktadır. Nitekim, 19 Temmuz 2005 günü, Genelkurmay adına basın açıklaması yapan Org. İlker Başbuğ, Kürt aydınlarının basın açıklamasını hedef almış ve Kürt aydını deyimini kullanmalarını bölücülükle suçlamıştır.Bu ve benzeri davranışlar, modern vatandaşlık ve çağdaş ulus kavramlarından vazgeçilerek tek kültürlü homojen bir ulus oluşturmak için otoriter ve baskıcı bir yönetime dönme isteğinin ilk belirtileridir. 
Modern ve çağdaş bir ulus söylemiyle tek kültürlü homojen bir ulus-devleti yaşatma ve sürdürme isteğini bağdaştırmak mümkün değildir. Türkiye bu iki statü arasında seçim yapmak zorundadır. Ya modern, çokkültürlü, çağdaş bir ulus olmanın gereklerini yapacak ya da içine kapanık bir üçüncü dünya ülkesi olarak varlığını sürdürecektir.Unutmamak gerekir ki, hiç kimsenin, ama hiç kimsenin, Türkiye’yi çifte standartlı ve kişiye göre tanımlanan, çağdışı amorf bir devlet olarak göstermeye ve başlattığı modernleşme sürecinden geri çevirmeye hakkı ve yetkisi yoktur. 

1-T.Ziya Ekinci, Türkiye’nin Kürt Siyasetine Eleştirel Yaklaşımlar, S:156
2- Pulat Tacer, Kültürel Haklar, 1996, Gündoğan Yayınları, S:137-138