1 Mayıs : Kaçma kovalamaca bayramı !


1 Mayıs : Kaçma kovalamaca bayramı !

Yaygın olarak  bilindiği gibi  memleketimizde yakın tarihli  ilk kitlesel kutlamalar 1976 yılında gerçekleşmiş , 1977 ‘de Taksim meydanında gerçekleşen provokasyon   ise  sol ve demokratik siyasetler  açısından çok büyük  kırılmaya yol açmış , 1980  12 Eylül darbesine kadar da geniş kitlelerin siyasetten uzaklaştığı bir dönem yaşanmıştır. Hiç şüphesiz 77  yılındaki olayların tam aydınlatılamamış olması , diğer yandan geçmiş yaşanmışlıklara endeksli sert tartışmalar üzerinden ilerlemeye çalışmak, günümüzün siyasal aktörler ve bireylerinde  değişimi anlamaktan çok tarihsel acılara sahip çıkmak refleksini geliştirmiştir. Oysa herhangi bir konuda tarih bilincine sahip olmak , geleceğe doğru yürürken  hep elimizin altında bulunması gereken ve her yeni  bulguda  yeniden kaleme alınması gereken bir klavuzdur.

1980  darbesi ise çalışanların tüm kazanımlarını diğer demokratik hak ve özgürlüklerle birlikte ortadan kaldırmış, o güne kadar oluşan dayanışma, hak talebi ne varsa tuzla buz olmuştur. 80’lerin sonlarına doğru her Taksim meydanına çıkma çabası polisiye bir olay olarak algılanmış ,sorunları ifade edebilmek şöyle dursun bir kaçma kovalamaca günü haline gelmiştir.

Geçen yıllar içinde 1 Mayıs , esen küresel rüzgarların etkileri ,evrensel kabullerin yaygınlaşması ,soğuk savaşın bitmesi gibi  birçok nedenle çalışanların sorunlarını ifade edebildikleri  dayanışmayı yeniden kurmaya çalıştıkları bir güne dönüşmeye başlamıştır. İktisadi ve siyasi hayat alabildiğine karmaşıklaşmış ,kapitalizmin başlangıç dönemlerinde bilinmeyen  çok farklı sorunlar ortaya çıkmıştır.Sorun artık en genel hatlarıyla tanımlanması yapılmış kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri ifade etmekten çok daha büyüktür. Sermaye açısından siyasi sınırların anlamını yitirmesi ile çalışanların nitelikli emeğe sahip olup olmamaları çok farklı durumlar ve eşitsizlikler yaratmaktadır.  Sanayi devriminin yarattığı koşullarda 8 saatlik iş günü için mücadele etmek, çalışanlarda  ne azından somut koşullarını değiştirebilme umudu yaratıyordu.Bu gün ise çekişmeler, aç gözlülükler nedeniyle  bir anlamı ile sınıf mücadeleleri devam ediyorken ,çevre kirliliğinin tüm canlı hayatı yok etme riski herkesi etki altına alan en önemli sorunlardan biri olarak karşımızda duruyor. İnsan hakları ihlalleri hiç beklemediğiniz yerlerde ,farklı biçimlerde karşınıza çıkabiliyor. İnsanlar gezegenin herhangi bir yerinde kültürü, rengi ,inancı ,cinsiyeti  velhasıl seçimleri nedeniyle hak ihlallerine uğrayabiliyor.  Daha da çok sıralanabilecek binlerce sorun ve durum karşısında,  bu günün koşullarında 1 Mayıs,  daha iyi şartlarda yaşama-çalışma  , temiz su ve yiyecek kaynakların eşit haklılıkla ulaşma gibi bir anlam değişikliğine uğruyor.  

Günlük hayatımıza katılan teknolojik yenilikler, iletişim olanakları, kişisel ilişkilerimizi ,alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyorsa değişen her şey gibi siyasal algı ve tutumlarımız da değişiyor. İsteyen her bireyin özne olabilmesinin yolları açılıyor. Baskı rejimleri iletişim kanallarını istedikleri gibi denetlemeye ,engellemeye çalışsın , başka olanaklar araçlar sürekli ortaya çıkıyor. Kamuoyu yaratmaya yönelik çabalar her meşru siyasetin olmazsa olmaz çalışma alanı haline geliyor. 1 Mayıs’ın yasal olarak kutlanması, adıyla sanıyla “Emek ve Dayanışma Günü “ olarak  resmi tatil günü ilan edilmesi( Resmi Gazete 27 Nisan 2009 Sayı: 27.212) ,hem de muhafazakar demokrat olduğunu ifade eden  bir hükümet döneminde yapılmış olması kendine yakın kesimler dışındakilere de ulaşma çabasıdır. Özgürlükleri evrensel normlar seviyesine yükseltmeye çalışarak geniş toplumsal kesimlere yönelik bir meşruiyet inşa etme çabasıdır. 2009 ‘dan beri resmi tatil olan, Taksim’de gerçekleşen etkinlikler 1980 darbesinin yasaklarının kaldırıldığının çok açık bir ifadesidir.

2013 yılına, her şey bir yana otuz yıllık savaşın bitmesine yönelik çok önemli adımların atılması damgasını vurmuştur. Silahların susması siyasetin önün açılması , salt partililerin değil herkesin fikirlerini söyleyebileceği ortamların yolunu açmıştır. Eğer her yıl kutlamaları için bir tema verilseydi bu yılınki “Barış,Barış, Barış” olurdu.  Çok başında olduğumuz böylesi bir süreçte çatışmalara ,gerginliklere ,kadim devlet etme geleneğinden kaynaklı davranışları canlandıracak zıtlıklardan kaçınarak, barıştan, insanca bir yaşamdan  söz edilebilecek olanaklar yaratmaya çalışmak , şiddeti dışlayan demokratik bir siyasallaşmanın önünü açmaya çalışacak bir tutum takınmak çok daha önemlidir.  Siyasette değişen koşullar karşısında ,çağın temel değişim değerleri üzerinden biçimlenen, tekrar tekrar gözden geçirilen ve her merhalede yeniden düzenlenen tutumlar fikir ve değerlerinizin yaygınlaşmasını , geniş kitlelerce kabul görülmesini sağlar. Sendikalı çalışan sayısının 1980 öncesinin çok gerisinde olduğu ,çalışanların bin bir sorunun  olduğu günümüzde  ifade ve iletişim olanaklarını getirip aşılmış eski bir yasağın duvarına vurmasına yol açmak doğru bir tutum değildir.

2009 yılı 1 Mayıs’nda bir miktar  zorlayarak da olsa Taksim’e girilmesi resmi bayram ilan edilmiş bir günde anlamsız hale gelmiş bir yasağın ortadan kaldırılmasına yönelik önemli bir katkıydı. Bu gün ise inşaat nedeni ile bu yıl  kutlama yapılması , katılımcıların güvenliğinin alınması konusunda sorunların olacağının bilinmesine rağmen sendikaların ısrarlı olması anlaşılır değildir.

Bir günde olsa seyahat özgürlüklerine sınırlar getirmek de, yurttaş haklarının evrensel normlarda olmasına için uğraşılan yeni anayasa sürecinde yasaklara dayanmaya çalışmak da pek anlaşılır değildir.

Tüm çalışanların “Emek ve Dayanışma Günü” kutlu olsun.

 

 





 

 Yaygın olarak  bilindiği gibi  memleketimizde yakın tarihli  ilk kitlesel kutlamalar 1976 yılında gerçekleşmiş , 1977 ‘de Taksim meydanında gerçekleşen provokasyon   ise  sol ve demokratik siyasetler  açısından çok büyük  kırılmaya yol açmış , 1980  12 Eylül darbesine kadar da geniş kitlelerin siyasetten uzaklaştığı bir dönem yaşanmıştır. Hiç şüphesiz 77  yılındaki olayların tam aydınlatılamamış olması , diğer yandan geçmiş yaşanmışlıklara endeksli sert tartışmalar üzerinden ilerlemeye çalışmak, günümüzün siyasal aktörler ve bireylerinde  değişimi anlamaktan çok tarihsel acılara sahip çıkmak refleksini geliştirmiştir.Oysa herhangi bir konuda tarih bilincine sahip olmak , geleceğe doğru yürürken  hep elimizin altında bulunması gereken ve her yeni  bulguda  yeniden kaleme alınması gereken bir klavuzdur.

1980  darbesi ise çalışanların tüm kazanımlarını diğer demokratik hak ve özgürlüklerle birlikte ortadan kaldırmış  ,o güne kadar oluşan dayanışma , hak talebi ne varsa tuzla buz olmuştur. 80’lerin sonlarına doğru her Taksim meydanına çıkma çabası polisiye bir olay olarak algılanmış ,sorunları ifade edebilmek şöyle dursun bir kaçma kovalamaca günü haline gelmiştir.

Geçen yıllar içinde 1 Mayıs , esen küresel rüzgarların etkileri ,evrensel kabullerin yaygınlaşması ,soğuk savaşın bitmesi gibi  birçok nedenle çalışanların sorunlarını ifade edebildikleri  dayanışmayı yeniden kurmaya çalıştıkları bir güne dönüşmeye başlamıştır. İktisadi ve siyasi hayat alabildiğine karmaşıklaşmış ,kapitalizmin başlangıç dönemlerinde bilinmeyen  çok farklı sorunlar ortaya çıkmıştır.Sorun artık en genel hatlarıyla tanımlanması yapılmış kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri ifade etmekten çok daha büyüktür. Sermaye açısından siyasi sınırların anlamını yitirmesi ile çalışanların nitelikli emeğe sahip olup olmamaları çok farklı durumlar ve eşitsizlikler yaratmaktadır.  Sanayi devriminin yarattığı koşullarda 8 saatlik iş günü için mücadele etmek, çalışanlarda  ne azından somut koşullarını değiştirebilme umudu yaratıyordu.Bu gün ise çekişmeler, aç gözlülükler nedeniyle  bir anlamı ile sınıf mücadeleleri devam ediyorken ,çevre kirliliğinin tüm canlı hayatı yok etme riski herkesi etki altına alan en önemli sorunlardan biri olarak karşımızda duruyor. İnsan hakları ihlalleri hiç beklemediğiniz yerlerde ,farklı biçimlerde karşınıza çıkabiliyor. İnsanlar gezegenin herhangi bir yerinde kültürü, rengi ,inancı ,cinsiyeti  velhasıl seçimleri nedeniyle hak ihlallerine uğrayabiliyor.  Daha da çok sıralanabilecek binlerce sorun ve durum karşısında,  bu günün koşullarında 1 Mayıs,  daha iyi şartlarda yaşama-çalışma  , temiz su ve yiyecek kaynakların eşit haklılıkla ulaşma gibi bir anlam değişikliğine uğruyor.  

Günlük hayatımıza katılan teknolojik yenilikler, iletişim olanakları, kişisel ilişkilerimizi ,alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyorsa değişen her şey gibi siyasal algı ve tutumlarımız da değişiyor. İsteyen her bireyin özne olabilmesinin yolları açılıyor. Baskı rejimleri iletişim kanallarını istedikleri gibi denetlemeye ,engellemeye çalışsın , başka olanaklar araçlar sürekli ortaya çıkıyor. Kamuoyu yaratmaya yönelik çabalar her meşru siyasetin olmazsa olmaz çalışma alanı haline geliyor. 1 Mayıs’ın yasal olarak kutlanması, adıyla sanıyla “Emek ve Dayanışma Günü “ olarak  resmi tatil günü ilan edilmesi( Resmi Gazete 27 Nisan 2009 Sayı: 27.212) ,hem de muhafazakar demokrat olduğunu ifade eden  bir hükümet döneminde yapılmış olması kendine yakın kesimler dışındakilere de ulaşma çabasıdır. Özgürlükleri evrensel normlar seviyesine yükseltmeye çalışarak geniş toplumsal kesimlere yönelik bir meşruiyet inşa etme çabasıdır. 2009 ‘dan beri resmi tatil olan, Taksim’de gerçekleşen etkinlikler 1980 darbesinin yasaklarının kaldırıldığının çok açık bir ifadesidir.

2013 yılına, her şey bir yana otuz yıllık savaşın bitmesine yönelik çok önemli adımların atılması damgasını vurmuştur. Silahların susması siyasetin önün açılması , salt partililerin değil herkesin fikirlerini söyleyebileceği ortamların yolunu açmıştır. Eğer her yıl kutlamaları için bir tema verilseydi bu yılınki “Barış,Barış, Barış” olurdu.  Çok başında olduğumuz böylesi bir süreçte çatışmalara ,gerginliklere ,kadim devlet etme geleneğinden kaynaklı davranışları canlandıracak zıtlıklardan kaçınarak, barıştan, insanca bir yaşamdan  söz edilebilecek olanaklar yaratmaya çalışmak , şiddeti dışlayan demokratik bir siyasallaşmanın önünü açmaya çalışacak bir tutum takınmak çok daha önemlidir.  Siyasette değişen koşullar karşısında ,çağın temel değişim değerleri üzerinden biçimlenen, tekrar tekrar gözden geçirilen ve her merhalede yeniden düzenlenen tutumlar fikir ve değerlerinizin yaygınlaşmasını , geniş kitlelerce kabul görülmesini sağlar. Sendikalı çalışan sayısının 1980 öncesinin çok gerisinde olduğu ,çalışanların bin bir sorunun  olduğu günümüzde  ifade ve iletişim olanaklarını getirip aşılmış eski bir yasağın duvarına vurmasına yol açmak doğru bir tutum değildir.

2009 yılı 1 Mayıs’nda bir miktar  zorlayarak da olsa Taksim’e girilmesi resmi bayram ilan edilmiş bir günde anlamsız hale gelmiş bir yasağın ortadan kaldırılmasına yönelik önemli bir katkıydı. Bu gün ise inşaat nedeni ile bu yıl  kutlama yapılması , katılımcıların güvenliğinin alınması konusunda sorunların olacağının bilinmesine rağmen sendikaların ısrarlı olması anlaşılır değildir.

Bir günde olsa seyahat özgürlüklerine sınırlar getirmek de, yurttaş haklarının evrensel normlarda olmasına için uğraşılan yeni anayasa sürecinde yasaklara dayanmaya çalışmak da pek anlaşılır değildir.

Tüm çalışanların “Emek ve Dayanışma Günü” kutlu olsun.

 

 

 Yaygın olarak  bilindiği gibi  memleketimizde yakın tarihli  ilk kitlesel kutlamalar 1976 yılında gerçekleşmiş , 1977 ‘de Taksim meydanında gerçekleşen provokasyon   ise  sol ve demokratik siyasetler  açısından çok büyük  kırılmaya yol açmış , 1980  12 Eylül darbesine kadar da geniş kitlelerin siyasetten uzaklaştığı bir dönem yaşanmıştır. Hiç şüphesiz 77  yılındaki olayların tam aydınlatılamamış olması , diğer yandan geçmiş yaşanmışlıklara endeksli sert tartışmalar üzerinden ilerlemeye çalışmak, günümüzün siyasal aktörler ve bireylerinde  değişimi anlamaktan çok tarihsel acılara sahip çıkmak refleksini geliştirmiştir.Oysa herhangi bir konuda tarih bilincine sahip olmak , geleceğe doğru yürürken  hep elimizin altında bulunması gereken ve her yeni  bulguda  yeniden kaleme alınması gereken bir klavuzdur.

1980  darbesi ise çalışanların tüm kazanımlarını diğer demokratik hak ve özgürlüklerle birlikte ortadan kaldırmış  ,o güne kadar oluşan dayanışma , hak talebi ne varsa tuzla buz olmuştur. 80’lerin sonlarına doğru her Taksim meydanına çıkma çabası polisiye bir olay olarak algılanmış ,sorunları ifade edebilmek şöyle dursun bir kaçma kovalamaca günü haline gelmiştir.

Geçen yıllar içinde 1 Mayıs , esen küresel rüzgarların etkileri ,evrensel kabullerin yaygınlaşması ,soğuk savaşın bitmesi gibi  birçok nedenle çalışanların sorunlarını ifade edebildikleri  dayanışmayı yeniden kurmaya çalıştıkları bir güne dönüşmeye başlamıştır. İktisadi ve siyasi hayat alabildiğine karmaşıklaşmış ,kapitalizmin başlangıç dönemlerinde bilinmeyen  çok farklı sorunlar ortaya çıkmıştır.Sorun artık en genel hatlarıyla tanımlanması yapılmış kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri ifade etmekten çok daha büyüktür. Sermaye açısından siyasi sınırların anlamını yitirmesi ile çalışanların nitelikli emeğe sahip olup olmamaları çok farklı durumlar ve eşitsizlikler yaratmaktadır.  Sanayi devriminin yarattığı koşullarda 8 saatlik iş günü için mücadele etmek, çalışanlarda  ne azından somut koşullarını değiştirebilme umudu yaratıyordu.Bu gün ise çekişmeler, aç gözlülükler nedeniyle  bir anlamı ile sınıf mücadeleleri devam ediyorken ,çevre kirliliğinin tüm canlı hayatı yok etme riski herkesi etki altına alan en önemli sorunlardan biri olarak karşımızda duruyor. İnsan hakları ihlalleri hiç beklemediğiniz yerlerde ,farklı biçimlerde karşınıza çıkabiliyor. İnsanlar gezegenin herhangi bir yerinde kültürü, rengi ,inancı ,cinsiyeti  velhasıl seçimleri nedeniyle hak ihlallerine uğrayabiliyor.  Daha da çok sıralanabilecek binlerce sorun ve durum karşısında,  bu günün koşullarında 1 Mayıs,  daha iyi şartlarda yaşama-çalışma  , temiz su ve yiyecek kaynakların eşit haklılıkla ulaşma gibi bir anlam değişikliğine uğruyor.  

Günlük hayatımıza katılan teknolojik yenilikler, iletişim olanakları, kişisel ilişkilerimizi ,alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyorsa değişen her şey gibi siyasal algı ve tutumlarımız da değişiyor. İsteyen her bireyin özne olabilmesinin yolları açılıyor. Baskı rejimleri iletişim kanallarını istedikleri gibi denetlemeye ,engellemeye çalışsın , başka olanaklar araçlar sürekli ortaya çıkıyor. Kamuoyu yaratmaya yönelik çabalar her meşru siyasetin olmazsa olmaz çalışma alanı haline geliyor. 1 Mayıs’ın yasal olarak kutlanması, adıyla sanıyla “Emek ve Dayanışma Günü “ olarak  resmi tatil günü ilan edilmesi( Resmi Gazete 27 Nisan 2009 Sayı: 27.212) ,hem de muhafazakar demokrat olduğunu ifade eden  bir hükümet döneminde yapılmış olması kendine yakın kesimler dışındakilere de ulaşma çabasıdır. Özgürlükleri evrensel normlar seviyesine yükseltmeye çalışarak geniş toplumsal kesimlere yönelik bir meşruiyet inşa etme çabasıdır. 2009 ‘dan beri resmi tatil olan, Taksim’de gerçekleşen etkinlikler 1980 darbesinin yasaklarının kaldırıldığının çok açık bir ifadesidir.

2013 yılına, her şey bir yana otuz yıllık savaşın bitmesine yönelik çok önemli adımların atılması damgasını vurmuştur. Silahların susması siyasetin önün açılması , salt partililerin değil herkesin fikirlerini söyleyebileceği ortamların yolunu açmıştır. Eğer her yıl kutlamaları için bir tema verilseydi bu yılınki “Barış,Barış, Barış” olurdu.  Çok başında olduğumuz böylesi bir süreçte çatışmalara ,gerginliklere ,kadim devlet etme geleneğinden kaynaklı davranışları canlandıracak zıtlıklardan kaçınarak, barıştan, insanca bir yaşamdan  söz edilebilecek olanaklar yaratmaya çalışmak , şiddeti dışlayan demokratik bir siyasallaşmanın önünü açmaya çalışacak bir tutum takınmak çok daha önemlidir.  Siyasette değişen koşullar karşısında ,çağın temel değişim değerleri üzerinden biçimlenen, tekrar tekrar gözden geçirilen ve her merhalede yeniden düzenlenen tutumlar fikir ve değerlerinizin yaygınlaşmasını , geniş kitlelerce kabul görülmesini sağlar. Sendikalı çalışan sayısının 1980 öncesinin çok gerisinde olduğu ,çalışanların bin bir sorunun  olduğu günümüzde  ifade ve iletişim olanaklarını getirip aşılmış eski bir yasağın duvarına vurmasına yol açmak doğru bir tutum değildir.

2009 yılı 1 Mayıs’nda bir miktar  zorlayarak da olsa Taksim’e girilmesi resmi bayram ilan edilmiş bir günde anlamsız hale gelmiş bir yasağın ortadan kaldırılmasına yönelik önemli bir katkıydı. Bu gün ise inşaat nedeni ile bu yıl  kutlama yapılması , katılımcıların güvenliğinin alınması konusunda sorunların olacağının bilinmesine rağmen sendikaların ısrarlı olması anlaşılır değildir.

Bir günde olsa seyahat özgürlüklerine sınırlar getirmek de, yurttaş haklarının evrensel normlarda olmasına için uğraşılan yeni anayasa sürecinde yasaklara dayanmaya çalışmak da pek anlaşılır değildir.

Tüm çalışanların “Emek ve Dayanışma Günü” kutlu olsun.