İktidarın ve polisin meşruiyet

 

İktidarın politikalarına destek vererek sorumluluğa ortak olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Kürtlerin yaşadığı bölgelerde yapılan operasyonlara “Baş üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayın” söylemiyle destek vermişti.

İktidarın Enerji Bakanı Berat Albayrak da Fetö’cü gördüğünde boğazlayacağını belirterek konuştuğu kitleyi bu yönde azmettirmişti.

Son örnek ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Genel Güvenlik ve Uyuşturucu ile Mücadele Toplantısı’nda yaptığı konuşma sırasında polise ve jandarmaya verdiği talimat.

Soylu, konuşmasında uyuşturucu organizasyonunun en alt basamağında bulunan uyuşturucu satıcılarının yakalandıklarında polis tarafından ayaklarının kırılmasının güvenlik güçlerinin görevi içinde olduğunu belirtti ve suç olduğunu bildiği bu emrin sorumluluğunu da üzerine aldı.

Ancak, Soylu uyuşturucu baronları için fiili bir yaptırım öngörmedi. Herhalde onlar için ayak kırmanın ötesinde bir ceza düşünüyor olmalı.

Siyasi aktörlerin söylemleri zihniyet dünyalarını ve hukuk kültürü alanındaki yetersizliklerini gösteriyor. Bu durum da meşruiyet kavramını önemli hale getirmekte.             

Meşruluk siyasi alanda iktidarın sağlanması ve elde tutulması bakımından en önemli faktörlerden birini oluşturur.Bir siyasal sistemde yönetilenler, iktidarın meşruluğuna inandıkları ölçüde onun kararlarına kendiliklerinden uyma eğilimi gösterirler. Bu durumda iktidar zora başvurma gereği duymaksızın itaati sağlamış olur.

Aksi durumda, yani yönetilenler arasında iktidarın meşruluğuna olan inanç zayıfsa, onun kurallarına kendiliğinden uyma eğilimi de düşük olacak ve iktidar itaati sağlamak için güce,şiddete ve tehdide başvurma yoluna gidecektir.

Demek ki kaba güç ve şiddet kullanma ile meşruluk arasında ters orantı bulunmakta. Meşruiyet sorunu iktidarın kaynağıyla olduğu kadar iktidarın kullanılmasıyla da ilgili.

Şiddet kullanma, devlet aygıtlarıyla baskı altına alma ve tehdit etme yöntemleri iktidarların güçlü olduğunu göstermez. Aksine rejimin ya da iktidarın meşruluk temelinin zayıf olması nedeniyle ayakta kalabilmek için çıplak güce dayanmak zorunluluğunda olduğunu gösterir. Bu nedenle meşruluk yönetimi kolaylaştıran, onu etkili ve istikrarlı kılan bir unsur.       

Meşruiyetin dayanak noktasını ise evrensel esas, ilke ve değerlere dayalı olması gereken hukuk oluşturmakta. Hukuk her şeyden önce, bir kaos ortamında acımasızca yok edici bir iş görebilecek olan kaba gücün disiplin altına alınması durumu. Barışı sağlamakla görevli hukukun bu işlevi üstün gücün buyruğuna verilmemiş aksine güç hukukun buyruğuna verilmiştir.

Hukukta zorlama ve güç kullanma kurallara bağlıdır. Kurallara, hukuka bağlı olmayan zorlamalar kaba güç ve terör haline dönüşür. Şiddetin sıradanlaştığı, hukukun askıya alındığı yerde ise medeniyet bulunmaz.

Hukuk devleti, güç tekelini elinde bulunduran devletin kanunlardaki sınırlamalara bağlı kalmasını, işlemlerini kanunlara aykırı olarak yürütmemesini zorunlu kılar.

Hukuk devleti düşüncesi, devlet gücünün kişisel bir iradeden kaynaklanmamasını aksine onun yerine bir “olması gereken”in almasını gerektirir. Ancak bu şekilde keyfilik ve karşılıklı olarak bağlayıcı hukuki ilişkilerin doğmasını engelleyen tek yanlı egemenlik ilişkisi önlenebilir.

Hukukta meşruiyet kavramı önemlidir. Meşruiyet tartışmasının dışında kalacak bir güç, insani olarak kabul edilemez. Hukukun insan yanımızı oluşturan akıl ve vicdandan kaynaklanması zorunlu.

İktidarın kullanılması da evrensel hukuka atıfla meşruiyete dayanmak zorunda. Polise kanunla verilen yetkiler ve bu yetkilerin kullanımı da meşruiyetle doğrudan bağlantılı.

Bu konuda kanun normu anlamında hukukilik yetmez aynı zamanda polisin dayandığı meşruiyet zemini hak ve özgürlükler bağlamında hayati öneme sahip. Çünkü polis, jandarma ve istihbarat kurumları ve bunların uygulamaları iktidarın meşruiyetinin test edildiği alanlar.

Bekçileri kim bekleyecek?” sorusu ilk kez milattan 150 yıl sonra yaşamış şair Juvenal tarafından soruldu. İktidarın bozucu, gücün yozlaştırıcı etkisi tarihsel olarak yaşanan bir gerçek. Bu nedenle polis, jandarma gibi silahlı güçlerin sahip oldukları gücün denetlenmemesi durumunda bu gücün siyasi alanı ve tüm toplumu etkilemeye uzanacağı açık.

Önemi ve rolü ne olursa olsun hiçbir hizmet alanı sivil demokratik denetim dışında tutulamaz. Kuşkusuz bunun sağlanması iktidarların politikalarına bağlı. Polisi gizlilik içinde tutarak bir şiddet ve baskı aracı kullanmak otoriter rejimlere özgü faşist bir tutum. 

Toplumun rızasını sağlayamayan, korku unsuru olup korku yayan,katılımı ve denetimi ret eden,toplumu huzursuz ve tedirgin kılan güvenlik önlemlerini uygulayan bir güvenlik teşkilatı toplumun huzur ve güvenini sağlayamayacağı gibi, toplumsal dayanışma ve barış içinde yaşamayı engeller ve hatta şiddetin üreyip, genişlemesine neden olur.

İnsan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasında güvence olması gereken polisin demokratik toplum düzeninin sürdürülmesine ve meşru hukukun üstünlüğüne dayalı uygulamalarla barışın sağlanmasına katkıda bulunması önemli. Bunun için de bireylerin ve toplumun polisin ürettiği tüm hizmetlere katılması, bu hizmetleri etkilemesi, denetlemesi ve yönlendirmesi gerekmekte.

Ancak bu konuda tarihsel birikim ve gelenek çok önemli. Türkiye’de bu gelenek zor kullanmaya dayalı olduğu halde İngiltere’de gerçek bir uzlaşmaya dayanır.

İngiliz geleneği “uzlaşmacı polislik” veya “rızaya dayalı polislik” (policing by consent) olarak bir kavramlaştırma yaratmış olup, bu durum polis ile toplum arasındaki ilişkileri geliştirme çabalarına dayanır. İngiltere’de polis örgütü genelde meşru hukukun üstünlüğüne dayanarak kendisini meşrulaştırmaya çalışır.

Merkeziyetçi yönetim polisin amirlerine dolayısıyla devlete karşı sorumlu olması sonucunu doğurmakta. Oysa asıl olan polisin güvenlik hizmeti sunduğu halka karşı sorumlu olması. Anglo-Sakson geleneğine sahip ABD, İngiltere gibi ülkelerdeki halkın polisin üst düzey yöneticilerini seçmesi uygulaması önemli bir örnek.

Polisin fiziksel modernizasyonu yanında zihinsel modernizasyona tabi tutulmaması durumunda hizmetin kalitesinde olumlu bir değişme olmayacak. Bu nedenle kurum içi şeffaflaşma ve hesap verilebilir olma hususları çok önemli. Oysa siyasi iktidar, polisi güce dayalı polislik zihniyeti yönünde örgütleyip kullanıyor ve hesap vermekten kaçırıyor.