27 MAYIS


27 MAYIS

27 Mayıs bugün... Ben tam 15 yaşındaydım darbe olduğunda... Babasız 3 çocuğu geçindirmek zorunda olan annem ve de kamşu teyzelerin, amcaların hepsi üzgündüler... O zamanlar gençliğin politize olması o yaşlara kadar inmemişti... Ben pek fakında değildim...

 

1963, 1964 senelerinde okuduğum Lise'de Öğrenci Birliği başkanlığı yaptığım dönemde yavaş yavaş anladığımı zannediyordum 27 Mayıs'ı... Hemen bütün öğretmenlerimiz darbe yanlısı idi (o zaman daha devrim deniyordu)... Matematik öğretmenimiz Tahsin bey (Çizenel), bir problemin çözümünde izleyeceğimiz yolun, doğru olmasını, bir gazete yorumuna benzetirdi ve "ne bir şey eklenebilmeli, ne de bir şey çıkarılablmeli" derdi... Ve bize Çetin Altan okuturdu... Sonraki politik yaşamımın nerden başladığı için bir ipucu bu... Bir şey vardı hep değişmeyen... Her sorunda karşımıza bir tek yol çıkarılıyordu bütün büyüklerimiz ve de Çetin Altan tarafından... Atatürk... Ben ve bir-ikisi halâ can dostum olan o zamandan kalma arkadaşlar, nedense Çetin Altan'a daha çok itibar ediyorduk...

 

Bizim böylece Çetin Altan'la başlayan sol-sosyalist maceramız ve 27 Mayıs'a devrim diye bakmamız,  Çetin Altan'ın Meclis'te kafasının gözünün yarılması olayına kadar devam etti... Ama daha uzun zaman benim de içinde olduğum Türkiye'deki bugün adı yüceltilen/yüceltilmeyen bütün sol-sosyalist-komünist akımlar Kemalizmi beyinlerinde taşıdılar... Dolayısıyla da hep ordunun en azından bir kısmının solcu, devrimci, hatta sosyalist eğilimli oluğuna inanmak istediler... Bu, 12 Mart'da darbeci ordu tarafından bize yapılan işkencelere, sonrasında gördüğümüz bütün baskılara ve nihayet 12 Eylül'de yaşanan ORDU ELİYLE yapılan işkencelere, cinayetlere rağmen kimilerinde böyle devam etti...

 

Bu gün darbe hazırlıkları için, devlet üzerindeki erklerini korumak ve pekiştirmek için ne tür provokasyonlar yapıldığı, gençlik hareketlerinin nasıl kışkırtıldığı, karşılıklı ölümlerin nasıl desteklendiği, kurumlarının karanlık odalarında nasıl planlar yapıldığı ayan beyan ortada... Tıkıldıkları cezaevlerinde, yaptıklarını savunacak yürekleri bile olmayan bu her rütbeden darbeci, tevil yolu aramakta... Yapılan sorguların ve mahkemelerin kısmi usulsüzlüklerine yaslanıp suçsuz olduklarını öne sürüyorlar... Oysa onların astıkları, işkence ettikleri insanlar, göğüslerini gere gere yaptıklarına olan inançlarıyla ölüme gittiler... Bunlarda o mertlik bile yok...

 

Ordunun, darbelerin, Kemalizmin ipliğinin pazara çıktığı günümüzde, halâ generallerin, darbelerin, darbe yanlılarının peşinden koşmaya solculuk-sosyalistlik-devrimcilik-komunistlik kılıfı giydirmeye çalışanların olması çok acı... Bugün  artık, bütün açıklığıyla ortaya çıkmış olan, 27 Mayıs'la başlayıp 12 Eylül ve sonraki açık-kapalı kalkışmalarla kadar süren darbe girişimlerinin gündeme dahi gelemeyeceğini düşünmek güzel... Ama "tek tipleştirme", toplumun tamamının dikilen urbaya göre şekillendirilmesi gibi tehlikeler de Kemalizmin kötü mirası olarak başımızda sallanmakta... Anlaşılan kurumsal toplum mühendisliği tehlikesinin yanında, halksal hoşgörüsüzlük, "benden olmayanın canı cehenneme" davranışları daha da tehlikeli... Yasalarla ve kurumların davranışlarıyla kurumsal demokrasi sağlansa bile, halksal demokratikleşmenin daha uzun yıllar süreceğini unutmamak gerekiyor...