68’DEN GEZİ PARKI’NA…


68’DEN GEZİ PARKI’NA…

ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü Tartışma Platformu’na gönderdiği bir yazıyla, sevgili Engin Erkiner beni de motive etti… Yazısını benim yazımın altına ekleyeceğim… Uzun zamandır üzerinde yazmayı düşündüğüm ve hazırlık yaptığım bir konuya değinmiş Engin… Çok da güzel değinmiş… O yüzden, onun yazdıklarını tekrar etmeden, konuyu açmak amacıyla birkaç şey de ben söylemek isterim…

Bir defa, Türkiye’de Batı’da ve Dünya’da olduğu gibi bir “68 Hareketinden” söz etmek mümkün değil. Batı’da 68’de, gençler tamamen savaş sonrasının alışılmış siyasi hareketlerinin dışında, gençlerin, kadınların, çevrenin sorunları etrafında toparlanıp harekete geçtiler…  Birkaç ayrıntı hariç, koydukları hedefler ulaşılabilir ama uğrunda mücadele edilmesi gereken hedeflerdi… Hareket içinde olan ya da sonradan başlangıç noktasından ayrılıp, dünyayı “devrimci” yoldan değiştirmeyi amaçlayan hareketler de olmadı değil (Almanya’daki Rote Army-Kızıl Ordu ya da İtalya’daki Brigatte Rosse-Kızıl Tugaylar gibi)… Ama bu hareketler dünyadaki diğer örnekleri gibi fizyolojik olarak ve hemen hiç iz bırakmadan sahneden çekildiler… Daha iyi bildiğim Almanya örneğinde demokratik Üniversite, demokratik okul, kadının emansipasyonu, çevre hassasiyeti gibi konular ve Vietnam , 68 hareketinin üzerinde birleşildiği ve hedefe konulan noktalarıydı… Gerçekten de toplumu demokratikleştiren bu hedeflere büyük oranda ulaşıldı… Buna Erkin “Kültür Devrimi” diyor ki, tamamen haklıdır… 68 Oralarda bir kültür devrimini gerçekleştirdi… “Silahla düzen değişimi” falan olmadı tabi… Hareketin esas sorunu /hedefi de değildi bu… Gerçekten özgür-demokratik bir üniversite (hala daha eksiklikleri olsa da), gerçekten özgür-demokratik bir okul sistemi (özellikle bazı eyaletlerde hala eksiklikler olsa da),gerçekten kadının hem sosyal hayatta hem de üretimde emansipasyonu (halka eksiklikler olsa da) ve gerçekten hemen bütün partilerin programlarından eylemlerine kadar farklı da olsa yerleşen çevre hassasiyeti… Bunların hepsi bugün gerçek olan hedefler oralarda… Ve Kaynağını bir kültür devrimi olan 68 hareketinden alıyor…

 

Türkiye’de ise 68’de olanlar yukarıda sözünü ettiğim kaygıları içermiyordu… Vietnam konusundaki hassasiyeti ayırırsak, Türkiye’deki 68 hareketi, değişik fraksiyonlar halinde de olsa, temel olarak iktidarı hedefleyen, bunu da silahlı mücadeleyle yapmayı amaçlayan hareketler haline dönüştü… Ve o zamandan sonraki bütün kalkışmalar arkalarından askeri darbe, işkence, eziyet, ölüm getirdi… Bugün ne daha demokratik bir üniversite, ne daha demokratik bir okul sistemi; ne sosyal hayatta ve üretimde özgür ve eşit olan kadın, ne de tüm topluma-kurumlara-siyasete yayılmış bir çevre hassasiyeti var…

 

İşte bugün Taksim’de olanlara bu gözle baktığımızda, 68’in hiç ulaşılamayan gerçek hedefleri için orada baş kaldıran gençleri, kadınları görüyoruz… Ve onun için onların aralarına sızmaya çalışan geçmişten bu yana başarısızlığı tescillenmiş sözde “devrimci” hayaletleri, Türkiye’yi neredeyse bir Yüzyıl baskıyla, eziyetle yönetmiş Kemalistleri ve 60’dan bu yana gençlerin içten başkaldırılarını kendi amaçları için kurgulamış, onları kullanmış olan darbecileri sokmamaları konusunda uyarıyoruz… Bizim nesilden size, sadece istediğiniz ve sizin yönlendireceğiniz yardımcılar işe yarayabilir… O yüzden, atın o sizin adınıza konuşanları aranızdan…

 

Şimdi de sevgili Engin Erkiner’in sözünü ettiğim yazısı:

BU BİR KÜLTÜR DEVRİMİDİR

 Taksim Gezi Parki’ndan baslayan ve ulkenin cok sayida il, ilce ve hatta koyune kadar yayilan buyuk hareket politik bir devrim degildir. Bir kultur devrimidir.

Gezi Parki tarihteki hicbir direnise benzemiyor. Bu da normaldir. Her yeni eskileri bir sekilde icerir ama onlara benzemez.

Gezi Parki’nin en cok benzedigi gecmis ornek Bati ulkelerindeki 1968 hareketidir.

Yeni sosyal hareketlerin baslangic tarihi sayilan 1968’de harekete gecen gencler, bazi ulkelerde kendi baslarina kalirken, Fransa gibi ulkelerde ise iscileri de harekete gecirebilmislerdi.

Sonucta bazi ulkelerde hukumeti degistirmeyi basardilar, bazi ulkelerde bu sonuca bile ulasamadilar. Ama buyuk bir toplumsal degisimin yolunu actilar. Toplum tepeden tirnaga kulturel olarak degisti. Cevreci hareket, yeni feminist hareket, ulusal kurtulus savaslariyla dayanisma, merkezi iktidarin yetkilerinin azaltilmasi, universitelerde ogrencilerin yonetime katilmasi, gocmenlerin varliginin kesfedilmesi…

Baska bir deyisle cesitlilik ve genel bir demokratiklesme toplumun her yanini sardi.

Gectigimiz yuzyilin ikinci yarisinin tarihinde buyuk onem tasiyan 1968 hareketi, bugun kulturel devrim olarak adlandiriliyor.

Burjuvazi iktidarda kaldi, ama burjuva toplumlarinda onemli degisIklikler gerceklesti.

1968’in baslica gucunu gencler olusturuyordu ve sadece talepleriyle degil eylemleriyle de yeni bir kulturu temsil ediyorlardi.

68’lilerin giyimi bile toplumda egemen olan giyim tarzindan farkliydi.

Kendilerine ait muzikleri, cinsler arasinda farkli iliski normlari, ozgun dusunceleri vardi.

1968’in taninmis sarkicilarindan bir tanesi Joan Baez’di.

Kendisi sadece sarkici olmadigini, toplum psIkolojisini hissedebildigini on yil kadar once konser vermek icin Istanbul’a geldiginde soyledigi su sozlerle gostermisti:

“Bu ulkede bir seyler bitmemis…”

Baska bir deyisle, bu ulkede daha bir seyler yasanmamis…

Turkiye bugun parcalanmis 68’ini, 12 Mart 1971 darbesiyle kesilen 68’in devamini yasiyor.

Bu 68’i 42 yil sonrasinin degisen kosullarinda yasiyor.

1965-1971’den farkli olarak cok sayida kente, kasabaya, koye kadar yayilmis 68 soz konusudur.

Tipki o yillarda oldugu gibi simdi de icinde herkes var, ama bu kez cesitlilik cok daha fazladir.

Ortak talep: bize karisma, hayatimiza karisma, bizi belirlemeye kalkma…

Yuzde kac oy alirsan al, bu sana hayatimizi duzenlemek hakkini vermez…

Bu insanlar azinlik mi?

Evet diyecegim ama bunu soylerken sorunun yanlis soruldugunu da belirtecegim.

Bati ulkelerinde onemli kulturel degisimlere yol acan 68 hareketi azinlik degil miydi?

1990-2010 arasinda ozellikle aktif olan ATTAC ve Sosyal Forum Hareketi de bazi ulkelerde dikkate alinmasi gereken degisim yaratmadi mi?

Gelismis kapitalist ulkelerdeki ya da ona bagimli ama yine onemli bir kapitalist gelisme duzeyine sahip olan ulkelerdeki burjuva demokrasisinin onemli ozelliklerinden bir tanesi, aktif azinlikliklara duyarli olmasidir.

Gelismis kapitalist ulkelerdeki burjuvazi bu dersi, aktif azinliklari dislamaya kalkmamayi ogrendi.

Siyasette cogunluk ve azinlik politik etki derecesiyle olculur, katilim sayisiyla degil…

AKP bunu henuz ogrenemedi.

Ne ki bagirip cagirarak, ustten konusup alttan alarak da olsa sancili bir ogrenme surecine girmis durumdadir.

Gezi Parki’ndan baslayarak yayilan kitle hareketliliginin 1968’den farki karsilastirilamayacak derecede yaygin olmasi ve halkin degisIk kesimlerini harekete gecirmesidir.

Yillardir biriken patlamaktadir.

Bu hareketin politik oncusu yok ve olmayacak da…

Bu hareket bir kulturel degisim hareketidir.

Tekci, yukardan bakan, baskasinin fikrini sormayan, kendini surekli dayatan merkeziyetci yonetimin reddedilmesidir.

Atomize oldugu sanilan bir toplumda inanilmaz dayanisma ornekleri sergileniyor.

Kadinlar eylemcilere yemek yapip goturuyor, evlerin kapilarina “eylemci kabul edilir” yazilari asiliyor, eczaneler ihtiyaci olana parasiz ilac veriyor…

Eski cikarcilik ve kabaligin yerini karsisindakini tanima ve saygi almis gorunuyor.

Turk halkinin tarihe yeniden girmesi olarak da adlandirilabilecek bu surecin, ulasilacak sonuc ne olursa olsun derin izler birakmamasi mumkun degildir.

Bu toplum artik baska bir toplumdur.

Iktidara boyun egmeyen, polis siddetinden cekinmeyen, birbirini daha iyi taniyan, daha dayanismaci bir toplum…

68 gibi simdiki genis hareketlilik de ozunde bir kent hareketidir.

Kasabalara ve koylere kadar yayilmistir ama ozunde bir kent hareketidir.

Entelektuel duzeyi, mizahi, yaraticiligi ile bir kent hareketi…

AKP adim adim geriliyor…

Soylediklerini birer birer geri aliyor, almak zorunda kaliyor.

Gezi Parki ile baslayan hareketin onderligini kimse ele geciremez…

Ne oldugunu anlamaya calismak, bu harekete katilmak ve Cumhuriyet tarihinin bu en buyuk kitle hareketi icinde kendini ifade edebilmek gerekir.

Bu bir kultur devrimidir ve sonuc ne olursa olsun bu toplum eskisi gibi olmayacaktir.

Iste eylemli demokratiklesme…

Yasanan budur!”