BAŞKANLIK…

BAŞKANLIK…


Dikkat ediyor musunuz bilmem...  Anayasa'nın nasıl olması gerektiği tartışılırken, en öne çıkan konu "başkanlık"... Başkanlığın ne olduğu, dünyada nasıl örneklerinin olduğu ya da hangi örneğin ötekinden iyi ya da kötü olduğu falan tartışılmıyor... Hatta, sözgelimi "emperyalizme karşı" olan bir paşa emeklisinin iktidarda olması ve seçilmesinin olası görülmesi durumunda nasıl tavır alınacağı da tartışılmıyor...


Galiba sorun „sistem“ değil de, olası başkan adayının kimliği… Dünyanın en gelişmiş demokrasisi sayılan İngiltere’nin bir cumhuriyet değil de krallık olduğu gerçeği görülmeden, „cumhuriyet“ aşıklığı yapmak gibi bir şey yani… Krallığa da karşı çıkılmayacak aslında, hani mümkün olsa da, bir Mustafa Kemal daha dünyaya gelse… Yoksa neden paşalar göreve çağrılır… Yoksa neden „Reyhanlı’da vatan elden giderken“ Genel Kurmay Başkanı’nın duruma müdahale etmemesi eleştirilir…


Bakmayın başkanlık sistemine karşı çıkmalarına, „sol“ cenahın aslında bu sistemden bir rahatsızlık duymadıkları, aksine dünyadaki örneklerden kendilerine yakın gördüklerine „tapındıkları“ bir gerçek… Ama bu tapınılası örnekler, ya „halk“ için iyidirler; ya „proletarya diktatörlüğü“nün işçi sınıfı demokrasisine uyan başkanıdırlar; ya halkına eziyet etse bile, olsun, emperyalizme direnen başkandırlar ve onları halk çok sever, yüzde yüze yakın oyla halk tarafından seçilmiştirler… Yanı sıkıntı „başkanlık sistemi“nde değildir… Sıkıntı „kimin başkan olması ihtimal dahilindedir“dedir…


Yahu, başkanlık sistemi olursa, ilk seçimde ya da bakarsın günün birinde, senin istediğin biri de seçilebilir desen… Nafile… Kendini „sosyal demokrat“ olarak tanımlayan milliyetçi parti bir yana, oyları, 1965’de Türkiye İşçi Partisi’ni 15 milletvekilyle Meclis’e taşıyan oy miktarına bile ulaşamayan öteki küsüratın seçilebilme umudu da, amacı da yok zaten… Onlar „devrimle“ iktidara gelirler ve şefleri „demokratik“ başkan olur… Nasıl yapacaklarsa…


Bakın, kendinden sonra oğlunu iktidara taşıyan, ondan sonra da torununu iktidara taşıyacak olan (Kuzey( Kore Halk Cumhuriyeti’nin başkanlık sistemine söz eden var mı… Üstelik adamlar „emperyalizme kafa bile tutuyorlar… Bakın daha hayattayken ülkesini kardeşine emanet eden, vatandaşlarına pasaport vermeye cesaret edemeyen Küba’daki başkanlık sistemine söz eden var mı… Varsın tüm dünyada efsaneleşen Fidel ve Che’nin cumhuriyetini aile içi saltanata çevirsinler… Hiç önemli değil… Hele Hugo Chavez‘e ne demeli… En yüz karası da Suriyenin başkanı Esad… Başkanlık sistemine allerjisi olan „solcularımız“, Suriye’de Rejimin milis kuvvetlerine komutanlık yapmakla kalmıyor, „başkan“ Sedad’ı destekliyorlar her platformda… Adam „emperyalistlere direniyor“muş…

 

"Erk bizde olduktan sonra... başkanlık sistemi de... generallerin cuntası da... tek adamın yönetimi de... her bişey kabulümüzdür"!!!!! Bakış açısı bu olunca, herkes kendisi için demokrasi istiyorsa, kendini sol, sosyal demokrat, sosyalist, komunist ya da halkın bilmemnesi olarak tanımlasa da... "yok birbirimizden farkımız... Hepimiz milliyeçiyiz (pardon, ulusalcıyız)"!!!!