BAYRAM...

BAYRAM...


Bayramlarda bayram üzerine konuşmak gerekir...




1953 senesinde bir bayramda bütün kardeşler (Meral hariç)...
 
— Ünal AteşerCeyda Yılmaz (Ateşer) ve 
İnci Tanca (Ateşer)

Öncelikle ben bayramların devlet törenleriyle kutlananlarını da, inançla bağlı olanlarını da kutlamıyorum... Devlet törenleriyle kutlananlar tüm halkı kucaklamadığı için kutlamak içimden gelmez... Okul çağlarındaki biraz da zoraki kutlamalar dışında bana pek bir şey ifade etmezler...

İnançla bağımlı Bayramlar sa: Önce babam öldükten ve daha sonra annem öldükten sonra benim için sadece hüzün ifade etmekteler...

Müslüman inancına göre bayramları  onbir yaşıma kadar babam, annem ve kardeşlerimle coşkuyla kutladık hep...

 Bizim evde kurban kesildiğini hiç hatırlamıyorum...

Babam karşıydı bu ritüele...

 Oruç tuttuğunu da hatırlamam babamın...

Ama bayram günü en güzel ve yeni kıyafetlerimizi giyip babamın ve annemin ellerini öptüğümüzü ve Bayram harçlığımızı aldığımızı çok iyi hatırlıyorum...

Bir de İstanbul'a yaptığımız yıllık akraba ziyaretleri bayrama rastlarsa Nebahat halamın hepimize köşelerine k
endisinin isimlerimizin baş harflerini işlediği mendiller içinde para verdiğini de hatırlıyorum...

Bir de Anadolu'nun hangi şehrine tayin olduysa babam (Kayseri, Malatya, Diyarbakır ...) orada bayramın birinci günü fotoğrafçıya gidilip aile fotoğrafı çektirmek de gelenekti bizim ailede... Aşağıda iki örnek paylaşıyorum....

Bayram bizim evde diğer komşulardan en az iki kez daha fazla kutlanırdı...



İnci Tanca (Ateşer)Nermin (Anna) AteşerMeral Tarcan (Ateşer)
Halide TarcanMutahhar Tarcan,Ahmet Cevdet AteşerÜnal Ateşer ve Ceyda Yılmaz (Ateşer) ile birlikte.

Annem ölünceye kadar bize Rum kökenini sakladığı/saklamak zorunda hissettiği için, biz çocuklar pek bir anlam veremezdik, ama Demiryolları'nda ateşçi, sonra makinist, daha sonra baş makinist olan Cevdet bey her Noel vakti kocaman bir çam ağacını sırtlar eve getirirdi...

Annemin sevincini hala hatırlarım...

O zamanlar çikolata bu kadar yaygın ve bol değildi...

İstanbul'daki akrabalar gönderdikçe ya da bizim İstanbul ziyaretlerimizde yanımızda getirdiğimiz çikolataların kağıtlarını annem saklar ve hala nasıl yaptığını çözemediğim bir şekilde içini boşalttığı yumurtaları o rengarenk kağıtlara sarıp çam ağacına asardı başka süslerle...

Babam da, her sene birkaç arızaya rağmen ağacın elektriklerini yapardı...

 Bunun gibi paskalya olduğunu çok sonraları öğrendiğim günlerde de yumurta boyanırdı...

Güzel günlerdi...

 Babamla, annemle ve kardeşlerimle...

Babam öldüğünde o bayram coşkusunun her sene giderek azaldığını, önemsizleştiğini ve daha sonra annemin de ölmesi ve benim inançsızlığımın pekişmesiyle iyice yok olduğunu söylemeleiyim...

İşte böyle hüzünlü bir Bayram günü hala bayram kutlayabilen dostlarımın ve inananların coşkulu bir bayram geçirmelerini dilerim...

Tüm halkı kucaklayan bayramlara...