BİR “28 ŞUBAT“ HİKAYESİ


BİR “28 ŞUBAT“ HİKAYESİ

 

Son derece basit halledilebilecek bir gençlik-çevre hareketi neden bu kadar karmaşık, bu kadar akıldışı hale geldi... Bu işin iki tarafı var ve sihirli kelime "yeni 28 Şubat" bence... Bir taraf bu basit ve çözülebilir sıkıntıyı 28 Şubat haline getirmek isterken, öbür taraf 28 Şubat refleksleri-kompleksiyle bu işi arap saçına çevirdi... Arada olan, son derece makul, çözülebilir istekleriyle ilk kez sokağa çıkan bir neslin çocuklarına oldu..

Krizi yönetemeyen, eline yüzüne bulaştıran, kendi politikalarıyla dünya kamuoyunda bugüne kadar hayal bile edilemeyecek yere getirdiği ülkeyi kaosa sürükleyen Başbakan, Tayyip Erdoğan bu olayların baş sorumlusu olarak geçecektir tarihe... Olayları yanlış okuyarak, kendisine ve iktidarına yeni bir 28 Şubat komplosu yapıldığı tedirginliğine kapılıp, hiç de amacı bu olmayan gençleri 28 Şubat kalıntılarının kucağına attı... Oysa bizim ülkemizde pek de geçerli olabilecek bir taktikle, kendi belediye başkanının bu gençlerle hemen diyaloğa girip, babacan bir tavırla onları dinlemesini sağlasaydı, kendisi ortaya çıkmasaydı hiç bu kadar büyümezdi olaylar... Şimdi yanında arkadaşının ölümüne tanık olan, gazdan ciğerleri acıyan, polis tekmesiyle kemikleri kırılan, polisin koruması altında saldıran "sivillerin" sopalarıyla dayak yiyen, sıkılan "ilaçlı" suyla bütün vücudu yara bere içinde kalan bu gençler hep bunları hatırlayacaklar ve (sen pek önemsemesen de) seni hiç bir zaman sevemeyecekler...  Ve sen hep o asık, kinli, korkak yüzünle bu çocukların hafızalarında kalacaksın… Yazık...

 

28 Şubat artıkları, Ergenekon artıkları, hayalleri yalnız Tayyip Erdoğan'ı devirmek olan, direnişin ilerleyen günlerinde "sallamaya devam düşecek" şiarıyla olayları kışkırtan, bayraklarının üzerindeki kalpaklı Atatürk resimleriyle boy gösteren iflah olmaz milliyetçi-faşistler de sorumluluktan ari değiller... Krizin yönetilememesindeki sorumluluklarıyla, Başbakan'la yapılan görüşme sonrası görüşmeyi ve daha sonra "mücadelelerinin" devam edeceğini açıklayan bilmem ne mühendisleri odası başkanı, başbakan'la görüşmede Tayyip Erdoğan'a babalanan  o üyesiz "devrimci" sendikacı kadın, flamalarıyla, bayraklarıyla ortalıkta dolaşıp kocaman laflar eden ve ama sonradan polisin gazı-suyu-sopası-eziyeti geldiğinde ortalıkta görünmeyen particiklerin adamları-kadınları... tarih sizi de hatırlayacak... Sorumluluklarınızdan kurtulamayacaksınız…

 

Direnişe başlayan çocukların ne hedefiydi Tayyip Erdoğan’ın devrilmesi, ne de böyle bir şey vardı akıllarında… Kaygıları vardı… Haklı kaygılar... Neredeyse 100 yıllık cumhuriyet tarihinde alışılan "şehirli“ yaşam tarzlarını tehdit altında hissediyorlardı… Ama o kadar… Türkiye gençlik hareketleri tarihinde ilk kez, böylesine kendiliğinden, böylesine şenlik içinde toplandılar… Sonradan Başbakan yardımcısının da kabul ettiği ve özür dilediği gibi, hiç gereksiz bir polis saldırısıyla bu toplanan gençler kriminalize edilmeye çalışıldı… Bu ortam tam da böyle fırsatlar için pusuya yatmış olan 28 Şubat artıklarını harekete geçirdi… Olayın rengi değişti… Bir “İstanbul Baharı“ hayal edenler türedi ülkede ve yurtdışında… Bunu bekleyenlerin ne kadar iştahlı olduklarını da gördük… Oysa “Türkiye Baharı“ 2003 senesinde başlamıştı ve bunu unutuyorlardı…  Bunu başlatanlar da hareketlerinden böylesine kuşkulu ve korkak olunca, “eyvah tehlikedeyiz“ korkusuna kapıldılar…

 

Bugün İstanbul sakinleşmiş gibi görünüyor… Ölümün ardından gelen sakinlik gibi maalesef… Acıların, nefretin ve kavganın izleri ardından bir sakinlik… Hiç bir şey artık önceki gibi olamaz… Olmamalı… Olmayacak… Bu olanlar bütün açıklığıyla, komplekssiz, acımasız bir şekilde tartışılmalı, eleştiri-özeleştiri yapılmalı… Bunu yapacak kadar olgun olduğunu sanmmıyorum Başbakan’ın… Ama onun da ve onun kurmaylarının da bu olanlardan ders çıkaracaklarını ummak istiyorum…

 

Antalya bildiğiniz gibi… Bugün biraz rüzgarlı… Belki de geçtiğimiz günlerin pisliklerini, gençlerin acılarını önüne katıp Akdeniz’in engin sularına süpürmek için bu rüzgar… Öyle olmasa da öyle gibiymiş gibi düşünmek istiyorum… Ve bugün buradan, Antalya’dan dünyanın dört köşesine acılı, kavgalı ama umutlu günaydınlar göndermek istiyorum… Antalya’dan,

Günaydın Antalya - Günaydın İstanbul - Roj baş Amed - Pari louys Erivan - Sabahul heyr Beirut - Dobro jutro Zagreb - Sobh beheyr Tehran - Bonjour Paris - Gamardjoubat Tbilisi - Good morning London - God morgon Stockholm - Ohai-o Tokyo - Guten Morgen Wien - Bom dia Brasília - Zǎo shàng hǎo Beijing - Dobroe utro Moscow - Goeie môre Cape Town - Jambo Nairobi - Guten Morgen Berlin - Mirëmëngjesi Sarajevo - God morgen Copenhagen - Goeden morgen Amsterdam - Buongiorno Roma -Selamat pagi Jakarta - Magandang umaga Manila - Hyvää huomenta Helsinki - Bon maten Port-au-Prince - Maidin mhaith Dublin - Buenos días Caracas - Bon dia Barcelona - Kalhmera Athens - Şışibzıya Abhazya - Goeden morgen Brussel – Günaydın Sugila – Guten Morgen Ratingen - veeee Guten Morgen Ahlen........