İNANDIRICILIK...

İNANDIRICILIK...

 

 Bir genç/çocuk yerde yatıyor...
 İki büklüm olmuş...
Elleriyle kafasını koruyor...
Yüzü görünmüyor... 
Bir polis çocuğun kafası kaldırıp yüzünü yukarıya döndürmeye çalışıyor...
 Başka bir poliste bir metre mesafeden çocuğa gaz sıkıyor...
Hem de durmamacasına... (Video, hürriyet.com.tr) 
Sekiz tane genç/çocuk ne için olursa olsun... 

Size/bize saçma gelen nedenlerle bile olsa, yüzlerce kilometre yürüyerek barışçıl bir protesto eylemi yapmışlar ve dayanmışlar İstanbul'un Gümüşsuyu'na...

 BU SEKİZ çocuğa karşı ALTMIŞ civarında polis "vatanı kurtarma operasyonu" yapıyor... 

Sayın Tayyip Erdoğan bey, Mısır'daki darbeye, bence de doğru olarak tavır koyarken, büyük bir ifşaatta bulunup, İsrail'in bütün olanlardan sorumlu olduğunu iddia ediyor... 

Ellerindeki "belge"yi de medyada izliyoruz... 

Yine üç defa düşünse söylemeyeceğine emin olduğum bir şeyler söylediği çıkıyor ortaya... 
"Belge" denilen şeye belge demek için bin şahit lazım... 

Doğru olan pozisyonunu haksız pozisyona çevirmek istiyorsan bunu söyle deselerdi, bu sözler/ithamlar söylenirdi ancak...

 Mısır'da darbeci müslüman generallerin, açıkça, şeriatla yönetilen müslüman devletlerin de desteğiyle, ülkenin öteki, seçilmiş müslümanlarını destekleyen barışçıl göstericilerinin üzerine ölüm kustuğu günlerde buna karşı durmak, darbeyi/darbecileri lanetlemek ne kadar amasız ve fakatsız doğru pozisyonsa, İstanbul'da, Gümüşsuyu'nda sekiz barışçıl göstericinin üzerine çullanan polislere karşı da aynı hassasiyeti göstermek amasız ve fakatsız bir görevdir...

 Mısır'da ya da dünyanın bir başka köşesinde yapılan insanlık dışı her davranışa karşı çıkarken kendi ülkende, üstelik de daha dün taze olaylarla deneylendiğin halde hala böyle manzaraları dünyaya yayıyorsan, senin ne Batı'ya meydan okumanın, ne de insanlıkdışı davranışlar karşısındaki gösterilerinin bir kıymeti harbiyyesi kalmaz... 

Adama "sen kendine bak arkadaş..." derler... 

Bu tür belgelerin kimin/kimlerin değirmenine su taşıdığı konusunda hala gözleriniz kapalıysa, yapacak gerçekten bir şey kalmıyor...

 "Sıcak sonbahar" çığırtkanlarının ellerini ovuşturduklarını görür gibiyim... 

Polisin ve onların yöneticilerinin bu konularda eğitilmedikleri ortada... 

Yarın bu tür müdahalelerden tabutlar çıkarsa, hoşumuza gitsin gitmesin böyle barışçıl insanların üzerineGümüşsuyu'ndaki gibi saldırılırsa, korkarım, Mısır'da darbeye karşı direnen ve yüzlerce ölü veren Mısırlı "kardeşleriniz" bile "aman siz bizi savunmayın, kendinize bakın" diyeceklerdir...
 Tekrarlamak istiyorum...

 ÜÇ-BEŞ defa düşünüp BİR defa konuşulması gereken zamanları yaşıyoruz... 

Küçük bir örneği de söylemeden geçemeyeceğim... 

Sahiller konusunda yaptığı itham eden konuşmasında, şöyle diyor Tayyip bey: "...Taksim'de üç-beş ağaç için direnenler, DENİZE SIFIR marina yapmışlar..."

Birisi hatırlatmalı... 

Marinalar denizde, denize sıfır yapılır...

 Konya ovasına yapmanın bir anlamı yoktur...

 İstanbul'dan,

 Günaydın Antalya - Günaydın İstanbul - Roj baş Amed - Pari louys Erivan - Sabahul heyr Beirut - Dobro jutro Zagreb - Sobh beheyr Tehran - Bonjour Paris - Gamardjoubat Tbilisi - Good morning London - God morgon Stockholm - Ohai-o Tokyo - Guten Morgen Wien - Bom dia Brasília - Zǎo shàng hǎo Beijing - Dobroe utro Moscow - Goeie môre Cape Town - Jambo Nairobi - Guten Morgen Berlin - Mirëmëngjesi Sarajevo - God morgen Copenhagen - Goeden morgen Amsterdam - Buongiorno Roma -Selamat pagi Jakarta - Magandang umaga Manila - Hyvää huomenta Helsinki - Bon matin Port-au-Prince - Maidin mhaith Dublin - Buenos días Caracas - Bon dia Barcelona - Kalhmera Athens - Şışibzıya Abhazya - Goeden morgen Brussel – Günaydın Sugila – Guten Morgen Ratingen - veeee Guten Morgen Ahlen........