TAYYİP ERDOĞAN’LA KEMALİZM ARASINDA AŞILMAZ BİR DUVAR VAR MIDIR!


TAYYİP ERDOĞAN’LA KEMALİZM ARASINDA AŞILMAZ BİR DUVAR VAR MIDIR!

 

Aylardır dağlarda çatışma, köylerde şehit cenazeleri, dağların eteklerinde ağlayan gerilla anneleri, batıdaki kentlerde saldırıya uğrayan Kürt çocukları ve aileleri ile ilgili haberler yok medyada... Aylardır bir sükûnet, bir rahatlama, işlerin-ekonominin rahatlaması, dünya piyasalarında Türkiye ile ilgili izlenimlerin pozitif olması... Türkiye'ye yabancı sermayenin akması için tüm güven verici notların artması ve Türkiyeli iş adamlarının yatırımlarını Doğu illerine kaydırma hazırlıkları, Doğu illerinde hapishane ya da askeri binalar dışında stadyum, havaalanı, okullar gibi devlet yatırımlarının planlanması...

 

Bütün bunlar olurken, devleti yönetmekle, barış ortamını yerleştirmekle görevli kişi, sanki yukarıda saydığımız olumlu gelişmelerde kendisinin payı yokmuş gibi, sanki bütün bu olumlu gelişmeler onu rahatsız ediyormuş gibi, bir gerilim hamlesine girişti... Hani iktidarın başarısı olan bu olumlu süreçleri kıskanan bir başka odak, bir başka güç gibi kendi ayağına kurşun sıkmaya başladı... Rahatsızlıklar, barış sürecini halka onun adına anlatan ve başarılı da olan âkil adamlardan gelmeye başladı... Dinlemedi... Öyle tavırlar aldı ki, sanırsınız Kasımpaşa'da "heeeeyt lan..." diye nara atıp mahalleyi ayağa kaldıran arkası basık topuklu ayakkabısı, tek omuza atılmış ceketi ve elinde tespihi eksik bir kabadayı misali etrafa tehditler, azarlamalar yağdırmaya başladı... Herşeye müdahale edip, belediye başkanlarının görevlerine karışıp, "bana neee, top benim" diyen çocuk gibi, %50'den söz edip her şeyi yaparım tavrını tercih etti...

 

Yazıldı, çizildi… Toplumun tamamını kucaklamayan iktidarların ülkeleri yönetemeyeceği ısrarla söylendi… Aile planlaması devletin özendirici bir politikası olabileceği bir yana, insanların kaç çocuk yapması gerektiğinden,  insanların neyi içip, neyi yiyecekleri konusunda bile talimatlar vermeyi adet edindi… Bu bana ODTÜ Öğrenci Birliği’ndeyken başımdan geçen bir olayı hatırlattı… 60’lı yıllardı… Rektör, Üniversiteyi ziyarete gelen Genel Kurmay Başkanı’na Öğrenci Birliği yöneticilerini de tanıştırmak istemiş ve bizi de makamına davet etmişti… Akın Atauz (sevgiyle anıyorum) uzun saçları ve baya dikkat çekici bıyıklarıyla generalin dikkatini çekmiş olmalı ki, general “bu saçlar ne böyle, bıyıklarında öyle… Senin annen baban ne diyor bunlara…” gibi bir şeyler söyledi… Akın, her zamanki sakin ama kararlı tavrıyla “annemi ve babamı ilgilendiren bir durum değil benim saçım ve sakalım… Onlar karışmazlar bana… Kimsenin de karışmasını istemem” gibi bir yanıt verdi… General, çok kızdı ve “bu gençler mi koruyacak Mustafa Kemal’in emanetini…” diyerek döndü arkasını… Bakın, 50 sene geçmiş aradan… O günün Kemalist generali, sakallı ve bıyıklı gençler görmek istemediğini söylerdi… Bugün, elli sene sonra, askeri vesayete savaş açan bir başbakan, nasıl gençler görmek istediğini deklare ediyor bugünün gençlerine… Vallahi Kemalizm bu... Karşı çıkan gençler de kara mizah gibi, Kemalizm’e sarılıyor… Kuvayı  Milliye kıyafetleriyle Taksim'de gezen bu darbe taraftarı, milliyetçi, iflah olmaz Türkiye Gençlik Birliği denen örgütün peşinde koşuyor… İlle de bir yerlere biat etmek mi gerekiyor… Kara mizah gibi… Bir başka karikatür de, Kürtlerle Türkler eşit olamaz fetvasını veren CHP’nin ırkçı bilim kadınına olan hürmet… İnsanın içi acıyor gerçekten…

 

Her şeye rağmen, yapılan hiç bir şey, göze alınan hiçbir tehlike, göğüs gerilen hiçbir saldırı boşuna değil… Eğer bunlardan öğrenebilirsek… Benim neslim, üçbuçuk darbeye rağmen halen tamamıyla öğrenemedi… Kim bilir… Belki de, hatta gönül öyle ister ki, yeni nesil bizden daha çabuk öğrenir…