1915’te öyle, 2009’da da böyle...


Yalçın Ergündoğan - 08/01/2009 13:50:54 (263 okunma)


1915’te öyle, 2009’da da böyle...


2008 yılının Şubat ayında Avustralya Parlamentosu, tüm Avustralyalılar adına, Avustralya hükümetlerinin kendilerinde ''derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan'' geçmişteki uygulamalarından dolayı ‘Aborjin’ lerden (Avustralya yerlilerinden) özür dilemiş ve, "onurlu bir halk ve onurlu bir kültürün karşılaştığı küçük düşme ve yıkımdan dolayı özür diliyoruz..." demişti. 

Gündemin ışık hızı ile değiştiği Türkiye’de arada yakaladınız da, gözünüze ilişti mi bilmem. Kanada hükümeti de, geçtiğimiz hafta Başbakanın ağzından ‘yerlilerden’ özür diledi. Kanada Başbakanı Stephen Harper, geçen yüzyılda zorla Hıristiyan okullarına alınan binlerce yerliden resmen ‘devleti adına’ özür diledi. Çünkü, Kanada, çoğunlukla küçük yaşta çocukları evlerinden, ait oldukları topluluklardan zorla çekip alan bir eğitim sistemi geliştirmişti. O uygulamada çocuklar yeterince beslenmedi, giydirilmedi, barındırılmadı ve hatta buralarda ‘cinsel istismara’ uğradı. Hepsi, ebeveynleri büyük ebeveynleri ve ait oldukları toplulukların bakım, kılavuzluk ve şefkatinden mahrum bırakıldı. Ülkenin ilk uluslarına ait olan ‘İnuit’ve ‘Metis’ dilleri ve kültürel ananeleri de bu okullarda yasaklandı. Trajik bir şekilde yatılı okullara katılan bu çocukların bazıları öldü. Bazıları ise, bir daha evlerine dönemedi..." Başbakan Stephen Harper işte bu nedenle, parlamentoda yaptığı konuşmada ‘özür diledi’ ve şunları söyledi:“Hükümetimiz, bir "özür"ün eksikliğinin, yaraların sarılacağı ve karşılıklı anlayışın sağlanacağı yolda bir engel olarak durduğu gerçeğini kabul ediyor. Bu sebeple ben Kanada Hükümeti ve bütün Kanadalılar adına, ülkemizin yaşamında merkezi bir rol oynayan bu mecliste, önünüzde Kanada’nın yerli yatılı okul sistemindeki rolünden dolayı Yerli halklarından özür dilerim.” 

Kanada Parlamentosu’nun “özür dileme” oturumunun yanı sıra, oturumu yansıtan fotoğraf kareleri de bende çok ilgi uyandırdı. Parlamentoda kravatlı, ceketli erkekler ve bildik giysili kadınların yanı sıra geleneksel “yerli kıyafetleri” taşıyan milletvekilleri de yer alıyordu. Bunlardan biri de (İlk Uluslar Asamblesi Ulusal Şefi) Şef Phil Fontaine idi. Fontaine ise, konuşmasında şunları söylüyordu: “halklarımız, tarihimiz ve mevcudiyetimiz Kanada’nın özüdür. Bizi kimliğimizden soyma girişimleri bizi derinden yaraladı, ama bütün Kanadalıları da yaraladı ve bu ulusun karakterini yoksullaştırdı. Şimdi üstümüze düşen görevlerde tereddüt etmemeliyiz. Tarihin sunduğu bu açılımdan cesaret alarak birlikte bu ırkçı kâbusa bir son vermek mümkündür. Yatılı okullardan anılarda kalanlar, bazı zamanlar ruhlarımıza zalim bir bıçak gibi saplanmakta. Bu gün bize bu acıları geride bırakmak için yardımcı olacak. Ancak bu, daha da önemli bir şeyi; bizimle Kanada’nın geri kalan kısmı arasında saygın, ve böylelikle daha da özgürleştiren bir ilişkiyi işaret etmektedir!..”
* * *
Bu konuşmanın yapıldığı günde ve saatlerde, 1915 yılında büyük acılara, kıyımlara, yok oluşlara, katliamlara yol açan “Büyük Felaket”e maruz kalan Ermeni’lerden “özür dileme” kampanyasını başlatan binlerce Türkiye yurttaşına, devletin resmi ağızlarından ve “milliyetçi” odaklardan bir ‘linç’kampanyası yürütülüyordu. 

Bir başka koldan da, hiçbir şekilde “resmi” kıyafet dışında farklı bir (yerel) giysi ve renk ile girilemeyen TBMM’de, 2009 Bütçe görüşmelerinde (kapatılma tehdidi altındaki) Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekillerinin sarf ettikleri bazı Kürtçe sözler Meclis tutanaklarına "bilinmeyen dil" olarak geçiyordu. İçişleri Bakanlığı ise, Kürtçe "cejna ve piroz be" (bayramınız kutlu olsun) yazılı kutlama kartı hazırladığı için belediye başkanları hakkında soruşturma başlatıyordu... 

* * * 

1915’te öyle, 2009’da da böyle... 

 

 



2008 yılının Şubat ayında Avustralya Parlamentosu, tüm Avustralyalılar adına, Avustralya hükümetlerinin kendilerinde ''derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan'' geçmişteki uygulamalarından dolayı ‘Aborjin’ lerden (Avustralya yerlilerinden) özür dilemiş ve, "onurlu bir halk ve onurlu bir kültürün karşılaştığı küçük düşme ve yıkımdan dolayı özür diliyoruz..." demişti. 

Gündemin ışık hızı ile değiştiği Türkiye’de arada yakaladınız da, gözünüze ilişti mi bilmem. Kanada hükümeti de, geçtiğimiz hafta Başbakanın ağzından ‘yerlilerden’ özür diledi. Kanada Başbakanı Stephen Harper, geçen yüzyılda zorla Hıristiyan okullarına alınan binlerce yerliden resmen ‘devleti adına’ özür diledi. Çünkü, Kanada, çoğunlukla küçük yaşta çocukları evlerinden, ait oldukları topluluklardan zorla çekip alan bir eğitim sistemi geliştirmişti. O uygulamada çocuklar yeterince beslenmedi, giydirilmedi, barındırılmadı ve hatta buralarda ‘cinsel istismara’ uğradı. Hepsi, ebeveynleri büyük ebeveynleri ve ait oldukları toplulukların bakım, kılavuzluk ve şefkatinden mahrum bırakıldı. Ülkenin ilk uluslarına ait olan ‘İnuit’ve ‘Metis’ dilleri ve kültürel ananeleri de bu okullarda yasaklandı. Trajik bir şekilde yatılı okullara katılan bu çocukların bazıları öldü. Bazıları ise, bir daha evlerine dönemedi..." Başbakan Stephen Harper işte bu nedenle, parlamentoda yaptığı konuşmada ‘özür diledi’ ve şunları söyledi:“Hükümetimiz, bir "özür"ün eksikliğinin, yaraların sarılacağı ve karşılıklı anlayışın sağlanacağı yolda bir engel olarak durduğu gerçeğini kabul ediyor. Bu sebeple ben Kanada Hükümeti ve bütün Kanadalılar adına, ülkemizin yaşamında merkezi bir rol oynayan bu mecliste, önünüzde Kanada’nın yerli yatılı okul sistemindeki rolünden dolayı Yerli halklarından özür dilerim.” 

Kanada Parlamentosu’nun “özür dileme” oturumunun yanı sıra, oturumu yansıtan fotoğraf kareleri de bende çok ilgi uyandırdı. Parlamentoda kravatlı, ceketli erkekler ve bildik giysili kadınların yanı sıra geleneksel “yerli kıyafetleri” taşıyan milletvekilleri de yer alıyordu. Bunlardan biri de (İlk Uluslar Asamblesi Ulusal Şefi) Şef Phil Fontaine idi. Fontaine ise, konuşmasında şunları söylüyordu: “halklarımız, tarihimiz ve mevcudiyetimiz Kanada’nın özüdür. Bizi kimliğimizden soyma girişimleri bizi derinden yaraladı, ama bütün Kanadalıları da yaraladı ve bu ulusun karakterini yoksullaştırdı. Şimdi üstümüze düşen görevlerde tereddüt etmemeliyiz. Tarihin sunduğu bu açılımdan cesaret alarak birlikte bu ırkçı kâbusa bir son vermek mümkündür. Yatılı okullardan anılarda kalanlar, bazı zamanlar ruhlarımıza zalim bir bıçak gibi saplanmakta. Bu gün bize bu acıları geride bırakmak için yardımcı olacak. Ancak bu, daha da önemli bir şeyi; bizimle Kanada’nın geri kalan kısmı arasında saygın, ve böylelikle daha da özgürleştiren bir ilişkiyi işaret etmektedir!..”
* * *
Bu konuşmanın yapıldığı günde ve saatlerde, 1915 yılında büyük acılara, kıyımlara, yok oluşlara, katliamlara yol açan “Büyük Felaket”e maruz kalan Ermeni’lerden “özür dileme” kampanyasını başlatan binlerce Türkiye yurttaşına, devletin resmi ağızlarından ve “milliyetçi” odaklardan bir ‘linç’kampanyası yürütülüyordu. 

Bir başka koldan da, hiçbir şekilde “resmi” kıyafet dışında farklı bir (yerel) giysi ve renk ile girilemeyen TBMM’de, 2009 Bütçe görüşmelerinde (kapatılma tehdidi altındaki) Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekillerinin sarf ettikleri bazı Kürtçe sözler Meclis tutanaklarına "bilinmeyen dil" olarak geçiyordu. İçişleri Bakanlığı ise, Kürtçe "cejna ve piroz be" (bayramınız kutlu olsun) yazılı kutlama kartı hazırladığı için belediye başkanları hakkında soruşturma başlatıyordu... 

* * * 

1915’te öyle, 2009’da da böyle...