CHP'de olup bitenler ve toplumdaki yönelim...

 Yalçın Ergündoğan - 07/11/2010 13:56:40 (447 okunma)



CHP'de olup bitenler ve toplumdaki yönelim...

Arasında 'demokrasi' olmayan Kemalizmin 6 oku CHP'nin şaşmaz ilkelerini belirliyorken, anti-demokratik Siyasal Partiler Yasası'nın belirlediği parti faaliyeti içinde anti-demokratik parti tüzükleri içinde en gerici ve anti-demokratik olanına sahip CHP, nasıl yenilenmiş oldu' sorusu zihinleri karıştırmayı sürdürüyor. Değişimin(!) mimarı, Kılıçdaroğlu, ancak, malum bir bel altı darbesiyle devrilebilmiş olan CHP'nin değişmez Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, sicili malum Yargıtay Baş Savcısının ve yine zihniyeti malum Sabih Kanadoğlu'nun desteği ile, bir darbeyle geldiği koltukta, yeni bir 'darbe' ile önceki darbeyi kolaylaştıran gücü (Erbakan ve ekibinin bile ilham aldığı 'delege oyunları ustası' Önder Sav'ı) tasfiye etti. İttihat ve Terakki geleneğinin sürdürücüsü CHP'de bir birini izleyen bu darbelere neden olan ise apaçık ortada: Yaklaşan Genel Seçimler. Peki, 'askeri vesayet rejiminden' pek memnun görünen CHP ve ona egemen olan (aynı zamanda eskiden devletin tamamına, şimdiyse devletin bir kesimine egemen olan) zihniyet, neden bu değişiklikleri yapmak için debeleniyor. Cevabı aslında çok açık. 12 Eylül Anayasa Referandumu'nun sonuçları. Referandumda 'Boykot' ve 'Evet' diyenlerin toplamının açıkça askeri vesayete 'dur' demeleri, artık önlenemez 'Yeni bir Anayasa' ve 'değişim' talepleri. Yetmez ama, Evet' güçlerinin toplumsal dinamikleri hareketlendirme, politizasyonu yükseltme çabalarının başarı kazanması ve toplumda geri döndürülemez karşılık bulması.

DEVLET OPERASYONUNU ANLAMAYA ÇALIŞALIM

Darbelerin ve darbeci zihniyetin partisi CHP'de son darbe nasıl gerçekleşti?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekim ayının son günlerinde bir yazı İle 2008 Yılında yapılan Tüzük Değişikliği'nin yürürlükte olduğunu, buna göre uygulama yapılması gerektiğini bildirdi.

Yargıtay Cumhuriyet Baş savcılığı'nın bu pası ile, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun Parti Meclisi içinden 'yeni tüzük' uyarınca 13 genel başkan yardımcısı ile bir Genel Sekreter seçmesinin gerektiği vurgulandı.

Oysa, CHP, 2008 yılında gerçekleştirdiği Tüzük Kurultayı'nda tüzük değişikliğine gitmiş ve değişiklik ile 20 kişilik Merkez Yönetim Kurulu'nun yapısı değiştirilmişti. Tüzük değişikliğinin yürürlük tarihi ise Parti Meclisi kararına bırakılmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkan seçildiği bu yılın Mayıs ayında yapılan 14. Olağanüstü Kurultay'da ise tüzük değişikliğinin yürürlük tarihi ertelenmişti...

İşte, CHP'de Önder Sav'ın tasfiyesine olanak sağlayan 'darbe' Yargıtay'ın bu dayatması ile gerçekleşmiş oldu. Deniz Baykal ve Sabih Kanadoğlu gibi isimler sundukları sundukları fiili ve fikri destekle bu 'operasyonun' yolunu açtılar. Süleyman Demirel'in 'manevi oğlu, kısa bir dönem öncesinin Demokrat Parti (DP)'nin Genel Başkan adayı, Ergenekon'un avukatı, sonradan olma CHP'li faşizan söylemli Süheyl Batum'un CHP'nin hem sözcüsü hem de Genel Sekreteri olması CHP'deki değişimin nasıl bir şey olduğunun göstergesi.

Küçülen, bölünen, sadece yüzler ve siyasi aktörler değiştirilerek CHP'nin yok olmamak için çabalamasının nereye evrileceğini zaman gösterecek elbette.

Ama apaçık görünen bir olgu var ki, o da artık toplumun geri döndürülemez bir noktaya geldiği.

TÜRKİYE ARTIK GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ BİR YOLDA

MHP'nin militer, barış karşıtı bir söylemle yürüttüğü referandum kampanyası dilinin ve yaklaşımının kendi seçmeninden gördüğü tepki, özellikle de yıllardır açık destek gördüğü seçim bölgelerinde uğradığı hezimet de değişim taleplerinin toplumda ne denli içselleştildiğini ortaya koydu.

Demokratik Toplum Partisi (DTP)'nin yasaklı Milletvekili, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Aysel Tuğluk'un, bir süre önce kesildiği yönünde haberler çıkan ‘Öcalan’la devlet arasındaki görüşmelerin’ devam ettiğini açıklaması, Öcalan'ın ifadesi ile de, 'sürecin diyalogdan, müzakereye doğru yöneldiğinin' kamuoyuyla paylaşılması da bu sürecin işaretlerinden. Ciwaken Kurdistan (KCK) / 'Kürdistan Topluluklar Birliği 'Yürütme Konseyi Başkanlığı'nın 2011 Milletvekili Genel Seçimlerine dek 'eylemsizlik, çatışmasızlık' kararı da işareti pekiştiren olgulardan.

Her ne kadar Referandum sürecindeki kampanyalarda 'Yetmez ama, Evet' diyen yazar ve sanatçılara yumurta ve yağlı boya atılmış olsa da, bir söyleşide konuşmacıların masasına 'idam urganı' atılsa da, hatta Taksim'de 'provokatif bomba' patlatılsa da, yarattığı etki gücünün zayıflığı; toplumdaki istemin ve algının işaretlerinden.

Kuruluş yıldönümü olan 6 Kasım'a doğru yükselen YÖK protestolarında dillenen ağırlıklı olarak aralarında devrimci sosyalistlerin bulunduğu, yeni öğrenci talepleri de bu değişimin bir diğer göstergesi aslında: "Anadil içeri, polis dışarı!", "Yetmez, Parasız eğitim", "Başörtüsü içeri, YÖK dışarı!", "Yetmez, Zorunlu din dersine son!.."

Kim ne derse desin, hangi 'sol kafa' tersini iddia eterse etsin; gelinen nokta, 'Boykot' oylarıyla birlikte yüzde 65'lere varan 'değişim iradesinin' net bir şekilde çizdiği rotadır bu...



 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 



 ‘bugün senin bayramın’