CHP içinden bir çıkış: Anti-faşist mücadele ve sol siyaset!

 

İnsanlık tarihi boyunca, savaşlara karşı tutumlar hep birer test konusu olmuş, “turnusol kağıdı” işlevini görmüştür. Kişilerin, grupların, medyanın, siyasal partilerin gündelik hayattaki tutumlarının kolayca ele vermediğini; zor zamanlarda, milliyetçi savaş rüzgârlarının estirildiği dönemlerde aldıkları tutum kolayca ortaya çıkarıverir. Türkiye’de de durum elbette aynı sadelikte. Şu sıralar, bir kez daha solcunun, sosyal demokratın, liberalin, sosyalistin, komünistin söylem ve eylem birliğini test etme ortamındayız yine…

Afrin harekâtı karşısında “barış” sözcüğünün ağıza alınmasının“suç” sayıldığı OHAL’li günlerin de olağanüstü günlerinden geçiyoruz.

Hem temsil ettiği kitle, hem de “ana muhalefet”i temsiliyeti açısından siyasal alanda önemli bir yer kaplayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin içindeki kıpırdanmalar, ister istemez toplumun/ülkenin geleceğini ilgilendirdiği ölçüde önem taşıyor.

Bu nedenle CHP’yi hep göz ucuyla takip etmeye çalışıyor, zaman zaman üzerinde durma ihtiyacı hissediyorum.

 

Hamasi savaş ve ırkçı/milliyetçi naralardan başka seslerin çıkmasına olanak tanınmayan Türkiye ortamında (umutsuz vaka olarak algılansa da) CHP’deki gelişmeler, iç dinamiklerin dizilişi bakımından da göz ardı etmemeyi gerektiriyor.

Mesela, üzerinde durulmasını gerektiren CHP içindeki en önemli gelişme bence, geçtiğimiz günlerde CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner tarafından kurultay öncesi delegelere, “Kurultay ve gelecek için açık çağrı” başlığıyla yayınladıkları metin. Ama bu metinden önce kısaca diğer bazı önemli gelişmelere de beraberce bir göz atmak istiyorum.

UMUT ORAN İSTİFA MI ETTİ, DIŞLANDI MI?

Bunlardan biri, CHP’li Umut Oran’ın, üç yıldır sürdürdüğü Sosyalist Enternasyonal'in başkan yardımcılığı görevinden "SE, Suriye'deki Yeni İnsani Felaket Konusunda Uyarıyor" başlıklı açıklamaya tepki göstererek istifa ettiğini açıklaması meselesi.

Ben, bu “istifa” açıklamasını biraz komik ve gecikmiş buldum. CHP’nin mevcut yönetimi zaten Sosyalist Enternasyonal’in “sosyal demokrat normları”nın çok uzağında. Bunun ötesinde izlediği siyasi çizgi bakımından Umut Oran’ın o örgütte -hele bir de başkan yardımcısı olarak- yer alıyor olması zaten başından beri çok “sırıtan” komik ve eğreti bir durumdu.

Yine de Umut Oran’ın yaptığı “istifa” açıklamasına bir göz atmadan geçmeyelim: “…2015 yılından beri üzerimde taşıdığım Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığı görevimden Enternasyonal tarafından 25 Ocak 2018 gece yarısında yayınlanan “SE, Suriye’deki Yeni İnsani Felaket Konusunda Uyarıyor!” başlıklı açıklama sebebiyle istifa ediyorum. Zira Mehmetçiğin Türkiye’yi tehdit eden terör örgütlerine karşı mücadelesinde haklı olduğuna ve hiçbir gerekçenin eli kanlı terör örgütlerine karşı mücadeleye darbe vurmaması gerektiğine inanıyorum. Açıklanan metnin bölgede yaşanan süreçleri doğru analiz etmediğini, emperyalist ülkeler ABD ve batı tarafından sınırsızca silahlandırılan, her türlü eğitimle yetiştirilen terör örgütü PKK/YPG’yle ilgili uluslararası toplumu doğru bilgilendirmediğini ve Suriyelilerin tamamının söz hakkı olan Suriye Devleti’nin bütünlüğünü yeterince gözetmediğini düşündüğüm için “kabul edilemez buluyorum." (27 Ocak 2018, Artigercek.com)

Umut Oran’ın açıklamasından sonra, HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün değerlendirmesine de bakmayı ihmal etmeyelim tabii. Kürkçü yaptığı açıklamada; "Oran, Sosyalist Enternasyonal'in savaş çabalarını desteklemek yönünde olması gerektiğini düşünüyor" dedi. Oran'ın açıklamasının gerçeğe uygun olmadığı kanaatini taşıdığını ifade eden Kürkçü"Büyük olasılıkla istifaya zorlanmış. Çünkü CHP'nin bu konudaki tutumu esasen Sosyalist Enternasyonal'in geleneklerine başından beri aykırı. Esasen Kürtlerle ilgili her konu, Kürt sorununun barışçıl çözümüne ilişkin her konu oradaki temsilci tarafından aykırı bir tutumla karşılandığı için bu görevden ayrılması her iki taraf için de uygun görülmüş olabilir.” Barışın Sosyalist Enternasyonal'in temel ilkesi olduğunu, savaşa dayalı bir enternasyonalizmden söz edilemeyeceğini anlatan Kürkçü, “CHP'nin barışçıl bir siyaset izlemediği için kaçınılmaz olarak Sosyalist Enternasyonal ile bir karşıtlık içinde olduğunu” da değerlendirmesine ekledi.

“ARKANIZDAYIZ AMA, BAZI RİCALARIMIZ VAR”

“Umut Oran vakası”ndan önce bir de atlamamamız gereken CHP’nin “Altaylı vakası” var. Hükümete tam destek veren, sımsıkı arkasında duran CHP, bu sefer de Grup Başkanvekili Engin Altay aracılığıyla hükümete bazı ricalarını iletmeyi ihmal etmiyor. Somut konuşuyor Altaylı. Hükümetten 4 şey istiyoruz diyor ve sıralıyor taleplerini. Sıkı durun:

Bir, samimi olun. Mutlaka samimi olun. İki, askeri ve diplomatik bütün angajmanlarınızı en azından ana muhalefetle paylaşın. Üç, dikkatli olun. Stratejik hatalar yaparak Mehmetçiğin büyük kayıplar vermesine yol açacak büyük kayıplardan sakının. Dört, her zaman söylediğimiz, olması gerekeni bir kere daha söylüyoruz terörle katı mücadele ederken eş zamanlı olarak Türkiye'nin Kürt sorunu çözümüne yönelik yapıcı adımlar atın, atalım. Bütün siyasi partiler birlikte atalım…” (26 Ocak 2018, Cumhuriyet.com.tr)

“Bu CHP’den bir şey olmaz”“umutsuz vaka” değerlendirmelerine fazlasıyla hak verdirecek bir gelişmeye daha dikkatinizi çekmek isterim.

Bundan önce bu köşede, CHP’yi değerlendirdiğim makalelerimde zaman zaman CHP’ye girer girmez kendisini Genel Başkan Yardımcılığı koltuğunda buluveren bir kişiye dikkat çekmiştim. [İlgilenenler için BAKINIZ:

Aslında rejimin en sağlam dayanağı kim?

Eyyy CEHAPE, hepsini alma, birazı kalsın bari…

CHP’ye ‘ti borusu’ çaldırtan Saray korkusu…

Bu günlerde “Afrin harekâtı”nın da tetiklemesiyle, son yıllarda yaşananlarla iyice çözülme sürecine giren pek çok kurum gibi, CHP’de bir de “Öztürk Yılmaz vakası” yaşandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “ÖSO’nun kaynağı El Kaide’dir”şeklinde açıklama yapan  CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’a tepki gösterirken  bazı“sırları” da ifşa edivermiş oldu.  Çavuşoğlu; “Bana gelip‘Bu bakanlıkta bir tek Ak Partili varsa benim’ deyip yalvaran bir zavallı” diye niteliyor Yılmaz’ı.

Çavuşoğlu’nun tepkisinde önemli ayrıntılar da var. Kamuoyunda bir “muamma” olarak aydınlatılmayı bekleyen Sayın Öztürk Yılmaz’ın Musul başkonsolosluğu döneminde İŞİD tarafından “rehin” alınma sürecine dair kendince bilgileri de faş ediveriyor.

Burada, sözü Çavuşoğlu’na bırakalım: “Başka bir şey daha söyleyeyim ben size. Musul başkonsolosluğumuz DEAŞ tarafından ele geçirilince bu zat, bana bunu oradaki korumalar, özel harekâtçılar ve çalışanlar söylüyor, ifadelerinin kayıtları da bakanlıkta, korkusundan ‘Başkonsolos ben değilim’ diyen bir korkak bu. Ya, biz bunları yani kimseye saldırmamak, uğraşmamak için bugüne kadar söylemedik. Ama sen benim teröre karşı mücadelemde beni zayıf düşürmek için böyle alçakça açıklamalar yaparsan ben de bunları söylerim. Tüm Türkiye bilsin.” (27 Ocak 2018, Diken.com.tr)

Tüm bu sıraladığım olumsuzluklar arasında aktarmayı sona bıraktığım “umut dolu” bir girişim olarak biraz olsun içimizi ferahlatabilecek bir gelişme de yaşandı CHP içinde.

İstanbul İl Başkanlığı’na Dr. Canan Kaftancıoğlu gibi demokrat kimliği ile tanınan, bundan ötürü de Saray’ı telaşlandıran bir kişinin seçilmesinden sonra bu kez de İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner’in Büyük Kurultay öncesi delegelere yaptıkları çağrı ümit verici oldu. Bu iki isim, parti politikalarını kökten eleştiren ve değişiklik öneren bir çıkış yaptı.

“CHP SİYASETSİZLEŞTİRİLDİ, BU YÖNETİM TARZI OLDU”

Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner'Kurultay ve gelecek için açık çağrı' başlığıyla yayınladıkları metinde, olağanüstü koşullara uygun olağanüstü bir muhalefet örgütlenmesi gerektiğini belirtilerek, "Meclis’te aktif boykot, Meclis çalışmalarından çekilme ve benzeri demokratik araçlar parti kurullarında ciddi şekilde değerlendirilmeli”diyerek seslerini yükseltiyorlar ve partililerden destek istiyorlar. Kurultayın basit ”sen/ben” delege oyunlarıyla geçmemesi için çaba gösteren Böke ve Cihaner bir de web sitesini yayına sokmuşlar.

www.gelecekicin.biz sitesinde yayınlanan, CHP’nin kritik dönemeçlerdeki tavırlarını eleştirdikleri açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday belirlenmesinden, savaş tezkerelerine ilişkin tutuma, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecindeki tavırdan, Yenikapı mitingine ilişkin duruşa” CHP’nin siyasetsizleşme sürecinin kalıcı bir politik çizgi ve yönetim tarzı haline geldiği tespitini yapıyorlar. Önemli tespitler var deklarasyonlarında:

“Devletler, sınırlar, kurumlar, kimlikler, değerler alt üst oluyor. Yeni dünya düzeni; şiddet, terörizm, göç, iklim değişikliği, artan eşitsizlikler, emeğin kazanılmış haklarının geriletilmesi, kimlik siyasetinin ön plana çıkmasıyla dönemimize damga vurdu. Ancak bu hegemonya çöküyor. Egemenler bu çöküşü, otoriter rejimler inşa ederek ve aşırı sağı güçlendirerek ertelemeye çalışıyor. Bir yandan da bu çöküş, ezilenlerin ve sömürülenlerin, sol değerler etrafında örgütlenmesiyle daha eşit, daha özgür, daha demokratik bir geleceğin kurulması için de tarihsel bir fırsat yaratıyor."

CHP’YE ANTİ-FAŞİST MÜCADELE VE SOL SİYASET ÖNERİSİ

"…Meclis işlevsizleştirilmiş, Anayasa fiilen yok edilmiş, parti genel başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklu. Ülkemizin nerede ise yarısı yerel yönetimlerde demokratik temsil hakkından yoksun kalmış durumda" tespiti yaptıkları açıklamalarında; "Ancak umut büyük. Saray’ın, devletin bütün olanaklarını kullanarak Cumhuriyet devrimlerine saldırmasına ve baskısına rağmen toplumun tüm ilerici kesimleri, en somut örneklerini Gezi’de“Hayır” iradesinde, Adalet Yürüyüşü’nde gördüğümüz bir karşı duruş sergiliyor; başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet devrimlerinin kazanımlarını koruma iradesini gösteriyor. Gelinen noktada, bu iradenin, bir kurucu siyaset olarak inşa edilmesi sorumluluğu önümüzde duruyor. Bu siyaset, kapsayıcı bir sosyal demokrat programa ve anti-faşist mücadelenin gerektirdiği örgütlenmeye dayanmalı. Zamanın ruhu dünyayı ve Türkiye’yi sağ siyasetin değerleriyle okuyan değil, sosyal demokrasinin ilkeleri ışığında, sınıf temelli, emekten yana, kendi ideolojik çizgisi ve toplum talebi konusunda net bir sol siyaseti çağırıyor" ifadeleri yer alıyor.

Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek…

* * *

MUSTAFA SUPHİ VE YOLDAŞLARI İLE MARİA’YA SAYGIYLA…

Aslında “faili belli” siyasi cinayetlerin ilklerinden biridir. 1921 yılının 28 Ocak'ı 29'a bağlayan gecesi Karadeniz'de topluca katledilen ve cesetleri kaybedilen tarihi Türkiye Komünist Partisi (TKP)'nin kurucusu ve ilk Genel Sekreteri Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı ile Suphi’nin eşi Maria’yı derin bir saygıyla anıyorum…

15’ler olarak tarihe geçen bu vahşi siyasi katliamın belki de en utanç verici yanı Maria’ya yaşatılanlardı.

Mustafa Suphi’nin eşi Meryem Suphi(bazı kaynaklara göre Maria, bazılarına göre ise; Semiramis) katliamı örgütleyen katil Yahya’ya ödül/ganimet olarak rejimce 'kapatma' yapılması için “hediye” edilmişti.

Alçak katil Yahya da daha sonra“Rizelilere hediye ettik” diyerek Maria’yı başkalarına devretti. Bazı kaynaklara göre; Maria 60 yaşına kadar eziyet çeke çeke yaşadı ve “oturak alemi” denilen dönemin‘toplu seks partileri’nde bir gece bıçaklanarak öldürüldü…

 

* * *

"1921 / Kanunisani 28 / Karadeniz / Burjuvazi / Biz / Onbeş kasap çengelinde sallanan / Onbeş kesik baş / Onbeş arkadaş / Yoldaş / Bunların sen isimlerini aklında tutma / fakat / 28 Kanunisaniyi unutma..." / Nazım Hikmet