Hep beraber biçimlendiriliyor muyuz?

Yalçın Ergündoğan - 05/12/2008 21:52:19 (255 okunma)



Hep beraber biçimlendiriliyor muyuz? 

Geçenlerde kitaplığımı düzenliyordum., Binbir zahmet, eziyet ve çaba ile koruyup, bugünlere getirdiğim kitaplarımdan çok eskilerde okuduğum bazılarını da yeniden elime alıp, sayfalarını karıştırmıştım. (“Kitap bu, ‘binbir eziyetle’ nasıl korunur?” diyebileceklere hemen hatırlatayım ki, ‘darbeler’, ‘sıkıyönetimler’ kuşağının mensupları için en tehlikeli madde olarak kabul edilen “kitap”ları, o zamanlardan bu günlere muhafaza edebilmek bile başlı başına bir “kahramanlık” işi sayılır bu memlekette.) Kitaplığımı düzenlerken elden geçirdiklerim arasında biri vardı ki, o yıllarda elden ele dolaştığından hayli yıpranmıştı. O da elbette, Victor Serge’in “Militana Notlar” kitabından başkası değildi. Dünyaya paralel olarak Türkiye’de siyasetin ve muhalefetin sıcaklığının yükseldiği yıllardı. DEV-LİS üyesi iken ‘ağabeylerin’ önerdiği bu kitapla 1968 yıllarındaANT Yayınları ile tanışmıştım... Dinle Yankee (Wright Mills), Savaş Anıları (Che Guevera), Mavi Gözlü Dev (Zekeriya Sertel) gibi daha bir kaçı, hâlâ kitaplığımda koruyabildiğim ANT kitaplarından... 

Kitapların kapakları da aslında, görmeyenler için ayrıca anlatmaya değer güzellikte... Ant Yayınevi, 1967'den darbe sonrası kapatıldığı 1971'e kadar bir sosyalist dergi ve 50'den fazla kitap yayınlamış. Yayınevinin kurucuları İnci Tuğsavul Özgüden ve Doğan Özgüden’e yazdıkları ve yayınladıkları yazılardan dolayı haklarında 50'den fazla dava açıldı. 300 yılı aşkın hapis cezası talebiyle tehdit edildiklerinden 1971 askeri darbesinden sonra Türkiye'den ayrıldılar. Avrupa'da diğer muhalif sürgünlerle birlikte “Demokratik Direniş Hareketi”ni kurarak cunta rejimine karşı kampanyalar yürüttüler. 1974’den beri Belçika/Brüksel’de Türkiye üzerine yayın yapan İnfo-Türk Ajansı’nı yönetiyorlar. (www.info-turk.be) 1971 faşist darbesinden otuz yıl sonra, cuntacı generalleri eleştiren yazılarından ötürü Doğan Özgüden hakkında yeni bir dava açıldı. Mahkeme de sınır kapılarına, kendisinin Türkiye'ye girer girmez tutuklanması bildiriminde bulundu... İnsanın gayri ihtiyari “Hey gidi Türkiye rejimi heyy!.. Nelere kadirsin sen?” diyesi geliyor değil mi?. (Kimler ve neler ellerini kollarını sallayarak sınır kapısından, oradan, buradan Türkiye’ye girerken; “cuntacıyı eleştireni” memleketine sokmamak, girmeye çalışırsa da apar topar zindana atmak için harcanan özel gayret, takdire şayan...) Tabii, Özgüden’in peşini bırakmıyor rejim. Daha sonra TCY'nin 301. maddesine göre dava sürdürülüyor.Son olarak da, gafil davranıp Türkiye'ye girmeye kalkarsa, girişinde tutuklanarak mahkemeye sevk edilmesine kadar dava askıya alınıyor... 1960’lı yılların ortasında Türkiye’nin günlük kitlesel sol gazetesi olarak yıldızını parlatan Akşam Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Doğan Özgüden, bugün yeniden malûm çevrelerce hedef tahtasına oturtulmak, ‘linç’edilmek isteniyor. 

TOPARLANMA VE CANLANMA 

Ergenekon soruşturması, dalga dalga gelen gözaltılar, tutuklamalar, kamuoyunun yükselen baskısı, belli bir dönem o cephede sanki bir ‘sessizliği’egemen kılmıştı. Aradan geçen zaman, süreçte yaşanan tavsama, esas itibariyle de soruşturmanın daha derinleştirilmesinde yaşanan duraksama, sanki sessizliği yeniden bozdu. Bir toparlanma sağladı. ‘Malûm cephe’ de sesini yükseltmeye başladı. Ses yükseltmek, kamuoyunu yönlendirmeye çalışmaya kalkışmanın yanı sıra fiili eylemlilik icraatlarının işaretleri de veriliyor sanki... Bu eylemlilik işaretlerinden biri de Doğan Özgüden’in şahsını hedef almış vaziyette. 22 Kasım’da Yeniçağ gazetesi tarafından Türkiye medyasının diz çöktürülemeyen onurlu, yüz akı Doğan Özgüden’e yönelik başlattığı kampanya hem Türkiye’de hem de uzantılarınca yurt dışında sürüyor. Kampanyada anlaşılmayacak bir şey yok da. İşin ilginç ve dikkate değer yanı, bir gazeteci meslek örgütü olan Gazeteciler Cemiyeti’nin bu kampanyanın (Özgüden’e ‘meslekte 50 yıl’ teşekkür belgesi verdi diye) hedeflerinden biri haline getirilmesine günlük yazılı basından ve görsel medyadan da, hiç ses çıkaranın olmaması. Durum, hep beraber ‘biçimlendiriliyor muyuz’ sorusunu akla getiriyor kuşkusuz. 

TOPLUMU BİÇİMLENDİRME 

Taraf gazetesince ele geçirilip Haziran 2008’de yayınlandığında bazı çevrelerce dudak bükülmüştü. Planın içeriğinden çok mesele Taraf Gazetesi’nin nasıl ele geçirdiği gibi konulara çekilmek istendi. Oysa, sade gözle bile yürürlüğe girdiği belirtilen tarihten (Eylül 2007) sonraki olaylar ve gelişmelere bakıldığında planın varlığı “iddia” edildiği şekliyle doğrulanıyordu. Zaten dişe dokunur bir yalanlama da yapılmamıştı. Taraf’ın internet sitesinde söz konusu planı bulup göz gezdirmek hâlâ mümkün. Taraf’ın duyurduğu başlıkla ifade edersek sözünü ettiğimiz belge, “Genel Kurmay’ın Türkiye’yi biçimlendirme planı” yani “Bilgi Destek Planı ve Faaliyet Çizelgesi”... 

Bilgi Destek Planı’nın “esaslar” başlığı altındaki, planın amacı bölümünde, “kamuoyunu TSK’nın hassasiyet gösterdiği konularda kendi çizgisine getirmek, TSK hakkında yanlış fikirlerin gelişmesine mani olmak ve TSK içinde fikirde ve eylemde birlik ve beraberliği sağlamak” olarak açıklanıyordu. Aynı bölümde, amaçları hayata geçirmeye yönelik de “diğer kurumlarla çatışmaya girilmemesi ve ‘günlük siyasete müdahale ediyor’ görüntüsü verilmemesi” gerektiğinin altı çiziliyordu.


Hatırlayalım, Taraf’ın yayınladığı planın yazı konumuzla ilgili bazı bölümleri şöyleydi: 

» “Kamuoyu oluşturma gücüne sahip bulunan üniversiteler, üst yargı organları başkanları, basın mensupları, sanatçılarla temasın muhafaza edilmesi suretiyle, bu kişilerin TSK ile aynı paralelde hareket etmelerinin sağlanması,..”

»”Basın mensupları ve medya kanalları düzenli temasla yönlendirilecek ve yandaş kılınacak,..”

» “TSK’yı yıpratmayı amaçlayanlar hakkındaki bilgilerin uygun medya kanalları kullanılarak kamuoyuna yansıtılması. Kamuoyunun bilgilendirilmesi için uygun medya organları, uygun yöntemlerle etkin olarak kullanılacaktır,..”

» “TSK ile benzer dünya görüşü olduğu bilinen sanatçı ve yazarlara öncelik verecek şekilde, seçilecek temaları işleyecek eserlerin hazırlatılması ve böylece hedef kitlelerin bilgilendirilmesi sağlanacaktır. Bu kapsamda bazı sanatçı ve yazarların desteklenmesi ve ön plana çıkarılması sağlanırken, TSK karşıtı fikir ve eylemleri ile bilinen sanatçı ve yazarların yıpratılması hedef alınacaktır...”
 

* * * 

Toplumun iradesi ve istemi dışında demokrasiye aykırı faaliyetlerle toplumu kendi istemleri doğrultusunda ‘biçimlendirme’, seçimle işbaşına gelmiş hükümetleri alaşağı etme, ‘iktidarı doğrudan ele geçirme’, darbeye giden yolların taşlarını döşeme faaliyetlerinde her yolun geçerli sayıldığını toplum düne göre, artık daha net görüyor. ‘Hep beraber biçimlendiriliyor muyuz?’ kuşkumuza karşı, böyle umut etmek istiyoruz. Ya da buna inanmak istiyoruz...